PhotobucketTELİF HAKLARI / "Bu Blog İnternet sitesindeki eserlerin, 05.12.1951 tarih ve 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU uyarınca eserden kaynaklanan mali ve manevi hakları eser sahiplerine aittir, izinsiz kullanılamaz." />>devam


5 Şubat 2009 Perşembe

"Jilet Vaaar.!." *öykü* sevdakâr çelik

Kendimi bildim bileli... (hoş, kendimi bilişim de şüpheli ya!) ...evet, kendimi bildim bileli, yaşıtlarımla aynı tavırları bi türlü gösteremedim. (Tam bu noktada, "İyi halt ettin!" demenizin sakıncası yoktur. *Bu kıyağımı da unutmayın.!.)PhotobucketDüşünüyorum da /birbiriyle akran olan kişilerin -tornadan çıkmışçasına- benzer tavır ve davranış göstermeleri şart ve kaçınılmaz mıdır.?. On beşlik birinin çelik*çomak oynaması mubah, kırk beşlik birinin misket oynaması günah mıdır.?. Doğrusu kestiremiyorum.
Kimseye haksızlık etmemek için de hep şöyle düşünürüm: Yaşıtlarım, “hayatın sarp ve dikenli yollarını” İzmir Marşıyla yürürken, galiba ben, mehter marşıyla aheste beste ilerlemekteyim yaşam yolunda...

*
“Şu koca kentte tek benzerim, mahalle arkadaşım Dilaver’dir.” diye düşünsem de pek emin değilim. Çünkü bendeniz, ancak o eski İstanbul beyfendilerinde görülebilecek kadar mülayimken; aksine Dilaver, hergelelikte lider, hınzırlıkta şampiyondur.
Feleğin gözü kör olsun ki, yine de şans benden yana değil, onlardan yana güler. O misal ki, “Zengin arabasını dağdan aşırır, garip düz ovada yolunu şaşırır”
Söz aramızda, acaba diyorum, arkadaş hatırına yoldan mı çıkıyorum.?. Nedir bendeki bu talihsizlik.?.
Ah ulen Dilaver, ahhh.!.Ulen senin yüzünden...
Neyse, boşverin, takmayın kafanıza.!.
Geçelim.!.
*
Misal... Akranlarımız askerliğini bitirip, "iş-evlilik" gibi çok ciddi konularla uğraşırken, ben takılıp Dilaver’in peşine, komşu evlerin çatılarına çıkar, "mart kedileri"nin MARTavallarını -bir hekim titizliğiyle- izlerdik...
Yaşıtlarımız artık torun torba sahibi oldu.
Peki şimdi?
Ne diyeyim, ayvaz kasap hep bir hesap... Böyle gelmiş, böyle gidiyo.!. Can çıkmadan huy çıkmıyo.!. Yani bizden yana "Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok.!."Emsallerimiz, yaşından başından utanıp, sinemaların semtine bile uğramazken (mahalle baskısı bu olsa gerek...) / biz, kemale ermiş yaşımıza karşın, İlkokullu fırlamalarla, semt sinemalarında vurdulu kırdılı filmler izliyoruz hâlâ...
Hele hele filmin etkisinde kalmışsak (-ki mutlaka kalırız) sokak ortasında, "Ahyaaak, yeaaah.!." naralarıyla tozu dumana katar, Dilaver'le birbirimize ha babam saldırırız. .. (İyi de oluyo valla'a... Heh he!..)Ah ulen Dilaver, ahhh.!.
Photobucket--"SEN, KRAL PAZARLAMACI OLURSUN."
Şimdi Dilaver’i bi tarafa bırakıp, gelelim bana...
Yirmi gün önce yaşamımda yepyeni bir sayfa açıldı.
O gün çocukluk arkadaşlarımdan İsmet'in dükkânına yolum düştü. İsmet, on yaşındaki torunu Adnan'la şakalaşıyor, arada bir masadaki tabaktan lokum da atıştırarak, birbirlerini gıdıklıyorlardı. (Unutmadan söylemeliyim: Arkadaşımın torunu Adnan sinema arkadaşımdır ve gerçekten kaliteli şahsiyettir vesselam.!.)Torunuyla şakalaşmasına birdenbire ara veren İsmet, çok nazik bir biçimde;
"-Lan Mecit.!.” Duyuyon mu beni lan.!?” diye sordu.
“Evet.!” anlamında başımı salladım.
Define bulmuşlara özgü bir ifade vardı arkadaşımın yüzünde.
"Ülen hırt, hele gel otur şöyle.! Otur otur, çekinme.!" deyip, enseme de okkalı bir şaplak kondurunca, gösterdiği sandalyeye mecburi iniş yaptım. (Siz buna kibarca "oturmak" déyin.!.)Samimiyetimize toz konduracak değilim ya.!. Ben de aynı incelikle;
"Yine ne var len hamam sabunu?" diye karşılık verdim.
Gerçekten meraklanmıştım.
Soru sormamı engellemek için, zorla açtığı ağzıma üç koca lokum tıkıştırıp, söze başladı:
"-Gel, seni pazarlamacı yapalım ülen.!" dedi. "Sen, kral pazarlamacı olursun. Yedi düvelde senden âlâsı bulunmaz. Bu işte iyi de para var ha.! Otuz yıldır, aç kalmak korkusuyla memurluktan ayrılamadın. Pazarlamacılığa atıl, cebin para görsün koçum.! Sendeki enerji, çene ve ikna yeteneği bende olsa var ya, namerdim bi dakka beklemem. Gir pazarlamacılığa, dön köşeyi.! Bana dua edersin. Sakın; bizden geçti, bu işi torunumuz yaştakiler yapıyor demeyesin, alimallah çizerim.! At binenin kılıç kuşananın arkadaş.! Ne mi pazarlayacaksın?. Gazetelere şö’öle bi göz gezdir, karşına neler çıkacak neler!.. Ayna, tarak, jilet de pazarlasan, gider... Çağımız, pazarlamacılık çağı aslanım.! Ver kararını, ayrıl emekliye. Var mı memurluktan köşe dönen, söyle bakalım.!"Photobucketİşte bu laf, en baba memuru bile etkileyen sihirli bir laftır. Öyle ya.!. Haklı.!. Memurluktan kim köşeyi döndü ki.!.
Böyle bir sözden sonra beni götürüp de dünyanın en derin meteor çukuruna atsanız, şerefsizim gıkım çıkmaz... Çabuk motive olur, etkilenirim. Elimde değil.
İsmet, öylesine bi gaz verdi ki, yine havaya girdim...
Uçuyorum...
Neredeyse yüreğim yerinden fırlayacak...


Bu heyecana daha fazla dayanamayacaktım. Dükkândan öyle bir fırladım ki, ya medet.!. Sokakta, deli danalar gibi koşturuyorum. Beni kimse tutamaz. Resmen coşmuşum.
Eşim, çocuk ve torunlarım bu hallerime şaşırmaz ve de yadırgamazlar. Zaten sık sık böylesi ilginç girişimlerde bulunurum. Alışıktırlar. Sonuç hep fiyasko da olsa, yılgınlık nedir bilmem.
* Photobucket
Vakit geçirmek olmaz.Başladım gazeteleri taramaya. Ohooo, meğer gazeteler pazarlamacılık duyurusunun cennetiymiş canım!..
Keyifler keka!..
Dudaklarımda günün son moda şarkısı:
.............."Seviyorum işte var mı diyeceğin?
..............Ninanina ninnom, var mı diyeceğin?
..............Oh ohhh, yandaaan!"
------- YOLCULUK ÖNCESİ, VALİZİMİ HAZIRLADIMGazetelerden işime yarayabilecek adresler, notlar alıp; yolculuk valizimi de hazırladım. Ama bu arada bizimkilere, pazarlamacılığın faziletleri ve tarihi gelişimi üzerine sıkı bir söylev çekmeyi de ihmal etmedim... Havaya girmişim, kendimi frenlemem mümkün değil.
Söylevimin inandırıcılığı karşısında ben bile ikna oldum. Mayıştım. Bendeki bu gizli kalmış pazarlamacılık yeteneğine şaşırıverdim arkadaş!.. Hayret bi şey yani.!. Demek bizde doğuştan gelen bi cevher varmış canım!.. .
Ertesi günü beklemeden yola çıktım...Ver elini Ankara...
Ankara'ya bi giriş girdim, anlatmak ne mümkün a dostlar!.. Adnan Kaşıkçı mısın a mübarek?.
Gözü pek ve işinin ehli bir pazarlamacı edasıyla, gazeteden edindiğim her adrese, her semte yürüyerek ulaştım... Eh, pes yani birader, bendeki de ne bitmez cinsten enerjiymiş ...
Ankara'yı bilenler için küçük bir örnek vereyim:
Düşünün ki, Beşevler’de bir şirketle görüşme yapıyorum; olmadı, oradan çıkıp, tabana kuvvet Kızılay'a ulaşıyorum. Oradan Cebeci'ye... Cebeci'den Ulus'a... (Ah ülen parasızlık, gözün kör olsun emi.!. Yıldırımlara gelesin.!. )
Görüşme yaptığım her yerden -söz aramızda- eli boş dönüyorum... Millet, malını pazarlamaktan çekiniyor yav.!. Neymiş.?. Şu kadar nakit, iş yeri belgesi; yok bilmem, şu kadar milyonluk "teminat mektubu" falan filan gerekiyormuş... Peşin para ödenmedikçe, kırmızı mühürlü senet de olsa, mal veremiyorlarmış... Para peşin, kırmızı meşin yani... Ah sizi ah.!. meşin olasınız emi.!.
Ulen, peşinat olduktan sonra sizinle işim ne? Ha.!?
Ah lan kahpe felek ah.!. İnsanlık hakkaten ölmüş yav.!. Bi de utanmadan validelerinin nikah parasını isterler. (Kibarlığımdan, "analarının" demedim.)Otuz yıllık devlet memuru bendenizin cebindeyse, topu topu üç beş kuruş var... Üstelik tabanlarım şişmiş, ağzımdan lokma geçmemiş ve sırtımdan, Fırat nehri çağıltısıyla ter akıyor. Olsun, gam değil.!. Yeter ki eve eli boş, yüzü kara dönmeyeyim. Anlayacağınız, iyice umutsuzlaşmışım...
PhotobucketAman Tanrım o da ne?..(Sevgili okuyucular, heyecanlandınız di'i mi?)Bu bir mucize olmalı!.. Evet evet, vitrinde bir SU ARITMA AYGITI...
Bedeli evimin kirası kadar da olsa, almalıyım...
Uzatmayayım, aldım da...
Veee, atladığım gibi otobüse, vardım memleketeee...
Evdeki hallerimi siz tahmin edin artık... Bayramlık çocuklar gibiyim. İnanır mısınız, o gece yatağımı Su Arıtma Aygıtımla paylaştım.
Sabahı güç ettim... .
Sabahın ilk ışıklarıyla düştüm sokaklara... Elimde Su Arıtma Aygıtı... Pazarlayacağım... O kapı senin, bu kapı benim; yılmadan dolaştım...
Ama arkadaş, bu insanlar bayağı cahilmiş canım!..
Biz de bunlara hizmet yarışındayız oysa... Bu güzide aracın önemini bi türlü kavrayamıyorlar yav.!. Cahillik olur ama bu kadarı da fazla azizim.!.
Eh n'olcek mirim, cahil tayfasından alim çıkmaz ki.!.
Yav, kendimden değil; bu cahillikle memlekete bi haller olacağından korkuyorum...
*
PhotobucketBöylesi yoğun ve yorucu bir çabayla, yirmi gün direndim... Büyük oğlum; "Gel vazgeç bu sevdadan baba, ayıptır, yaşından başından utan!." demeseydi; belki de, "Mal satamayan en inatçı pazarlamacı" sıfatıyla GİNES REKORLAR KİTABI'na girmiş olacaktım... (İngilizce bilmediğimden GUINNESS yazamadım, lütfen cehaletime bağışlayın.!. )
Sonunda, çaresiz bu işi de bıraktım... Şimdi, kendi köşemde ve sabırla; yeni bir pazarlamacılık önerisi alacağım günü bekliyorum...
*
"Hadi abileriiim.!. Jiletleeer.!. Çakmaktaşlarııı.!. Aynalaaar.!. "


*sevdakâr çelik (Gazete DOSYA*05-19Aralık2oo2,sayı:18)

L@hm@cun

L@hm@cun
* L@hm@cun_mizah öykü - Blog İnternet Sitesi'nde yer alan ürünlerin; *haber, tanıtım v.b. durumlar dışında / 2. şahıslarca –herhangi bir biçimde- yayımlanması _ kullanılması izne bağlıdır ve yasaların öngördüğü haklara sahiptir. ***--> L@hm@cun.*mizah.öykü*....İLETİŞİM ADRESİ--> mizahvesiir@gmail.com