PhotobucketTELİF HAKLARI / "Bu Blog İnternet sitesindeki eserlerin, 05.12.1951 tarih ve 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU uyarınca eserden kaynaklanan mali ve manevi hakları eser sahiplerine aittir, izinsiz kullanılamaz." />>devam


30 Ocak 2008 Çarşamba

Sevdakâr ÇELİK 'ten bir mizah öyküsü- TERS ADAM
.......... Not: Öykümüze, -görülen lüzum üzerine- küçük bi açıklamayla başlamak zorundayız.
Bu öyküde karşınıza çıkan Ters Adam, kesinlikle “sizin bildiğiniz” Ters Adamlardan değildir. Kahramanımızı, bildik tanıdık birisine benzetmeyiniz!. Hele hele, Arizona’da altın arayıcılığı yaparken önemli bir “damar”a rastlayanların sevinciyle; “Yuppiii!..Yahu bu bizim Recai be!.. Anam avradım olsun, tıpkı tıpkısına o!..” diye düşünmeyiniz lütfen! Bizim muhteremin, sizin tanıdığınız zatlarla en ufak bir ilgisi yoktur. Hele hele Recai ile hiç yoktur. Hatta “İyi ki de yoktur !” diye dua edin Sevgili Okuyucum. /

Ne diyeyim artık…
“Aaaaaah, ah!..”
***

Artık “Ah!” çekmemden anlayın halimi ahvalimi. Benim tanıdığım Ters Adam’ı siz de tanısaydınız, Hanya’yı Konya’yı anlardınız, ama o zaman da ömrü billah belinizi doğrultamazdınız… (Gerçi bu konudaki sırlarımızı “ifşa” etmenin bir anlamı da yok hani!.. Ahrete kadar saklamaya elimiz mecbur!..)
Kahramanımıza (-böylelerine kahraman demek, kahramanlara haksızlıktır ya! Neyse, affola!) Evet, kahramanımıza ilişkin bir iki kısa açıklama bile size gerekli ipuçlarını vermeye yetecektir… Onun ne mal olduğunu kesinlikle anlamış olacaksınız. İsabetli ve doğru bir değerlendirme yapacağınızdan da asla kuşkum yoktur!. Adamımızı tanıdıktan sonra;“Böyleleri dostlar başına!” mı dersiniz, “Düşman başına!” mı dersiniz; artık orası da size kalmış bi şey... Yeter ki beni ondan uzak tutunuz ve işin içine karıştırmayınız!.. Lütfen!.
Fazla tıraşa…şey, pardon!.. fazla telaşa kapılmadan, yavaaaş yavaş öykümüze başlayabiliriz.
Şu andan itibaren;a-Lütfen yüksek sesle gülmeyiniz ve yüksek sesle hapşırmayınız!.
b-Çekirdek çitlemeyiniz ve leblebi üzüm yemeyiniz!
c- Cep telefonlarınızı kapatınız ve sigaralarınızı söndürünüz!
(Affedersiniz abicim! Çakmağınızı rica edebilir miyim acaba?)
d-Uçağımız 10.000 fit yüksekliğe ulaşmış bulunmaktadır, kemerlerinizi açabilirsiniz… Çaylar şirketten icabında!..
e- Neee? Şirket çok gerilerde mi kaldı? Eyvaaah!.. Neyse, Allah kerim!.. Hallederiz!
. . .
(Haydaaa!.. Ben neler diyorum yav!?. Ah ah ah! Çok kötü kaptırmışım Sevgili Okuyucum!.. Oysa ben, sadece
“küçük bir açıklama” için sizden izin istemiştim. Rehavete kapıldım!. Ö’öle dalıp gitmişim vallahi!. Benim “küçük açıklamam” buysa, “büyük açıklamam” hak getire!.. Bağışlayın! Hatamı telafi etmeye hemen başlıyorum.)
. . . . . . . . . . . . . "Hatasız kul olmaaaz!..
. . . . . . . . . . . . . .Hatamlaaa sev beniii!”
Bakın hele!.. Yine kaptırdım. Bugün bi garip hallerdeyim, elimde olmadan havalara giriyorum.
-Heeey, makinist!.. Sen bana bakma koçum!.. Çalıştır makineyi de öykümüz ufak ufak başlasın anadın mı?
-Tamam patron!.. Hallederiz!..
-Okey aslanım!.. Yüzümüzü kara çıkarma, göriyim seni!.
-Sıkma tatlı canını patron!. Hallederiz!..
-İki oldu, seni uyarıyorum! Bi daha şu patron lafını duymayayım anadın mı!? Patronmuş!.. Len o’olum bizim etimiz ne butumuz ne?! Yamuk yalaka konuşmazsan olmaz sanki!.
-Anlaşıldı abicim be!. Yeter ki sen terslenme!. Hallederiz!..
Hadiii!.. Öykümüz Başlıyooor!
Küçük bir tersanede çalışan Ters Adam, sabah uykusundan terli terli uyanmış, şişkin gözleriyle etrafına ters ters bakınıyordu. Tersliği üzerinde, canı burnundaydı. Durduk yerde Müdürü tarafından terslendiği bir gün öncesini anımsadı. Öfkelendi. Şimendifer bacası gibi burnundan soludu. Zalim feleğin gözü kör olsun ki, bu sabah da ters tarafından kalkmıştı. (Rivayet olunur ki; Ters Adam, dünyaya bile tersinden gelmiş, kötü kader ağlarını baştan örmüştür.)Yataktan doğrulup terliklerini aradığında, yerinde bulamamanın öfkesiyle ter ter tepinerek hanımına ünledi:
“Terliklerim nerde benim laaan!?.”
Kahvaltı masasını hazırlıyordu kadıncağız. Dalgındı. Eşinin TIR klaksonu gibi yüksek volümlü böğürtü duyunca öylesine irkildi ki, kedi miyavlamasını andıran çekingen bir sesle; ““Yattığın yerin ters tarafına bakıver Bey!” dedi.
“Yine bilmece gibi konuştun hanııım!” diye; daha bir terslenerek, daha bir yüksek perdeden bağırdı Ters Adam. “Bu yatağın düzü neresi ki bana tersini gösteriyorsun behéy başımın belası!”
Kadıncağız, uygun bir yanıt bulamamanın çaresizliğiyle ve korku dolu bir telaşla “Gık!..” etti.
Çaçaronluğu ve öfkesi üzerindeydi adamımızın:
“Hele bak sen!” dedi. “Bir de bana gıkını çıkarıyorsun ha!..”
Hanım, bu kez daha bir kibarca “Gık!” etti.
Sonunda Ters Adam; ilk kez Preveze Deniz Savaşı’nda kullanılmışçasına eprimiş ve iyice tersi çıkmış terliklerini, yatağın ters tarafında buldu. Peki ama o da nesiydi? Bizimki “resmen” pijamalarını da ters giymişti… Kahretsin! Demek geceyi ters giyilmiş pijamalarla geçirmişti? Pes vallahiydi yani!. Şimdi bunda da hanımının kusuru olamazdı ya.
Ancak adamımız yine de; “Hanııım, ben bu pijamaları niçin ters giymişim ha!?.” diye, ipini koparan damızlık bir boğa böğürtüsüyle bağırdı…
Haydaaa!..
Bu kez kadıncağızdan “gık!” bile çıkmadı.
Hanımının “gık!” çıkarmayışını “ilgisizlik” biçiminde yorumlayan Ters Adam; pijamalarını rastgele fırlatıp, o öfkeyle yöneldiği elbise dolabına da okkalı bir tekme savurdu. Aldığı şiddetin etkisiyle gardırobun kapağı kendiliğinden açıldı. Rengine mengine aldırmadan, askılıktan bir pantolon çekip aldı. Lakin terslikler de bitecek gibi değildi. Yani şimdi olacak şey miydi bu? Pantolonunu ayağına geçirmeye uğraşıyor, ama bi türlü beceremiyordu. Beceremezdi tabii!. Çünkü böylesine yüksek bir hiddet ve şiddet içindeyken, ilkokula giden oğlunun pantolonunu almıştı yanlışlıkla. Gözü kör olsundu, terslik işte!..
Zorla ayağına geçirmeye çalıştığı oğlunun pantolonu, ağ yerinden patlayıvermişti. Katsayısı iyice yükselen bir sinirlilikle, onu da fırlatıp attı bir kenara.
Kocaman adam; şimdi oğluna ne diyecekti, yüzüne nasıl bakacaktı? “Kusura bakma oğlum, benimkiler ütüsüz olduğundan, senin pantolonu almak zorunda kaldım!” mı diyecekti?. Yoksa, “Seninkinin modelini çok seviyordum, gömleğimle de uyumlu olduğundan…” palavrasına mı yatacaktı?. Dellenmek üzereydi...
Elini yüzünü yıkamak üzere banyoya yöneldi. Yooo hayır, en iyisi önce tuvalete gitmekti. Tuvalete yöneldi. Tuvalet kapısına yaklaşmışken birden vazgeçip, yeniden banyoya yöneldi. Yok yok, en doğrusu önce tuvalet…
Tuvaletle banyo arasında yaşadığı kararsızlıktan tersi dönünce; okkalı bir küfür savurup, pat diye koridorun ortasına çöküverdi. Köpürüyordu. Etrafa çatacak bahane de bulamıyordu. Bulsa, yapacağını bilirdi evvelallah; kimseye eyvallahı yoktu.
Düşündü ki, bunca terslik sabah sabah çekilemezdi. Aniden yerinden fırlayıp, ayağa kalktı. Gözleri çakmak çakmaktı. Tehlikeli ve öfke dolu şimşekler çakıyordu gözbebeklerinde. Ne düşündüğünü kestirmek güçtü. Dış kapıya yönelmesiyle bir ok gibi dışarı çıkması bir oldu. Müthiş, akıl almaz bir sürat!.. İyi de, don gömlekle dışarı çıkmak da nesiydi azizim; olacak şey mi şimdi bu?. Skandal efenim, resmen skandal!
Bizimki, o don gömlekli haline aldırmadan en yakın arzuhalcinin kapısına dayandı. Arzuhalci, ilk kez karşılaştığı böyle bir manzara karşısında çok korkup telaşlansa da, don gömlekli adama buyur etti. (Sıkıysa etmesin!) Ters Adam, gösterilen sandalyeye çöker çökmez;
Yaz!” dedi. “Hemen şimdi, vakit geçirmeden; ben karar değiştirmeden dilekçemi yaz!”
Dilekçe lafını duyan Arzuhalci, korku ve endişelerinden uzaklaşmış ve rahatlamıştı. Üstelik sevinmişti de. Eee, işin ucunda para vardı; nasıl ve hatta niçin sevinmesindi? Lâkin çok geçmeden neşesi kaçıverdi. Don gömlekli birinde para ne gezsindi?. Hani, “Kefenin cebi yok!” derler ya!. Kefenin cebi yoksa, donun cebi dünden olamazdı.. Höh!..
Arzuhalci, tüm bu değerlendirmelere karşın yine de ‘okkalı bir dilekçe döktürdü’ Bizimki, dilekçeyi kaptığı gibi sokağa fırladı. Şaşkın ve ters bakışlara aldırmadan, seğirtiyordu. Ne yapıp ne diyeceğini bilemeyen Arzuhalci ise, dilini yutmuş gibi öylece kalakaldı.
...... Pergelleri açan Ters Adam., çalıştığı tersaneye çok ters bir yoldan ulaştı. Müdürün kapısına dayandı. İşte yüz yüzelerdi. ‘İstifa dilekçesi’ni -Müdürün suratına fırlatırcasına- masaya bıraktı... Bu umulmadık durumun öfkesiyle Adana şalgamı gibi kıpkırmızı kesilen Müdür, sıkıştırılmış metan gazı gibi birden patladı:
..... “Bu ne hal, bu ne saygısızlık!?. Hem makarnamaaa… ehem ühüm… yani hem makamıma, hem de babanaaa… tövbeee, ehem ühüm… hem de bana hakaretten!.. Ulan beyfendi, bu nasıl ters bir dilekçedir kiii, hakkaten şu ca’anım zihnimi bulandırmış ve şu ca’anım kafamı bozmuştur!?. Ulan dua et ki müdürüz, yoksa vallahi anana küfrederdim ha!.. tamam mı!?.. Ulan senin anneni… tövbe tövbeee!.. Hast’tör git ve adam gibi yazılmış bir dilekçe getir lan lüzumsuz hıyar!.” Müdür, dilekçenin ters yüzünü göstererek uzattığında, Ters Adam hayretler içinde kaldı. Olacak iş değildi doğrusu. Dikkatsiz Arzuhalcinin azizliğine uğramıştı dilekçe. Karbonlu kâğıtlar sayfalar arasına ters konmuş ve daktilonun şaryosuna o ters biçimiyle yerleştirilmişti. Terslik bu olunca; kâğıdın bir yüzüne düz, öteki yüzüne ters biçimde çıkmıştı yazılar. Burnundan soluyan Ters Adam, tüm bu olanlar yetmezmiş gibi; tutup, dilekçeyi de ters tarafından uzatmıştı Müdüre... (Hay bin kunduz!..)
Müdürün odasından ters ters çıkıp, bin bir terslikler yaşayarak evine dönen Ters Adam’a kapıyı hanımı açtı. Hanımının ‘nankör kedi’ bakışlarına aldırmadan, doğruca çalışma masasına geçti ve bugünkü yaşamının öyküsünü yazdı. Hayret! Yazarken rahatladı, neşelendi. En neşeli sesiyle çalışma odasına çağırdı eşini. Odaya şaşkın şaşkın giren hanımını ayakta karşıladı. Bi de tutup iki yanağına öpücük kondurdu. “Bayram seyran değildi, ama inşallah hayra alametti.” Üstelik, “Buyur canımın içi!” deyip, yanına oturttu. Öyküsünü okudu…
Vay be, hanımıyla ilk kez böylesine neşeli ve karşılıklı kahkahalar atıyorlardı. Kadıncağız şaşkın, ama mutluydu. Öyküsünün adını da o koysun istiyordu. Hanımı, ‘TERS ADAM’ adını önerdi ve benimsendi. Harika!..
Öykü zarflanıp pullandı ve ‘MADA SRET’ rumuzuyla bir dergiye yollandı.
*
Kahramanımız, içinden, şu dilekte bulunuyordu:
“Dilerim öyküm dergide TERS basılmaz!.”
- Sevdakâr ÇELİK---- - -BİTTİ-*GIRGIR-sayı: 1172,
*GazeteDOSYA-sayı: 129

L@hm@cun

L@hm@cun
* L@hm@cun_mizah öykü - Blog İnternet Sitesi'nde yer alan ürünlerin; *haber, tanıtım v.b. durumlar dışında / 2. şahıslarca –herhangi bir biçimde- yayımlanması _ kullanılması izne bağlıdır ve yasaların öngördüğü haklara sahiptir. ***--> L@hm@cun.*mizah.öykü*....İLETİŞİM ADRESİ--> mizahvesiir@gmail.com