PhotobucketTELİF HAKLARI / "Bu Blog İnternet sitesindeki eserlerin, 05.12.1951 tarih ve 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU uyarınca eserden kaynaklanan mali ve manevi hakları eser sahiplerine aittir, izinsiz kullanılamaz." />>devam


5 Ağustos 2007 Pazar

Sevdakâr ÇELİK'ten bir MİZAH ÖYKÜSÜ- “Yolu açmış olmak için hadi ilki bizden olsun.”




DOSTUM NASRETTİN HOCA İLE
RÖPOR-TIRAJJJ!..
..........Yazının başlığına bakıp da hayrete düşmeyesiniz, düş gördüm sanmayasınız!. Mazhar Osmanlık olmadığımıza ve -sağ olsunlar- büyük bir akıllı kitlesi de bizi kendilerinden saydığına göre, aklımızı tepemizden bir karış yukarda bellemeyesiniz!. Hepimizin bildiği şu bizim Nasrettin Hoca’dan söz ediyorum. "Siyah beyaz" çekimlerle vizyona giren fıkralarımızın ünlü jönünden... Ve fıkra fabrikatörü sıfatıyla yedi düvele nam salan Nasrettin Hoca’mızdan...
..........Ve ben, işte o, gülen ve gülünce yanağında güller açan adamla; mankenlerin cirit attığı, işsiz güçsüz playboyların leblebi üzüm yedikleri müstesna ve oldukça tenha bir mekânda oturup “ciddi ciddi” söyleştim, dertleştim. Yüzlerce objektif tarafından adım adım izlendik. Kapıdan kovulunca bacadan giren magazin basınına, maalesef biz de (istemeden) yakayı kaptırdık. (heh he!)..........Hocamız, -magazin muhabirleriyle yaşadığımız bu kaçma kovalamaca manzaralarını görünce-, dedi ki; “Objektifler objektif olsa, göle maya çalmaya gerek kalmazdı!.”..........Görüldüğü üzere, Nasrettin Hocam haklıdır ve üstelik “kendileri yakinimdir.”.......... (...Kahretsin! Desteksiz atmaya biraz erken başladım galiba?).............***
..........Efenim!
..........Hoca’mla randevulaştığımız mekâna “mekân” demeye dilim varmıyor. Öylesine lüks, öylesine şatafatlı ki anlatamam! Hocam artık buraların kurdu olmuş, ama ben alışık değilim. Böyle yerler bana birkaç beden büyük geliyor. Örneğin; ben bu mekâna, gazetecilik sıfatımla bile girmekte zorlandım. Nasrettin Abimin içerden gönderdiği kartvizit sayesinde kapıdan geçebildim.
..........Haksız da sayılmazlar.
..........Bu tip yerlerin kapılarına da “kapı” demek, hem cahillik ve hem de ayıp olur. Görkemli mi görkemli... Gümrük kapısından farkları yok ki birader. Şaka değil; bilsem, pasaport falan çıkartırdım. Ayrıca bu müstesna yere dolmuş ve belediye otobüsüyle gelmenin, bağışlanmaz bir kusur olduğunu da öğrenmiş oldum. Tüm müşteriler buraya Limuzinle gelip, helikopterle ayrılıyorlarmış meğer. Eee, biz ne yapıyoruz? Dolmuşla gelip, “tabanvay”la ayrılıyoruz. Vay babam vay! Olacak şey mi?. Bizimkisi, alenen görgüsüzlük işte.
..........Sipariş almaya gelen garson da beni çok şaşırttı. İngiliz asilzadelerine benziyordu. Saygıda kusur etmemek için ayağa fırladım ve hazır ol vaziyetine geçtim. Hocam eteğimi çekiştirerek oturttu da durumu kurtardık.
..........Ne alırdınız?” dedi garson.
..........Ammaaa, sözcükleri ağzında öylesine bir yuvarlayarak söyleyişi vardı ki; bayıldım, bittim. Kesinlikle Avrupa, Amerika görmüştür bu beyfendi. Benden kaçmaz.
..........Garsonun, ’yeme de yanında yat!’ bir üslupla sorduğu “Ne alırdınız?” sorusunu; “Her zamankinden...” diyerek yanıtladı Nasrettin Ustam.
..........Buraya ilk kez “düşen” birisi olarak ben de, “Her zamankinden...” diyemezdim ya! Çay istemek de ayıp kaçar, bizi küçük düşürürdü...
..........Çevreyle uyum sağlamak adına; “Ayran!” dedim, ama garson anlamakta zorlandı galiba ki; şaşkın şaşkın suratıma baktı. Ne “şaşkın”ı?.. “İfadesiz bir yüzle baktı.” demek daha doğru olur.
.......... (Hımmm!.. Demek ki, son zamanlarda piyasayı AFRİKA KENESİ gibi istila eden bu ‘ifadesiz yüz’ “TRENdleri hep bu garsonun yüzündenmiş... /*Bu harika tespit üzerine ben bi makale döşenirim artık...)
..........En masum yüz ifademi takınıp, Garsona; “Ayran!..” dedim. Bizimkisi, sanki başka bir söz bilmiyormuş gibi;
.......... “Nasıl yaaani?” diye sordu yeniden. Tek fark, “yani”yi biraz uzatmasıydı tabii. (Vallahi bu bey; Avrupa, Amerika görmüştür yav! Üslup süper!).......... “Ayran ayran!.. Soğuk ayran!.. Mümkünse az tuzlu lütfen!” diye, sözümü yineledim. Yinelemez olaydım. Öyle bir kahkaha patlattı ki bizimki, yerin dibine geçtim. Çok da kibar konuşmuştum hâlbuki. Galiba buralarda “ayran”ı bilmiyorlar. Durumu kurtarmak için biraz daha kibarlaşarak;
.......... “Ayran yoksa çay olsun!. Fazla zahmet olacaksa, sallama da olabilir!” dedim ama, belli ki garson beni anlamakta yine zorlandı. Belki de kulakları ağır işitiyordur garibimin. Bu düşünceyle Hoca’mın yüzüne baktım. Anladı beni ve siparişimi bizzat verdi.
..........Siparişleri alan garson, uzaydan gelmiş bir yaratığa bakar gibi bakıyordu suratıma. (Belki de kibarlığımı sevmiştir, belli mi olur?) Masamızdan ayrılmadan önce de pis pis sırıttı. Duyulur duyulmaz bir sesle, “Sallama!” dedi.
..........Gülüyordu.
..........Öyle bir “sallama” deyişi vardı ki hergelenin; kalkıp, “Asıl fırlama sensin lan!” diye gırtlağına yapışmanız mümkündü.
...........* * *
..........Sipariş faciasıyla boğuşurken, bir ara gözümüz televizyon ekranına kaydı...
..........Ekranlarda her gün görmezsek, “Eyvah, acaba başına bi şey mi geldi?” diye meraklandığımız, meraktan yataklara düştüğümüz ve hatta uğruna savaş hazırlıkları yapabileceğimiz 90-60-90’lık bir “sen at!”çımızdı ekrandaki..
.......... “Sen at!”çımız; “Kameraman ben-ni yakalayamaaaz, yakalayamaz!” diye, neşeli kahkahalar atarak kaçıyor(!), paparazziler de onu neşeyle kovalıyordu. (Palavra atıyorsam, namerdim!..)..........Bu kaçma kovalamacaya can dayanamazdı. Görevlerini canla başla, kahramanca ve fedakârca sürdüren kameramanlardan birkaçı hastanelik, birkaçı da telef oldu. Tıknefes olanları ise saymıyorum. Manzara hazin, bense şaşkındım:
.......... “Yav Hocam!” dedim. “Elinden her iş gelen bu değerli sanatçımızı bu kadar neşeli görmemiştim hiç! Magazincilerle de kuzu sarması üstelik. İyi de, her gece TeleVole’de arz-ı endam eyleyen o; üstelik, ‘Özel hayatımıza giriyolar, ciyaaak!’ diye şikâyette bulunan yine o!.. Oysa halinden pek de memnun görünüyor, baksana Hocam!. Bu ne yaman bir çelişkidir, söyler misin? Yoksa bunlarınki danışıklı dövüş mü?”
..........Enseme okkalı bir şaplak indirdi. (Sağ olsun, beni çok sever; samimiyetini hiç esirgemez.)
.........Dedi ki:
.......... “Ulan düdüğüm! (Beni çok sevdiği için ‘Düdüğüm’ der.) Senin su katılmamış saflığına bitiyorum. Ne bu şüphe? Ne demek danışıklı dövüş? Boş zaman değerlendirmek suç mu? Görüyosun, körebe oynuyo gariplerim. Heh heee!”
... .......* * *
..........Sevgili Okuyucum,..........Sakın şimdi; “Ohooo birader, sen sosyETe dedikodusu yazanları solladın! 90-60-90’lık muhabbET ile bu ciddi röportajın ne ilgisi var yani?” demeyin!
.......... Bakın!. Hayatımıza televizyon ve internetin girmesiyle, bu tür eleştiriler bayatladı abiler! (Babam öyle diyo!.)..........Diyo ki;”Röportajın raconunda şu yazar: Yazıya en acaip, en fıttırık, en akla ziyan cümlelerle başlarsan malı götürürsün.” diyo! Diyo ki;”Bir yazıda hafif dekolte şart. Biz dekolteli şeylere bayılırız. Okuruz, seyrederiz, alırız, satarız, yeriz, yutarız, yalarız... Yeter ki dekolte olsun. Yazılan / çizilenlerde ağırbaşlılık artık ‘aut!’ Şimdi böylelerine bol bol ‘muck!’ yapılıyo ve arkadan dolanılıp 2 puan alınıyo!” diyo!... (Babam diyo!.)..........Galiba babam haklı.
..........Hissediyorum ki, “popüler üslup” edinmem sayesinde röportajımıza ilgi yoğunlaştı.
.......... ‘Baba sözü’ dinledik, işimiz rast gitti.
.......... “Sağ olasın Baba!.. Şu an, okunuyoruuuz!.. Evladın her fırsatı değerlendirip, hiçbir zaman yüzünü kara çıkarmayacak!.
..........* * *
..........Okuyucularımı şu an –çaktırmadan- arzu edilen kıvama getirdim. (Benim gibi uyanıklara helal olsun!.)
..........Esas konuya geçiyim di’i mi Baba? Fırsat bu fırsat!.”
.......... * * *..........Teybimin düğmesine basar basmaz; “Hocam, sizinle konuşmak istiyorum!” dedim ya, onun başını kaşımaya vakti mi var!
.......... “Ne söyleyeceksen söyle, kulağım sende...” dedi.
..........Nasrettin Hoca’mız, ördeklerin ötüşüp oynaştığı bir subaşında oturmuş, ekmeğini suya bandırarak yiyordu.
.......... “Afiyet şeker olsun Hocam! Gene subaşına oturup da ne yiyorsun?”
..........Yahu düdüğüm (beni çok sever) sende şu ördek kadar akıl varsa ben neyim! Ne yediğimi görüyorsun ya! Ördek çorbası işte...”
.......... “Çocukların okul giderleri, kira, elektrik, telefon, su faturaları derken, maaş kuş oldu Hocam! Sen ördek çorbası içiyorsun, bense bugün öğlende koccaman bir simit yedim. Yine de açım.”
.......... “Allah efendimize manda şifalığı versin, daha ne yiyeceksiniz, gelin beni de yiyin!”.......... “Herkes sizin gibi fedakâr olamaz ki Hocam! Zorla yemeye de niyetimiz yok! Galiba söze tatsız yanından başladık. İsterseniz gelin bunları bi tarafa bırakıp, sürekli aktüel kalan konularda söyleşelim. Biliyorsunuz, memlekette zaman zaman sizin nüktedanlığınızın pabucunu dama atanlar da çıkıyor. Merakım şu: Bi zamanlar bi Yöm-yök Hoca vardı. Kuyuya bir taş attı, kırk yıldır çıkarılamıyo! Onun sizinle bir yakınlığı, dostluğu var mı? Eğer yoksa, onu nasıl bilirdiniz?”
.......... “Biliyorsun, 80’lerde yurt dışındaydım, neyin nesi olduğunu bilmem Yöm-yök Hoca’nın, ama Allah dağına göre kış verir.”.......... (Şahsen ben, bu sözdeki hikmeti anlayamadım. Neyse, çaktırmayalım.)
.......... “Hocam bir de şu Erovizyon Şarkı Yarışması sorunu var. Bildim bileli, ulusal sorunlarımız arasında hâlâ ilk sıralardaki yerini koruyor. Yıllarca, ‘Hakkımızı yiyolar, hakkımız yenmese ilk üç sıraya kesin gireriz!’ diyerek, yılgınlığa prim vermedik. Sonunda akıl almaz dehamızla 1. de olduk, hem de Türkilizce bir şarkıyla. Olsun! Gururumuz okşandı. Hamamlarımızın çehresi bile bu şarkı sayesinde değişti. Eskiden neydi o; sarmalar, dolmalar, tefler, cümbüşler, Dede Efendiler?. Hamam sefalarımızda bu özgün(!) şarkı(ları)mız çığrılıyo artık. Ne dersiniz?”
.......... “Allah gecinden versin ya, bir insanın öldüğü nesinden belli olur?”.......... “Peki, siz seçici olsaydınız ne yapardınız?”
.......... “Avazım çıktığı kadar bağırırdım: Yangın vaaar!”.......... “Yangın var, yangın var; ben yanıyoruuum! Yetişin a dostlar, tutuşuyoruuum! düm teke dümbür tek! oh oh, yandaaan! Suyundan da koooy! / Şey, afedersiniz Hocam! Bilmeden kaptırdım yine! Şey diyoduk... Ha! Evde bulunmadığınız bir sırada birkaç tefeci, Yenge’anımı kandırıp, paha biçilmez antika eşyalarınızı yürütmüşler. Olayı öğrenince ne dediniz?”.......... “Sizi fırsat yoksulları sizi! Buldunuz ya sahibi ölmüş eşeği, gayrı anasını ağlatın bakalım!”.......... “Hocam, şu dünya ne garip... Şimdi nasıl ki; -zahmetsizce- paradan para kazanmak için ‘BORSA’da oynuyosam, bi zamanlar da bankerleri gözüme kestirmiştim. O zaman bana, “Ne yaman, ne akıllı adam” derlerdi. Bankerler tüyüp, borsa tepe taklak gidince; bu kez boynumuza yular takıp, ‘Amma eşek adam be!’ demeye başladılar.”
.......... “Be birader, sen de bir adam oluyorsun bir eşek oluyorsun. Gene ne halt ettin de boynuna yuları geçirdiler?”.......... “Asıl ben de buna şaşıyorum ya! Her şey yapanın yanına kâr kalıyor. Yanlışlık şurada ki; testiyi kıran onlar, dayağı yiyen ben oldum.”
......... “Bre düdüğüm!. Testiyi kırdıktan sonra dayak kaç para eder?” (Artık iyice anlıyorum ki, Nasrettin Abim beni çok seviyo. Bana yine, düdüğüm dedi.).......... “Efendim Hocam! Son günlerde medya yoğun bir biçimde sizden söz ediyor. İddia şu: Piyasaya gizlice sürülen ve insan hayatını ciddi biçimde tehdit eden; hastalıklı et, sahte ilaç, uyuşturucu, hormonlu sebze ve meyve, zehirli yiyecek gibi önemli sorunları cüppeniz çözümlemiş. Aman Hocam, akıl mantık var, bu mavalları kim yutar. Cüppe dediğin, bu işlerle nasıl baş etsin?”
.......... “Canım sen de amma uzattın ha! Cüppenin içinde ben de vardım!”.......... “Sizi yakalamışken sormadan edemiycem Hocam. Şu yabancı politikacılar; o ülke senin bu ülke benim, gezip dururlar. Ne halt ederler, hiç anlamam!”
.......... “Çelebi, onlar aradıkları perdeyi bulamazlar da gezinir dururlar. Ben bunu bulduktan geri ne diye gezinecekmişim?”.......... “Sizinle konuşmak ne güzel! İnşallah fincancı katırları ürkmemiştir.”
.......... “Aldırmaaa! Dostlar bizi alışverişte görsün de, varsın ucu hangi keseye dokunursa dokunsun!”
.......... “Son sorum azcık özel... İnsanlarımız arasında güven çok zedelendi. Yine de iyilikte ısrarlıyım. Ancak, iyilik de yapsam, kazıklanıyom. Usandım. Şaşkınım. Öneriniz nedir Hocam?”
.......... “Bak evlat, ben açık konuşmasını severim. Fasa fiso konuşmalarla komiklik yaparken gülünç oluyosun! Belli ki, zihinsel yönden maşallahın var. İlle de komikliğe niyetliysen eşeğe ters bin! Dinle şimdi: Bir gece evime üç hırsız girdi. Biri bekler, biri yükler, biri de götürür idi. Her şeyi çaldılar da kala kala bir yatak yorgan, bir de içinde serilip yatan ben kalır oldum. Bu çul çaput da moruğu uyandırmaya değmez, derler ama, uyuyan kim, uyumayan kim!. Onlar çıkarken ben de yatak yorganı sırtlayıp arkalarına düştüm. Onlar gider ben giderim, onlar gider ben giderim. Derken arka sokakta bir eve girdiler, ben de arkalarından damladım. Şaşırdılar. Hayrola Hoca, senin ne işin var burada, deyince ben güldüm. Yahu ne işim olacak; bu gece bu eve taşınmıyor muyuz, dedim. /Şimdi anladın mı evlat?”
.......... “Ne dediğinizi vallahi anlayamadım Hocam!”
.......... * * *..........Nasrettin Hoca’m, o çelebi tavrı ve istihzalı gülüşüyle eşeğine bindi.
.........Gitmeye hazırlanıyordu.
.........Pırıltılı gözlerinin çeliksi ışıltılarıyla yüzüme baktı... Çenemi ve yanağımı okşadı.
........Şaşkın bakışlarım arasında sırtımı tıpışlarken; giderayak, enseme de sevgi dolu bir şaplak indirdi. (Sağ olsun, beni çok sever.)

............Veee;.......... “Arkadaşım eş.. arkadaşım şek.. arkadaşım eşşeeek!..” şarkısını mırıldanarak uzaklaştı / gitti...
..........Gidiş o gidiş...

....... (-Tüh be, akılsız kafam! Nasıl unuttum?! Arkadaşlara hava atmak için imzalı bi fotoğrafını istiycektim oysa!.. Vuaaa!.. )......... * * *..........NOT: Şimdi bu öykünün sonunu; “Bir de uyanıverdim ki, gün öğlen olmuuuş!..” diye bağlasaydım, ne müthiş bi uyanıklık yapmış olurdum di’i mi?.
..........Neyse.............Babam sağ olsun!

... ....................................o.O.o


................. (iyiki de -BİTTİ- anca gideriz.)







L@hm@cun

L@hm@cun
* L@hm@cun_mizah öykü - Blog İnternet Sitesi'nde yer alan ürünlerin; *haber, tanıtım v.b. durumlar dışında / 2. şahıslarca –herhangi bir biçimde- yayımlanması _ kullanılması izne bağlıdır ve yasaların öngördüğü haklara sahiptir. ***--> L@hm@cun.*mizah.öykü*....İLETİŞİM ADRESİ--> mizahvesiir@gmail.com