<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027</id><updated>2012-01-21T04:37:57.792+02:00</updated><category term='NEDEN.?'/><category term='Anton ÇEHOV_öyküsü: DİLENCi'/><category term='Rıfat ILGAZ_öyküsü: BİR YAZ DELİKANLISI'/><category term='Erhan Tığlı_ öyküsü:ORTA DİREĞE MEKTUP'/><category term='Sezen Aksu öyküsü &quot;İÇİMİZDEN BİRİ&quot;'/><category term='Sevdakâr ÇELİK öyküsü: Jilet Vaaar...'/><category term='Giovanni GUARESCHİ öyküsü:JOZEFIN TEYZEM'/><category term='FERHAN ŞENSOY_öyküsü: TARAFTAR'/><category term='Sevdakâr ÇELİK_öyküsü: PALAVRA SOSLU YALANLAR'/><category term='Erhan Tığlı_ öyküsü:NEREYE TAKILIYORSUNUZ?'/><category term='Sevdakâr ÇELİK öyküsü: DOSTUM NASRETTİN HOCA İLE RÖPOR-TIRAJJJ...'/><category term='Zuhal Deltrul *öyküsü*ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK'/><category term='Ferda Balkaya Çetin_öyküsü: gece tam on ikiydi'/><category term='Ferda Balkaya Çetin_öyküsü: SEHER&apos;İN DİLEĞİ'/><category term='Aziz Nesin öyküsü &quot;Fantiko&quot;'/><category term='Tekin ARAL_öyküsü:KURBAN'/><category term='Zuhal DELTRUL_öyküsü: HIDIR AMCA&apos;MIZ'/><category term='Ozan Meriç ÇELİK  öyküsü: ÇOCUKLARIMIZ DA GİTTİ'/><category term='Erhan Tığlı_ öyküsü: MİZAHÎ MEKTUP'/><category term='Sevdakâr ÇELİK öyküsü: TERS ADAM'/><category term='Halit KIVANÇ_öyküsü:KUTLU...MUTLU...VE BUTLU BİR BAYRAM DİLEĞİYLE...'/><category term='Tekin ARAL_ KALDIĞIMIZ YERDEN...'/><category term='G.Melisa Çelik_öyküsü: HAYRA İLE GÜL'/><category term='Erdal Çakıcıoğlu _öyküsü:Çekil Sıradan'/><category term='Sunay AKIN_öyküsü:HEYKELLERE PİSLEYEN ADAM'/><category term='Burhan GÖRKEN_öyküsü: PRAYING HANDS'/><category term='Timmory_öyküsü: Pouig Adlı Pire'/><category term='Erhan Tığlı_ öyküsü:HELVA HANIM'/><title type='text'>L@hm@cun</title><subtitle type='html'>*mizah öykü*</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>59</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-8918400045079562874</id><published>2012-01-06T01:44:00.001+02:00</published><updated>2012-01-06T01:53:13.024+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erhan Tığlı_ öyküsü:HELVA HANIM'/><title type='text'>Erhan TIĞLI *öyküsü* HELVA HANIM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZVCw6ee8CWE/TwY0zGnV21I/AAAAAAAALqs/de2AG2TFGNY/s1600/sevdak%25C3%25A2r+%25C3%25A7elik_erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1-Helva+Han%25C4%25B1m+%25C3%25B6yk%25C3%25BCs%25C3%25BC-+vinyet_05.01.2011.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZVCw6ee8CWE/TwY0zGnV21I/AAAAAAAALqs/de2AG2TFGNY/s400/sevdak%25C3%25A2r+%25C3%25A7elik_erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1-Helva+Han%25C4%25B1m+%25C3%25B6yk%25C3%25BCs%25C3%25BC-+vinyet_05.01.2011.jpg" width="330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Konuya girmeden önce sorayım.&lt;strong&gt; Helvayı sever misiniz?&lt;/strong&gt; Ben pek severim. Taze ekmekle helva çok iyi olur. El gücüyle çalışanlar helva ekmek yiyince enerji toplarlar, yorgunluklarını unuturlar. Çeşit çeşit helva vardır: Koz helvası, tahin helvası, irmik helvası, yaz helvası, cevizli helva, çikolatalı helva, kar helvası, keten helva...(Yandı gülüm keten helva diye de bir deyim var.) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Nasrettin Hoca yağan karı alıp içine pekmez koyuyor, kar helvası yaptığını söylüyor. Tadanlar beğenmiyorlar. Hoca onlara hak veriyor, “Yaptım ama ben de beğenmedim” diyor! Dedemin anlattığı bir fıkra var. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir Fransız turist Konya’ya geliyor. Bir helvacı dükkânının önünden geçerken vitrindeki helvalar dikkatini çekiyor. Onlarda böyle bir şey olmadığı için bunların ne olduğunu merak ederek içeri giriyor. Dükkân sahibine,” Kes köse?” (Bu nedir) diye soruyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Adam onun “Kes bir parça” dediğini sanıyor ve helvadan kesip veriyor. Turist helvayı yedikten sonra bir daha “Kes köse?” diyor. Adam kesip veriyor. Turist bir daha “Kes köse?” deyince bizimki kızıyor: “Kese kese helva kalmayacak be! Sen buraya alışveriş etmeye mi geldin, bedava helva yemeye mi?” diyerek turisti kovuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Dostlarımız helvamızı yemek isterler. Hastalanan arkadaşlarına, “Helvanı ne zaman yiyeceğiz?” derler. Neden böyle diyorlar biliyor musun? Biri ölünce hayır olsun diye arkasından helva dağıtırlar da ondan. (Ne kötü şaka değil mi bu!) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Her ortama uyduklarını belirtmek isteyenler, “Ben helva demesini de bilirim, halva demesini de” derler. (Anadolu’nun kimi yerlerinde helvaya halva, elmaya alma derlermiş.) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gerçi konuyu çok dağıtmış olacağım ama yeri gelmişken, bu konuda bir şey anlatmak istiyorum. Satıcının biri elma satıyormuş, öbürü de yoğurt. Yoğurtçu, “Tatlı yoğurt!” diye bağırırken elmacı da kendi ağız biçimiyle, “Ekşidir alma” diye ekşi elma sattığını belirtmek istiyormuş ama yoğurtçu bunu yanlış anlamış, onun yoğurduna ekşi dediğini sanmış ve kavgaya tutuşmuşlar. Zor ayrılmışlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gelelim helvamıza. Helvacı türküsünü biliyor musunuz? Bilmiyorsanız söyleyivereyim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Kara koyun etli olur &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Kavurması tatlı olur &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Buralarda yâr seven &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ölmez ama dertli olur. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Helvacı helva! &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Keten tohumlu helva &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Şeker lokumlu helva!”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Helvadan niye bu kadar söz ediyorum da asıl konuya hemen girmiyorum? Helvayı çok sevdiğim için, sözünü ederken yemiş gibi oluyorum da ondan. Bizimkilerin kilo, kolesterol sorunu olduğu için evimize helva girmiyor uzun zamandır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu kadar giriş yeter. Şimdi öyküme geliyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Almanya’ya giden bir işçimiz orada Helga adında bir Alman kızıyla evleniyor. Bir süre sonra Türkiye’ye dönüyorlar, bir ev alıp temelli kalmaya başlıyorlar. Alman kızı Türkçe öğreniyor ama tam değil. Daha birçok eksiği oluyor. Konuşma biçimi de Türklere uymuyor. Çevredeki kadınlarla tanıştırırlarken Ayşe Teyze ona adını soruyor. Helga helva der gibi,”Helga” diyor. Teyzemiz, “Helva mı? Benim adım da baklava!” diye espri yapıyor. Bu olaydan sonra Helga’nın adı Helva olarak kalıyor. Eski adı unutuluyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Helva hanım kocasının gözüne girmek için Türk yemekleri yapmak istiyor. Bir yemek kitabı satın alıp oradaki tariflere bakarak yemek yapmaya başlıyor. Kitapta yemek için gereken malzemeler sayılırken bazı adların yanına “arzuya göre” yazılmıştır. Bunu da bir yemek malzemesi sanan Helva hanım çarşıdaki bütün dükkânları dolaşıp “arzuya göre”yi arıyor, tabii bir türlü bulamıyor. Çaresiz, “arzuya göre” olmadan yemek yapmak zorunda kalıyor. Merakla kocasını bekliyor. Kocası geliyor, yemek yerken beğendi mi acaba diye sürekli kocasının yüzüne bakıyor Helva hanım. Bir şey anlayamayınca daha fazla bekleyemiyor, kocasına yemeği nasıl bulduğunu soruyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Çok güzel olmuş. Eline sağlık” diyor erkek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu sözlere inanamıyor Helva hanım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Gerçekten beğendin mi, yoksa beni üzmemek için böyle mi söylüyorsun?” diye soruyor kocasına. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Beğendim tabii. Sana niye yalan söyleyeyim?” diyor erkek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Aslında bu yemeğin bir eksiği var” diyor Helva hanım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Erkek dudak bükerek: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Ben bir eksik bulamadım. Neymiş o?” diye soruyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Kitapta arzuya göre de var ama aradım, bir türlü bulamadım” diye önüne bakıyor kadın. “Arzuya göre diye bir yemek malzemesi duymadım ben. Getir şu kitabı da bakalım içine” diyor adam. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kadın yemek kitabını getirip gösteriyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Erkek gülmeye başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-xMig26wuFEA/TwY1TEXInLI/AAAAAAAALrE/JTlM7MyOJ4o/s1600/sevdak%25C3%25A2r+%25C3%25A7elik_erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1-Helva+Han%25C4%25B1m+%25C3%25B6yk%25C3%25BCs%25C3%25BC-+vinyet_05.01.2011.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-xMig26wuFEA/TwY1TEXInLI/AAAAAAAALrE/JTlM7MyOJ4o/s200/sevdak%25C3%25A2r+%25C3%25A7elik_erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1-Helva+Han%25C4%25B1m+%25C3%25B6yk%25C3%25BCs%25C3%25BC-+vinyet_05.01.2011.jpg" width="165" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kadın bozuluyor, onun alay ettiğini sanıyor. Erkek gerçeği açıklamak zorunda kalıyor: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Arzuya göre demek; isteğe bağlı, isteyen koyar, istemeyen koymaz demektir” diyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Türkçeyi iyi bilmediği için boşu boşuna arzuya göre aradığını anlayan Helva Hanım da gülmeye başlıyor. Birlikte öyle gülüyorlar ki bu gülüş tatlı yerine geçiyor, yemeğin üstüne tatlı yemiyorlar artık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;strong&gt;&lt;u&gt;Erhan Tığlı&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;ileti/ 5 Ocak 2012 _11:2&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-8918400045079562874?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8918400045079562874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8918400045079562874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2012/01/erhan-tigli-oykusu-helva-hanim.html' title='Erhan TIĞLI *öyküsü* HELVA HANIM'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ZVCw6ee8CWE/TwY0zGnV21I/AAAAAAAALqs/de2AG2TFGNY/s72-c/sevdak%25C3%25A2r+%25C3%25A7elik_erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1-Helva+Han%25C4%25B1m+%25C3%25B6yk%25C3%25BCs%25C3%25BC-+vinyet_05.01.2011.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-7415161358637912494</id><published>2011-12-20T04:10:00.000+02:00</published><updated>2011-12-20T04:10:33.355+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erhan Tığlı_ öyküsü: MİZAHÎ MEKTUP'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JAu4dysz1sU/Tu_tj4GOyPI/AAAAAAAALlg/6Xy6NaBxyZ8/s1600/sevdakar+%25C3%25A7elik_vinyet_20.12.2011.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://1.bp.blogspot.com/-JAu4dysz1sU/Tu_tj4GOyPI/AAAAAAAALlg/6Xy6NaBxyZ8/s320/sevdakar+%25C3%25A7elik_vinyet_20.12.2011.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: yellow; color: yellow;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma; font-size: 10pt;"&gt;Erhan TIĞLI * öyküsü*&amp;nbsp; MİZAHİ MEKTUP&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Sevgili arkadaşım Güloş,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Nasılsın, iyi misin, hoş musun, dolu musun, boş musun? Sana bu mektubu yüreğimin en derin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;köşesinden, gül yağı şişesinden, sevgimin çiçekli bahçesinden yazıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Özlemimi sözle anlatacak fırsat bulamıyorum, bari mektupla dile getireyim dedim. Sen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;beni pek arayıp sormazsın ama ben seni gece gündüz arıyorum, gündüz esen yeli, gece göz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;kırpan yıldızları sen sanıyor, işaret verdi, geliyor galiba diye seviniyorum. Sonra da şu maniyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;söylüyorum:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Merdivenim kırk ayak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Kırkına vurdum dayak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Yar geliyor deseler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Koşarım yalınayak!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Oralarda ne var ne yok? Ben sonunda sınıfımı geçebildim. Kadriye hanımla başım dertteydi,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;neredeyse beni sınıfta bırakacaktı. O kadar çalıştığım halde ancak geçenlerde girdiğim telafi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;sınavıyla geçer not alabildim. Notumu yükseltmek istediğimi söyledim ama şimdi olmaz diye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;kabul etmedi, eylülde gel dedi. Sıcak yaz günlerinde nasıl ders çalışılır, kendisi sınıflarını&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;doğrudan geçmiş olacak ki, haberi yok...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Senin derslerin nasıl? Duyduğuma göre Erhan hoca kitap, dergi okumayanları sınıfta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;bırakıyormuş. Sen nasıl geçebildin onun dersinden? Galiba okuyacağım diye söz vermişsin de&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;tehlikeyi öyle atlatabilmişsin. Öyle dedi kuşlar. Doğru mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Ne insafsız hocalar var değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Neyse, geçelim bunları. Canını sıkmayayım durduğun yerde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Birkaç okul anısı anlatayım da sana kahkaha attırayım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;İngilizce dersinde öğretmenimiz ders dinlemediğimizi görünce kızdı, birden “Stendap&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;piliz!” diye bağırdı. Şaşırdık, ne diyeceğimizi bilemedik. Filiz adlı arkadaşımız ayağa&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;kalktı, “Buyurun hocam” dedi. Öğretmenimiz, onun omzunu okşadı, “Aferin kızım, bu sınıfta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;stendap pilizin lütfen ayağa kalkın demek olduğunu bir tek sen bildin ve isteğimi yerine&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;getirdin. Sana on veriyorum. Arkadaşlarına da teessüf ediyorum” diye konuştu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Teneffüste Filiz arkadaşımızı kutladık. Filiz, “Boşuna kutlamayın” diye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;güldü. “Öğretmenimizin ne dediğini ben de anlayamadım, sen kalk filiz dediğini sandım...”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Geçenlerde güzel bir havada ders işlemeye kalkan bir bayan öğretmeni nasıl yola getirdik bak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Tahtaya şöyle bir dörtlük yazdık:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Cam cama eklenir mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Cam dibinde beklenir mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;A benim güzel hocam&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dihH02twkd8/Tu_t2adgCSI/AAAAAAAALlo/rnIvE6L7UHs/s1600/e.t.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-dihH02twkd8/Tu_t2adgCSI/AAAAAAAALlo/rnIvE6L7UHs/s1600/e.t.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Bu güzel havada ders işlenir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Öğretmen kendisine güzel dememize sevinmiş olacak ki dersi falan bıraktı, bize uydu. Şarkı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;türkü söyledik zil çalıncaya kadar. Yaa! Öğrenci milletinde oyun çoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Oyun dedim de aklıma geldi. İki hafta önce otobüsle geziye gittik. Bir yerde mola verildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Herkes dışarı çıktı. İçerde son sınıflarla Erhan hocamız kaldı. Son sınıflar okulla bu son&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;gezileri olduğu için kendi aralarında gülüp oynamışlar. Erhan beyden de oyunlarına eşlik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;etmesini istemişler. O da hatırlarını kıramamış, kollarını kaldırıp biraz oynayıvermiş. Bunu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;gören birinci sınıf öğrencisi bir kız heyecanla geziye katılan diğer öğretmenlerimizin yanına&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;geldi, “Geliverin hocam, Erhan beye bir şey oldu!” diye bağırdı. Öğretmenler acaba kötü bir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;şey mi oldu diye gelip bakınca hocamızın oynadığı gördüler, kahkahayla gülmeye başladılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Meğerse o kız, ağırbaşlı hocamızın oynamasını yadırgamış, gözlerine inanamamış...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Oyunla ilgili bir fıkra var. Belki bilmiyorsundur diye onu da anlatıvereyim yerine gelmişken.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Yüzü hiç gülmeyen bir cami hocasını düğüne çağırmışlar. Düğünde herkes oynamış. Hocayı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;da oyuna kaldırmışlar. O, önce oynamak istememiş ama ısrarlara dayanamayıp şöyle bir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;dönüvereyim diye ayağa kalkmış. “Allahım, günah yazma!” diye biraz oynamış. Çalgıcılar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;öyle kıvrak şeyler çalıyorlarmış ki, hoca dayanamamış, “Azıcık yaz, azıcık yazma!” diye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;oynamaya başlamış bu sefer. Derken iyice coşmuş, “İster yaz ister yazma!” diyerek bütün&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;kurtlarını dökmüş. Dökmüş ama çok pişman olmuş. Adını “kıvrak hoca” koymuşlar ve&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;ciddiye almamaya başlamışlar. Hoca eski itibarının yok olduğunu görünce başka bir yere&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;kaçmış. Gittiği yerde pek rahat edememiş, beş altı yıl sonra, tekrar köye dönmeye karar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;vermiş. Köye girerken şirin bir çocuğa rast gelmiş. Başını okşayıp, “Sen kimin oğlusun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;bakayım, ne zaman doğdun? Ben bu köydeyken seni hiç görmemiştim” demiş. Çocuk adını,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;kimin çocuğu olduğunu söylemiş, doğum tarihi bilmediğini belirtip, “Annemin söylediğine&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;göre ben oynak hocanın düğünde oynadığı gün doğmuşum” diye cevap vermiş. Hoca bakmış&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;ki unutulmamış, hemen geriye dönmüş ve bir daha o köye uğramamış...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;*****&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Karanfilli bir şarkı var. Çok hoşuma gidiyor. “Karanfil oylum oylum/Geliyor servi boylum/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Servi boylum gelince/Şen olur benim gönlüm” diye başlıyor. Sen de seviyor musun o şarkıyı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Aşağıdaki dizelerini not ettim ama gerisini yazamadım. Biliyorsan yazıver.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Karanfil uzar gider&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Yaprağın düzer gider&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Kadriye yolunu şaşırmış&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;İnşallah bize gider!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Üçüncü dizenin ilk kelimesini yanlış yazdım. Kadriye değil, yar olacak. Kadriye hanım ve&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;bana yaptıkları içimde öyle yer etmiş ki böyle yazmışım farkında olmadan...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Şimdilik yazacaklarım bu kadar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Sepet sepet yumurta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Sakın beni unutma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Unutursan küserim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;Mektubumu keserim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #222222; font-family: Tahoma; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Erhan Tığlı&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #666666;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;ileti/19 Aralık 2011_ 19:13&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-7415161358637912494?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7415161358637912494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7415161358637912494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2011/12/normal-0-21-false-false-false.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JAu4dysz1sU/Tu_tj4GOyPI/AAAAAAAALlg/6Xy6NaBxyZ8/s72-c/sevdakar+%25C3%25A7elik_vinyet_20.12.2011.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-7665104551182967405</id><published>2011-11-12T04:29:00.002+02:00</published><updated>2011-11-12T04:29:36.797+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anton ÇEHOV_öyküsü: DİLENCi'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0ToDGgzkkI/AAAAAAAAI-s/E8l1EW0fSVU/s1600-h/tasar%C4%B1m-sevdakar+%C3%A7elik+_WEB_+mizahve%C5%9Fiir.blogspot.com+_%C3%87EHOV+-Rdkl-iKi..+22.12.1996,say%C4%B1.11.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423714991246381634" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0ToDGgzkkI/AAAAAAAAI-s/E8l1EW0fSVU/s320/tasar%C4%B1m-sevdakar+%C3%A7elik+_WEB_+mizahve%C5%9Fiir.blogspot.com+_%C3%87EHOV+-Rdkl-iKi..+22.12.1996,say%C4%B1.11.jpg" style="float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 159px;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color: #ffff99; font-size: 78%;"&gt;Anton ÇEHOV /-öykü-/DİLENCi&lt;/span&gt;-1887-&lt;br /&gt;-Yardımsever bayım! İyilik edin, bu mutsuz, aç adamı boş çevirmeyin. Üç gündür bir lokma şey yemedim... Geceyi geçirecek bir yer bulmak için beş kapiğim bile yok.. . Vallahi billahi böyle! Yedi yıl köy öğretmenliği yaptım, yerel yönetimin oyunları sonucu görevimi yitirdim. Bir raporun kurbanı oldum. İşte bir yıldır böyle yersiz yurtsuz dolaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Avukat Skvortsov&lt;/b&gt; dilencinin mavimsi kır renkli delik deşik paltosuna, donuk sarhoş gözlerine, yanaklarındaki kırmızı lekelere baktı. Sanki bu adamı daha önce bir yerlerde görmüş gibi geldi ona.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dilenci&lt;/b&gt; sürdürüyordu yalvarmasını:&lt;br /&gt;- Şimdi bana Kalujskaya vilayetinde bir iş öneriyorlar. Ama benim oraya gidecek param da yok ki... Yardım edin, acıyın bana! Dilenmek çok ayıp, ben de biliyorum bunu ama... Koşullar zorluyor insanı.&lt;br /&gt;Skvortsov biri derin, öteki hafif olan lastik ayakkabılarına baktı dilencinin ve birden anımsadı:&lt;br /&gt;- Baksanıza buraya, ben üç gün önce sana Sadovaya sokağında rastladım sanırım, dedi. O zaman siz bana galiba köy öğretmeni olduğunuzu değil, okuldan kovulmuş bir yüksek okul öğrencisi olduğunuzu söylemiştiniz. Anımsıyor musunuz?&lt;br /&gt;Dilenci bozulmuştu:&lt;br /&gt;- Ha ... Hayır, olamaz! diye homurdandı. Ben köy öğretmeniyim.• Eğer isterseniz belgelerimi de gösterebilirim size.&lt;br /&gt;- Yalan söylüyorsunuz! Kendinizi bana yüksek okullu diye tanıtmış, hatta niçin okuldan atıldığınızı da anlatmıştınız. Anımsıyor musunuz?&lt;br /&gt;Skvortsov kıpkırmızı kesilmişti. Yüzünde tam bir nefret ifadesiyle uzaklaştı bu yalancıdan.&lt;br /&gt;Öfkeyle bağırdı: ,&lt;br /&gt;- Bu alçaklıktır sayın bay! Dolandırıcılıktır bu! Polise vereceğim sizi. Allah belanızı versin! Siz yoksul ve aç olabilirsiniz. Ama bu size böyle yüzsüzce, vicdansızca yalan söyleme hakkını vermez!&lt;br /&gt;•&lt;br /&gt;Dilenci kapının tokmağını tuttu, yakalanmış bir hırsız gibi şaşkın şaşkın kapıdan içeri baktı:&lt;br /&gt;- Ben... Ben yalan söylemiyorum efendim, diye mırıldandı. Belgelerimi gösterebilirim size.&lt;br /&gt;İyice kızan Skvortsov:&lt;br /&gt;- Kim inanır artık size? diye bağırdı. Toplumun köy öğretmenlerine, yüksek okul öğrencilerine beslediği iyi duyguları kötüye kullanmak! İşte asıl aşağılık, alçakça, iğrenç olan nokta da bu!.. Rezalet!&lt;br /&gt;Skvortsov iyice kendini kaybetmiş, acımasızca azarlıyordu dilenciyi. Bu, üstü başı yırtık adam alçakça yalanlarıyla onda nefret ve iğrenme duygusu uyandırmıştı. Skvortsov'un kendi kendine sevdiği, değer verdiği iyilik, iyi kalplilik, mutsuz insanlara acıma gibi duygularını incitmişti. Yalanlarıyla, insanlara acıma duygusunu kötüye kullanmasıyla onun yoksullara, iyi kalpliliğinden vermeyi sevdiği sadakayı da kirletmişti bu adam.&lt;br /&gt;Dilenci önce kendini savundu, yeminler etti. Sonra da sustu ve utançla aşağı eğdi başını.&lt;br /&gt;Elini kalbinin üstüne bastırarak:&lt;br /&gt;- Bayımı dedi. Gerçekten de yalan söyledim ben! Ne öğrenciyim, ne de köy öğretmeniyim. Bütün bunlar hep uydurma! Rus korosunda çalışıyordum. İçkiciliğim yüzünden kovdular beni. Ne yapabilirdim ki başka? Allah biliyor ya, yalansız bir şey olmuyor. Doğruyu söylediğim zaman kimse bir şey vermez bana. Doğru söylediğin zaman açlıktan ölecek, yatacak yer bulamayıp donacaksın soğuktan! Siz çok doğru konuşuyorsunuz, anlıyorum, ama ne gelir ki elimden?&lt;br /&gt;Skvortsov:&lt;br /&gt;_ Ne mi gelir? Siz ne yapacağınızı mı soruyorsunuz? diye bağırdı ona iyice yaklaşarak. Çalışın! İşte yapacağınız tek şey bu! Çalışmak gerekir!&lt;br /&gt;- Çalışmak... Ben de biliyorum bunu. Ama, kim beni işe alacak?&lt;br /&gt;- Saçma! Gençsiniz, sağlıklısınız, güçlüsünüz. Her zaman iş bulursunuz, yeter ki isteyin!&lt;br /&gt;Ama tembelsiniz, şımarıksınız, ayyaşsınız! Sizden tıpkı bir meyhane gibi votka kokusu yayılıyor! Yalancılık ve bayağılık iliklerinize işlemiş sizin. Dilencilik ve yalandan başka bir şey gelmiyor elinizden. Eğer iş bulsanız bile hemen aşağılarsınız onu. Size büro memurluğu, Rus korosu, markacılık gibi hiçbir iş yapmadan para alacağınız bir iş gerekir! Size öyle bedeninizi yoracak bir iş yakışmaz, değil mi? Siz kapıcılık ya da fabrika işçiliği de istemezsiniz belki! Sizin gönlünüz hep yükseklerdedir!&lt;br /&gt;Dilenci acıyla gülümsedi:&lt;br /&gt;- Nasıl da yargılarda bulunuyorsunuz vallahi! dedi. Öyle bedenle çalışacak işi nerede bulayım? Tezgâhtarlık için yaşını geçti benim. Çünkü ticarete çocukluktan başlamak gerekir.&lt;br /&gt;Kapıcılığa da kimse almaz beni, çünkü öteye beriye fazla .koşmak gelmez elimden. Fabrikaya işe almazlar. bir sanat bilmek gerekir. Oysa ben hiçbir şey bilmiyorum.&lt;br /&gt;- Saçma bunlar! Siz hep kendinizi haklı çıkaracak bir nokta buluyorsunuz. Örneğin odun kırmak da yakışmaz mı size?&lt;br /&gt;- Hemen kabul ederim, ama şimdi gerçek odun kıncılar bile işsiz oturuyorlar.&lt;br /&gt;- Tüm asalaklar böyle düşünürler işte. Sana bu işi de önerseler kabul etmezsin. Peki, benim odunlarımı kırmak istemez misiniz?&lt;br /&gt;- Eğer isterseniz kırarım...&lt;br /&gt;- İyi bakalım. Çok güzel! .. Göreceğiz!..&lt;/div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423716217578753314" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0TpKe9OjSI/AAAAAAAAI-8/XatRFhemajg/s400/sevdakar+%C3%A7elik+_a.%C3%A7ehov%27un+dilenci+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+_vinyet++25.12.2009.jpg" style="display: block; height: 400px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 291px;" /&gt;Skvortsov çabucak koştu, ellerini öç almak ister gibi ovuşturarak mutfaktan aşçı kadını çağırdı.&lt;br /&gt;- İşte Olga, dedi kadına. Bu bayı odunluğa götür. Orada odun kırsın.&lt;br /&gt;Dilenci kuşku duyuyormuş gibi omuzlarını silkti ve kararsızca aşçı kadını izledi. Yürüyüşünden anlaşıldığına göre bu odun kırma işini aç olduğundan, ya da iş bulmak istediğinden değil, sırf kendi sözleriyle yakalandığı için utanç ve onurunu kurtarmak zorunda kaldığından kabul etmişti. Açıkça görülüyordu votkanın onu zayıf düşürdüğü, sağlıklı biri olmadığı ve çalışmaya en ufak bir istek duymadığı.&lt;br /&gt;Skvortsov hemen yatak odasına gitti. Avluya açılan pencereden odunluk tam olarak görünüyordu. Odunlukta olup biten her şey izlenebiliyordu. Pencerenin önünde dikilen Skvortsov aşçı kadınla dilencinin arka kapıdan avluya, çamurlu kara çıktıklarını, odunluğa yürüdüklerini gördü. Olga öfkeyle bu yeni arkadaşına baktı, dirseğiyle yana itti, odunluğun kapısını açtı ve nefretle kapıyı çarptı.&lt;br /&gt;"Anlaşılan kadının kahve içmesine engel olduk," diye düşündü Skvortsov. "Vay kötü&lt;br /&gt;Yaratık vay!' ,&lt;br /&gt;Daha sonra yalancı öğretmen ve yalancı öğrencinin bir kütüğe oturduğunu, yumruklarını kırmızı yanaklarına dayadığını, düşüncelere daldığını gördü. Kocakarı onun ayakları dibine&lt;br /&gt;baltayı fırlattı, nefretle yere tükürdü. Dudaklarının kıpırtısına bakılırsa sövüp saymaya başlamıştı. Dilenci kararsızca bir odun çekti önüne, ayaklarının arasına aldı ve korka korka indirdi baltayı. Odun kaydı ve düştü yere. Dilenci yine onu çekti önüne, üşüyen ellerine üfleyerek ısıttı ve yine indirdi baltayı. Öyle beceriksizce vuruyordu ki, sanki ayağındaki lastiklere gelmesinden, ya da parmaklarını uçurmaktan korkuyordu. Odun yine düştü.&lt;br /&gt;Skvortsov'un öfkesi geçmişti artık. Şimdi biraz üzülüyor ve utanıyordu: Şımarık, ayyaş, belki de hasta bir adamı almış gelmiş, soğuktaağır bir işle uğraşmak zorunda bırakmıştı.&lt;br /&gt;"Eh, ne olacak, bırak çalışsın!” diye düşündü yemek odasından çalışma odasına&lt;br /&gt;giderken. "Ben bunu onun yararı için yaptım.”&lt;br /&gt;Bir saat sonra Olga geldi yanına ve odunların kırıldığını haber verdi.&lt;br /&gt;Skvortsov:&lt;br /&gt;- Ona şu yarım rubleyi ver; dedi. Eğer isterse her ayın başında odun kırmaya gelsin. Her zaman iş bulunur.&lt;br /&gt;Dilenci ayın ilk günü yine geldi. Gerçi kendisi ayakta güçlükle duruyordu ama yine de yarım rubleyi kazandı. Bundan sonra sık sık görünmeye başladı avluda, Her gelişinde ona göre bir iş bulunuyordu: Kimi karları kürüyerek bir yana yığıveriyor, kimi odunluğu temizleyip düzenliyor, kimi halı ve minderlerin tozunu silkip temizliyordu. Her gelişinde yaptığı işin karşılığı olarak 20-40 kapik alıyordu. Bir gelişinde eski bir pantolon da kazanmıştı.&lt;br /&gt;Bir başka eve taşınırken Skvortsov onu eşyaları toparlamaya ve mobilyaları taşımaya yardım etmesi için çağırdı. Bu kez içkili değildi dilenci. Asık yüzlü ve suskundu. Mobilyalara güçlükle dokunuyor, başını önüne eğerk arabaların ardından yürüyordu. Öyle, çok çalışıyor görünmek bile istemiyordu sanki,&lt;br /&gt;Yalnız soğuktan büzülüyor, arabacılar onun başıboş dolaşmasıyla, güçsüzlüğüyle ve yırtık paltosuyla alay ettikleri zaman utanıp sıkılıyordu. Taşınma işi bittikten sonra Skvortsov onu yanına çağırmalarını emretti.&lt;br /&gt;Ona bir ruble vererek: .&lt;br /&gt;- Görüyorum ki, sözlerim seni oldukça etkilemiş, dedi. İşte emeğinin karşılığı olarak veriyorum bu parayı. Ayıksınız ve çalışmaktan da kaçınmıyorsunuz. Adınız ne sizin?&lt;br /&gt;- Luşkov.&lt;br /&gt;- Ben, Luşkov, size bir başka, temiz bir iş önerebilirim artık. Yazı yazmayı bilir misiniz? &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0Tpy3DANcI/AAAAAAAAI_E/iqk6vYjghzo/s1600-h/sevdakar+%C3%A7elik+_a.%C3%A7ehov%27un+dilenci+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+_vinyet++25.12.2009.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423716911240197570" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0Tpy3DANcI/AAAAAAAAI_E/iqk6vYjghzo/s200/sevdakar+%C3%A7elik+_a.%C3%A7ehov%27un+dilenci+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+_vinyet++25.12.2009.jpg" style="float: right; height: 200px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 146px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Evet efendim.&lt;br /&gt;-Al, şu mektupla yarın benim bir arkadaşıma gideceksiniz. O size temize çekmeniz için yazılar verecek. Çalışın, içki içmeyin, size söylediklerimi de unutmayın sakın. Haydi güle&lt;br /&gt;güle!&lt;br /&gt;Adamı doğru yola getirdiğinden dolayı çok sevinçliydi Skvortsov. Tatlı tatlı, dostça omzuna vurdu, hatta güle güle derken elini bile uzattı Luskov'a,.. Luşkov mektubu aldı ve çıktı. Bir&lt;br /&gt;Daha da iş için gelmedi avluya.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Aradan iki yıl geçti.&lt;br /&gt;Bir gün Skvortsov, tiyatro gişesinin önünde parasını öderken yanı başında sırtında yakası kürklü palto,başında ayı derisinden dikilmiş şapka bulunan ufak tefek bir adamın durduğunu gördü. Adam gişeden çekine çekine içeri giriş için bir bilet istedi ve parasını bakır beş kapikliklerle ödedi.&lt;br /&gt;Adamın eski odun kırıcısı olduğunu tanıyan Skvortsov:&lt;br /&gt;- Luşkov, siz misiniz? diye sordu. Ne var ne yok bakalım? Neler yapıyorsunuz? İyi misiniz?&lt;br /&gt;- Hiç işte... Şimdi bir noterin yanında çalışıyorum, otuz beş ruble alıyorum efendim.&lt;br /&gt;-Yaaa, Allaha şükür, çok güzel! Sizin adınıza sevindim. Çok, çok memnun oldum Luşkov! Ne de olsa vaftiz çocuğum sayılırsınız benim. Size doğru yolu gösteren ben oldum. Nasıl azarlamıştım sizi, anımsıyor musunuz? Karşımda o zaman yerin dibine geçmiştiniz. Benim sözlerimi unutmadığınız için, canım, çok teşekkür ederim size.&lt;br /&gt;Luşkov:&lt;br /&gt;- Ben de size teşekkür ederim, dedi. Eğer o zaman size gelmemiş olsaydım, belki de bugüne değin öğretmen ya da öğrenci olarak kalacaktım. Sizin yanınızda kurtularak çıktım çukurdan.&lt;br /&gt;- Çok, çok sevindim.&lt;br /&gt;- O iyi sözleriniz ve işler için çok teşekkür ederim size. Çok güzel konuşmuştunuz o zaman. Size de, sizin o aşçı kadına da çok şey borçluyum. Allah o iyiliksever kadına sağlık versin. Siz o zaman çok iyi konuştunuz, kuşkusuz size sonsuz teşekkür borçluyum yaşamımın sonuna değin. Ama beni asıl kurtaran aşçınız Olga oldu.&lt;br /&gt;-Nasıl yaptı bunu?&lt;br /&gt;-Bakın şöyle: Size odun kırmaya geldiğim zaman o hemen başlıyordu söylenmeye: "Ah seni ayyaş! Lânetli bir adamsın sen! Öldüğün zaman da lânetli olacaksın!" Sonra karşıma oturuyor, üzülüyor, yüzüme bakıyor ve ağlıyordu. "Talihsiz bir adamsın sen! Bu dünyada da, öteki dünyada da sevinemeyeceksin. Ayyaş olduğun için cehennemde de yanacaksın! Zavallısın! Zavallının birisin sen!" Hep böyle şeyler söylüyordu bana. Benim için ne kadar acı çekti, gözyaşı döktü, bilseniz! Anlatamam size ... Ama en önemlisi benim yerime o kırıyordu odunları. ben, bayım, sizde bir tek odun, bile kırmadım, hep o kırıverdi. Niçin o beni kurtardı, niçin ona bakarak değiştim, içkiyi bıraktım, anlatamam size. Bir şey biliyorum yalnız, onun sözlerinden, yüce davranışlarından sonra ruhumda bir değişiklik oldu. O getirdi beni doğru yola. Hiçbir zaman unutmayacağım bunu. Haydi, vakit geldi, zil çalıyor.&lt;br /&gt;Luşkov eğilerek selam verdi ve içeri yürüdü. &lt;img alt="" border="0" height="640" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423715259025117938" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0ToSsEO0vI/AAAAAAAAI-0/6Vy_haxAw5Y/s640/sevdakar+%C3%A7elik+_WEB_+mizahve%C5%9Fiir.blogspot.com.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="370" /&gt; &lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: 130%;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-7665104551182967405?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7665104551182967405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7665104551182967405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2011/11/anton-cehov-oyku-dilenci-1887.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/S0ToDGgzkkI/AAAAAAAAI-s/E8l1EW0fSVU/s72-c/tasar%C4%B1m-sevdakar+%C3%A7elik+_WEB_+mizahve%C5%9Fiir.blogspot.com+_%C3%87EHOV+-Rdkl-iKi..+22.12.1996,say%C4%B1.11.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6898055138376115591</id><published>2011-01-09T22:16:00.015+02:00</published><updated>2011-01-13T00:06:54.322+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ferda Balkaya Çetin_öyküsü: gece tam on ikiydi'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TSoV_95x6HI/AAAAAAAAK9k/iaoBk5crtbg/s1600/ferda+balkaya+%25C3%25A7etin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TSoV_95x6HI/AAAAAAAAK9k/iaoBk5crtbg/s200/ferda+balkaya+%25C3%25A7etin.jpg" width="166" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: yellow;"&gt;ferda balkaya çetin ...&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="color: #674ea7; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;...&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: x-large;"&gt;gece tam on ikiydi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;genç kız, elindeki kitaptan başını kaldırdı, saate baktı ... pencereyi açtı, gözlerini kapayıp derin bir nefesle dışarıdaki serin havayı içine çekti…&lt;br /&gt;az önce okuduğu kitabın etkisinde kalmış, hüzünlenmişti biraz… benliğini saran karamsar ruh halinden çıkmalıydı bir an önce…&lt;br /&gt;harekete geçirdi tüm olumlu duygularını;&lt;br /&gt;yaşıyordu, sağlıklıydı…&lt;br /&gt;mutlu ve huzurluydu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayalleri, hedefleri &lt;br /&gt;çok sevdiği bir ailesi vardı…&lt;br /&gt;ama öylesine etkilenmişti ki&lt;br /&gt;yine bir anda kitabın içinde buldu kendini…Sevdiye’nin kimliğine büründü…&lt;br /&gt;başlangıçta o da sağlıklıydı, ailesiyle mutlu bir yaşam sürüyordu. yaptıkları, yapacakları vardı…ve biricik aşkı vardı…&lt;br /&gt;sonra ne oldu?&lt;br /&gt;önce babasının işleri sonra sağlığı bozuldu, çalışamaz oldu.. çok sevdiği okulunu bırakmak zorunda kaldı. &lt;br /&gt;hedeflerini gerçekleştiremedi…sevdiği insanla yolları ayrıldı…&lt;br /&gt;ailesine destek olmalıydı, çalışmaya başladı. ideallerini yüreğine gömdü.&lt;br /&gt;ama ona en çok dokunan aşık olduğu insanın onu terk etmesiydi, daha doğrusu tam nişan günü ortadan kaybolmasıydı…&lt;br /&gt;en çok da bunu hazmedemedi.&lt;br /&gt;sonrası Sevdiye için tam bir dramdı… üzüntüden doğru düzgün bir şey yemiyor, günden güne zayıflıyor, rengi soluyordu. doktorlar tam teşhis koyamadıkları için her türlü ilacı deniyorlardı… &lt;br /&gt;sonunda teşhis konmuştu; akdeniz anemisi…&lt;br /&gt;ancak Sevdiye bu süreçte kullandığı ilaç yükünü kaldıramamış, böbreklerini kaybetmişti. artık hayatı makineye bağlıydı.&lt;br /&gt;dile kolay!&lt;br /&gt;tam on beş yıl makineye bağlı bir hayatı oldu Sevdiye’nin… ve bir gün bir mucize gerçekleşti; dokularına uyan böbrek bulunmuştu…&lt;br /&gt;böbrek nakli ile yeniden hayata tutunan Sevdiye uğruna hayatını mahvettiği biricik aşkını ise hiç unutmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“ya aşkı hiç tatmamış olsaydım!.”&lt;/strong&gt; demişti, ömrünü kızına adayan fedakâr bir annenin&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“- hâlâ onu mu düşünüyorsun?”&lt;/strong&gt; sözlerine karşılık…&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“ya aşkı hiç tatmamış olsaydım!”…&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;bu cümlenin altını çizmişti kitabı okurken. bu sözü düşününce bir gülümseme yayıldı güzel yüzüne. pembeleşti yanakları… &lt;br /&gt;sevdiği, aşık olduğu delikanlıyı düşündü…&lt;br /&gt;özlediğini hissetti…&lt;br /&gt;duymak istedi sesini…&lt;br /&gt;büyük bir heyecanla bastı telefonun tuşlarına…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“aşkım benim.! ben de tam seni düşünüyordum…”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;karıştı sesleri birbirine, özlemelerle…&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;gece tam on ikiydi…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: yellow;"&gt;.........................&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: large;"&gt;&lt;em&gt;ferda balkaya çetin&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;11 Ocak 2011 _12.51&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6898055138376115591?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6898055138376115591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6898055138376115591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2011/01/ferda-balkaya-cetin.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TSoV_95x6HI/AAAAAAAAK9k/iaoBk5crtbg/s72-c/ferda+balkaya+%25C3%25A7etin.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-5190686840313628816</id><published>2011-01-09T22:08:00.001+02:00</published><updated>2011-01-09T22:18:05.703+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erhan Tığlı_ öyküsü:ORTA DİREĞE MEKTUP'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TPQn3jcGAQI/AAAAAAAAK6Y/YIGjJbodJbM/s1600/erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1_mizah+ve+%25C5%259Fiir.blogspot.com.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TPQn3jcGAQI/AAAAAAAAK6Y/YIGjJbodJbM/s200/erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1_mizah+ve+%25C5%259Fiir.blogspot.com.jpg" width="120" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: yellow;"&gt;Erhan Tığlı_&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #4c1130; font-size: large;"&gt;ORTA DİREĞE MEKTUP&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ey benim katma değerli, sağlam ciğerli, yemeği acı biberli, beli sıkma kemerli, sırtı semerli, eli fenerli, kolu hünerli dostum! &lt;br /&gt;Duydum ki azıcık hoşsun, zamlar seni öyle zom etmiş ki, gece gündüz sarhoşsun. Suratın ekşi, kendin mayhoşsun... “Benim nerem hünerli, neyim fenerli?” diyorsun, vallahi ayıp ediyorsun. Elinde fener var, elektrikler sık kesildiği için onu taşıyorsun, hayatın karanlık yollarında yolunu kaybetmemek, yere düşmemek için onunla dolaşıyorsun, gece gündüz ucuzluğu arıyorsun, bir türlü bulamıyorsun. O afeti düşünde bile göremiyorsun.&lt;br /&gt;Kolun hünerli; yarım kilo kıymadan en az beş yemek yapıyorsun. Asgari ücretle koca bir aileyi geçindiriyorsun. Radyasyon, enflasyon, hava ve çevre kirliliği, trafik canavarları, anarşi, terör vız geliyor, bir türlü ölmüyorsun...&lt;br /&gt;Sırtın semerli; Gık demeden bunca yükü taşıyorsun. “Çektiğim yükler yetsin artık. Biraz da başkaları taşısın, politikacılar elimden tutsun, dostlar yükümü paylaşsın” demiyorsun. Bunlar yetmemiş gibi, oy verdiklerini de sırtına alıyorsun...&lt;br /&gt;Daha ne diyeyim sana? Sesini çıkarmazsan daha çok semer vuran olur sırtına. Alçakta durursan sel alır, yükseğe çıkmaya kalkarsan yel alır; maaşını bakkal, kasap, ev sahibi paylaşır, sana kocaman bir kazık kalır! Yel üfürür, sel götürür; başını doğrultmaya kalksan kaşlar çatılır, parmaklar sallanır; huzuru bozmakla suçlanırsın. Başkaları arabasını dağdan aşırırken sen düz yolda şaşırırsın, komşuda pişen börekten tadayım derken tenceredeki sütü taşırırsın. Niye böyle olduğunu çözemezsin, cinler tepene çıkar; keçileri kaçırırsın.&lt;br /&gt;Aybaşında maaşını alınca kendini lort sanırsın. Ama lortluğun kısa sürer, paranı esnafa kaptırırsın, ay sonuna dek nasıl geçineceğini düşününce nefesin tıkanır, mort olursun!&lt;br /&gt;Aman kardeşim, sakin ol, sinirlerine yargıç ol! Sen ölürsen ailene kim bakacak? Mezar fiyatları hem pahalı hem gömülecek yer yok, onun için kör topal da olsa yaşamak zorundasın. İyi düşün taşın, iş işten geçtikten sonra faydası yoktur gözlerdeki yaşın. Çalış, tutuyorken el ayak, işliyorken kol. Biraz da kafanı çalıştır ve de bul bu sorununa demokratik bir yol.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;....................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: large;"&gt;Erhan Tığlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;02 Ocak 2011_ 13:07&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:erhantigli@mynet.com"&gt;erhantigli@mynet.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-5190686840313628816?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/5190686840313628816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/5190686840313628816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2011/01/erhan-tgl-orta-direge-mektup-ey-benim.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TPQn3jcGAQI/AAAAAAAAK6Y/YIGjJbodJbM/s72-c/erhan+t%25C4%25B1%25C4%259Fl%25C4%25B1_mizah+ve+%25C5%259Fiir.blogspot.com.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2573604020346306162</id><published>2010-11-24T00:59:00.000+02:00</published><updated>2010-11-24T00:59:42.428+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ferda Balkaya Çetin_öyküsü: SEHER&apos;İN DİLEĞİ'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxF5VVM4PI/AAAAAAAAK5g/hgIdGRfceOk/s1600/ferda+balkaya+%25C3%25A7etin_%25C3%25B6yk%25C3%25BC_seher%2527in+dile%25C4%259Fi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxF5VVM4PI/AAAAAAAAK5g/hgIdGRfceOk/s400/ferda+balkaya+%25C3%25A7etin_%25C3%25B6yk%25C3%25BC_seher%2527in+dile%25C4%259Fi.jpg" width="241" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: yellow; font-size: xx-small;"&gt;Ferda Balkaya Çetin_öyküsü: SEHER'İN DİLEĞİ&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Merakla ve biraz da endişeyle bekliyordu Seher. Nasıl endişeli olmasındı ki!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Şimdiye kadar altı öğretmen değişmişti. Hepsinin de şu veya bu sebeple tayinleri çıkmış başka yerlere gitmişlerdi. Çoğu zaman da boş geçmişti dersleri. Neyse ki bu sefer hiç boşluk olmadan yeni öğretmenleri geliyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Tüm öğretmenlerini sevmişti. En çok da Haydar öğretmeni… Bütün ödevlerini zamanında ve eksiksiz yapmaya gayret ediyor, her gün istekle ve sevinçle koşuyordu okuluna.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Haydar öğretmen askere giderken çok ağlamıştı. Acıyla dolmuştu kalbi. Sıkıca sarılmış:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Öğretmenim n’olur bizi bırakma!” diye feryat etmişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Oysa biliyordu, gitmesi gerekiyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- “Devlete karşı görevlerimiz var çocuklar. Askere gitmek, vergi vermek ve oy kullanmak.” diye anlatmıştı öğretmen Sosyal Bilgiler dersinde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sabah saçlarını özenle tarayıp iki belik ören annesine sarıldı, öptü. Teşekkür etti. Aynada baktı bir kez daha kendisine. Beğendi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Haydar öğretmeni de çok beğeniyordu saçlarını. Yeni öğretmen fark etmeyecekti belki de…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxGRgf2N4I/AAAAAAAAK5k/tWiG7Dj0lUc/s1600/Fotograf_+Ferda+Balkaya+%25C3%2587etin.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxGRgf2N4I/AAAAAAAAK5k/tWiG7Dj0lUc/s320/Fotograf_+Ferda+Balkaya+%25C3%2587etin.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Okul yolu çabucak geçmişti, aklında biriken sorularla:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Yüzü güleç miydi acaba?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Şakacı biri miydi?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Haydar öğretmeni gibi şeker alacak mıydı?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Ya saçlarını hiç fark etmezse!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Seher’in saçları simsiyah ve upuzundu. Annesinin saçlarını okşayarak hiç incitmeden taramasına bayılırdı. İki yanına örer, uçlarına da mavi kurdele bağlardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İsteksizce ama biraz da heyecanla sırasına oturdu. Ders zili çalmamıştı henüz. Yeni gelecek öğretmenin bayan olduğu söyleniyordu. Seher’in merakı biraz da bu yüzdendi. Çünkü hep erkek öğretmenleri olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ders zili çalar çalmaz öğretmen sınıfa girdi. Öğrenciler bir anda sustu. Herkes yeni öğretmeni biraz merakla biraz şaşkınlıkla biraz da Seher gibi endişeyle inceliyordu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Orta boylu ve incecikti. Kahverengi bir takım vardı üzerinde. Kızıl ve kısa saçları çok yakışmıştı yüzüne. Bakışları yumuşacıktı …Çantası, ayakkabısı, küpeleri kahverengiydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sanki tüm kıyafetini gözlerinin rengine uydurmuştu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Tüm sınıf hayran olmuştu adeta.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Günaydın çocuklar! Ben yeni öğretmeniniz Ayşe Şimşek. Ders yılı sonuna kadar sizlerle birlikte olmak beni çok sevindirecek. Umuyor ve diliyorum ki birlikte, keyif alarak derslerimizi işleriz.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxGsbngDOI/AAAAAAAAK5o/TytsgEqwKVQ/s1600/Fotograf_+Ferda+Balkaya+%25C3%2587etin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="301" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxGsbngDOI/AAAAAAAAK5o/TytsgEqwKVQ/s400/Fotograf_+Ferda+Balkaya+%25C3%2587etin.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonrasında öğretmen öğrencilerin yanına giderek sırayla isimlerini sordu ve tek tek tokalaştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Seher, Ayşe öğretmenin hiçbir hareketini, sözünü kaçırmıyor, gözlerini de ondan ayırmıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Tanışma sırası kendisine geldiğinde kalbi küt küt atıyordu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Adım Seher” dedi kekeleyerek…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Seher Karakuş”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Senin başka kardeşin var mı Seher?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Evet, iki erkek kardeşim var.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Belki gözlerinin içine sıcacık bakmıştı ama beklediği cümle gelmemişti, fark etmemişti bile saçlarını.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hüsranla oturdu yerine.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kızdı içinden. Oysa Haydar öğretmeni ta ilk günden söylemişti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Saçlarının rengi ne kadar güzel böyle ! Işıl ışıl parlıyor! Örgüler de çok yakışmış sana!...”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ne kadar da mutlu olmuştu. Eve koşarak gitmiş aynada saçlarına bakmıştı o gün.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Son ders ziline kadar somurtarak oturdu Seher…Konuşmadı hiç… O çok sevdiği teneffüse de çıkmadı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Annesi her zamanki gibi sevgiyle gözlerinin içine bakarak açtı kapıyı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Seher annesinin boynuna gözyaşları içinde atıldı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“ Bakmadı işte! Fark etmedi saçlarımı yeni öğretmenim! Bundan sonra okula giderken saçlarımı örmeni istemiyorum anneciğim. Sadece bağla!...”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Şefkatle gülümsedi annesi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Belki de fark etti öğretmenin... Nerden biliyorsun?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Fark etseydi söylerdi ama!..”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Güzel kızım benim, her şeyin yeri, zamanı ve sırası vardır. Fark etmeyebilir de… Daha ilk günden öğretmenine haksızlık etmiş olmuyor musun?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Seher omuzlarını kaldırarak umursamaz bir ifadeyle:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Hem Haydar öğretmenim gibi şakalar da yapmadı hiç!.. Sevmedim işte!.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Fazla üstelemedi annesi. Şu sıra ne dese anlayacak durumda değildi Seher.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir, iki, üç hafta derken bir ay olmuştu Ayşe öğretmen geleli.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Arkadaşları çabuk alışmıştı. Teneffüslerde ellerinden tutuyor dolaşıyorlardı birlikte. Ders esnasında da zaman zaman gülüyorlardı, öğretmenin anlattığı fıkralara. Ama Seher’in yüzündeki somurtkan ifade bir türlü düzelmiyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir gün Seher teneffüste yine okul kütüphanesindeydi. Kitap okumayı çok seviyordu. Bu yüzden de aldığı kitapları çok çabuk okuyor ve yenilerini alıyordu. Sınıfta en çok kitap okuyan Seher’di neredeyse…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Baktı, inceledi, inceledi… Neyi okuyacağına karar veremedi bir türlü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“ İstersen yardımcı olabilirim!.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gülümseyerek kendisine bakan öğretmeniyle göz göze geldi bir anda… Öylesine içten ve&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;sıcacık bakıyordu ki, Seher’in yüzü kızarmıştı heyecandan..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“-Olur.!.” anlamında kenara çekildi Seher konuşmadan. Öğretmen bir süre kitapları inceledikten sonra “Nasrettin Hoca fıkraları”nı gösterdi Seher’e, gülümseyerek:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Ben Nasrettin Hoca fıkralarıyla büyüdüm. Ve hâlâ da keyifle okuyorum. Ne dersin?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxHGWJHBjI/AAAAAAAAK5s/30CAh80ZC-k/s1600/Fotograf_+Ferda+Balkaya+%25C3%2587etin.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxHGWJHBjI/AAAAAAAAK5s/30CAh80ZC-k/s320/Fotograf_+Ferda+Balkaya+%25C3%2587etin.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İçine bir sıcaklık, bir heyecan dolmuştu Seher’in… Annesi gibi bakıyordu öğretmeni kendisine…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Saçlarını okşadı Seher’in…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-“Hem biliyor musun, örgü saç sana çok yakışıyor!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Seher’in heyecanına bir de mahcubiyeti eklendi. Al al oldu yanakları iyice.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Demek fark etmişti öğretmeni… Üstelik unutmamıştı…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Mutlulukla aldı kitabı eline. Sımsıkı sarıldı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gülümseyerek, sıcacık, annesine bakar gibi, sevgiyle, minnetle baktı öğretmenine.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Annesi saçlarını özenle örerken kararını vermişti Seher; büyüyünce öğretmen olacaktı…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Ferda Balkaya Çetin&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #f1c232; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;23.11.2010 _16:51&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2573604020346306162?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2573604020346306162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2573604020346306162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2010/11/ferda-balkaya-cetinoykusu-seherin.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TOxF5VVM4PI/AAAAAAAAK5g/hgIdGRfceOk/s72-c/ferda+balkaya+%25C3%25A7etin_%25C3%25B6yk%25C3%25BC_seher%2527in+dile%25C4%259Fi.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-693023621694301564</id><published>2010-07-06T06:28:00.000+03:00</published><updated>2010-07-06T06:28:58.808+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aziz Nesin öyküsü &quot;Fantiko&quot;'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TDKiLihH1tI/AAAAAAAAKO4/9Px-CzF7LIM/s1600/aziz+nesin_mizah+ve+%C5%9Fiir+BLOGspot.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="440" rw="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TDKiLihH1tI/AAAAAAAAKO4/9Px-CzF7LIM/s640/aziz+nesin_mizah+ve+%C5%9Fiir+BLOGspot.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TDKiLihH1tI/AAAAAAAAKO4/9Px-CzF7LIM/s1600/aziz+nesin_mizah+ve+%C5%9Fiir+BLOGspot.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="137" rw="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TDKiLihH1tI/AAAAAAAAKO4/9Px-CzF7LIM/s200/aziz+nesin_mizah+ve+%C5%9Fiir+BLOGspot.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;*Aziz Nesin öyküsü "Fantiko"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/11/her-gun-yaz-yazmak-kolay-bir-sey-mi.html"&gt;...tıklayınız.!.&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-693023621694301564?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/693023621694301564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/693023621694301564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2010/07/aziz-nesin-oykusu-fantiko.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/TDKiLihH1tI/AAAAAAAAKO4/9Px-CzF7LIM/s72-c/aziz+nesin_mizah+ve+%C5%9Fiir+BLOGspot.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-5579030530875414054</id><published>2009-04-02T05:24:00.015+03:00</published><updated>2010-11-21T02:14:36.610+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ozan Meriç ÇELİK  öyküsü: ÇOCUKLARIMIZ DA GİTTİ'/><title type='text'>Ozan Meriç ÇELİK *öykü* ÇOCUKLARIMIZ DA GİTTİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319915265332437890" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQiv2lRY4I/AAAAAAAAIhE/O1SuZHJyeLM/s400/Ozan_%C4%B1m,+do%C4%9Fum+g%C3%BCn%C3%BCn+kutlu+olsun.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 400px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 235px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; &lt;strong&gt;Yıl 2070...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Brezilya’nın ünlü Amazon Ormanları, Dünya’nın diğer bölgelerine göre daha şanslıdır. Korkunç kirlenmenin harap ettiği Dünya'da, ölüme direnen &lt;strong&gt;ALTI ağaç&lt;/strong&gt; buradadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Oksijen tüpü olanların yaşayabildiği yıllardır...&lt;/strong&gt;* &lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319917052094650994" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQkX2ylGnI/AAAAAAAAIhM/vMbvl35FFFI/s200/%C3%96YK%C3%9C+V%C4%B0NYET_1_sevdakar+celik_13.o1.2oo8mn.jpg" style="cursor: hand; float: right; height: 148px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;O gün yine erkenden kalkmıştı... Eskiler, uyanınca ilk olarak, odalarına güzelim güneş ışınlarını doldurmak için pencereyi açarlarmış... Güne böylece güzel başlarlarmış. Oysa şimdi, pencereye çıkıp, delinmiş Ozon tabakasından süzülerek gelen radyoaktif ışınlarla dolu kirli havadan derin bir nefes mi çekselerdi.(!) Yaşamını hiçbir şeye değişmeyen kişiler bunu yapmazlardı. O da yaşamını hiçbir şeye değişmeyenlerdendi. Zaten kullandıkları gazmaskeleri, evde bile kirli havadan zor koruyordu, ya dışarıya çıksalardı ne olurdu?. Gazmaskesiz dışarıya çıkanların, hangi sonla karşılaşacağını iyi biliyordu...&lt;br /&gt;Evde kapalı kalmak yerine, dışarı çıkmak, arkadaşlarıyla koşup oynamayı isterdi tüm çocuklar gibi... Oysa, yeşilin yok olduğu dünyada dışarısı risklerle doluydu.. Hava, oldukça kirliydi.. Güneş ışınları kansere yol açıyordu. Bu nedenle, zorunlu olarak her gün işe giden anne ve babasının ardından;&lt;br /&gt;"Acaba eve dönebilecekler mi?" diye düşünür ve üzülürdü. Annesi ya da babası, her zamankinden birazcık geç kalsa, kalbi daha hızlı atmaya başlar, korku ve heyecan duyardı. Bu bekleme anlarında boynu kaskatı kesilir, kramp girmişçesine oynatamazdı.&lt;br /&gt;Tüm bu olanlar, canına tak etmişti. Böyle yaşamaktan bıkmıştı... O, yetmiş yıl öncesinin çocukları gibi güzel oyuncaklar ve elbiselere sahip olmayı düşünemiyordu. Yaşanabilir tertemiz bir dünya düşlüyordu..&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319918378474956226" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQllD8SZcI/AAAAAAAAIhU/s3mI3Oec83Y/s320/ozan_%C3%B6yk%C3%BC_%C3%A7ocuklar%C4%B1m%C4%B1z+da+gitti_+vinyet_31.o3.2oo9mn+(1b).jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 232px;" /&gt; Dünyayı yeniden yaşanabilir kılmak için, yapmak istediklerini tüm arkadaşlarına açtı. Ortak kararlar alındı. Büyüklerinden bekledikleri ilgiyi göremediler. Onlar; dünyadaki kirlenmeyi, hızla yok oluşu hissedemeyecek kadar duyarsızlaşmışlardı.&lt;br /&gt;Dünyanın sorununu çözebilmek amacıyla, hükümete başvurmayı tasarladılar. Kompozisyon kitaplarından yararlanarak yazdıkları dilekçeyi gönderdiler. Geç de olsa, bekledikleri yanıtı aldılar:&lt;br /&gt;"Dilekçenizi aldık. Çevre kirliliği gibi bir konuda, siz yaştaki küçüklerin çabaları, bizleri sevindirdi. Ailenizden izin alıp almadığınızı bilmediğimizden kesin bir cevap veremiyoruz. Çalışmalarınızda başarılar..."&lt;br /&gt;Oyalayıcı ve baştan savmacı bir cevap almışlardı. Fakat kararlıydılar. İstendiği gibi, anne-babalarından onay alarak, gönderdiler. Ancak, yeni mektubu daha uzun süre beklediler. Neden sonra, cevap ellerine ulaştı.&lt;br /&gt;Cevap mektubunda şunlar yazılıydı:&lt;br /&gt;"Hükümetimiz sizleri, çevre konusundaki duyarlılığınız nedeniyle, dünyanın süper gücü olan Brezilya'nın Cucutiba kentine yollayacaktır. Lütfen iki hafta içinde BAŞKENT'e geliniz!."&lt;br /&gt;Bu haberi duyan çocuklar, sevinçle bağrıştılar.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319918854529727970" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQmAxYlveI/AAAAAAAAIhc/-esAPIayypQ/s320/ozan_%C3%B6yk%C3%BC_%C3%A7ocuklar%C4%B1m%C4%B1z+da+gitti_+vinyet_31.o3.2oo9mn+(3).jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 232px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; İçlerinden biri, "Brezilya'ya neden Süper Güç deniyor?." diye sordu.&lt;br /&gt;"Çünkü..."diye söze başladı bir arkadaşı. "Çünkü, bir zamanlar çok bozuk bir ekonomiye sahip olan Brezilya'da bugün ağaçlar var.. Dünyanın hiçbir yerinde ağaç kalmamışken, bu ülkede tam ALTI tane ağaç var. Bu ağaçlan görmek için, müthiş bir turist akını oluyor bu ülkeye. Turist demek döviz demek... Ağacın, yani yeşilin, bir ülkeyi süper güç yapmasını hesap edemeyenlerin son pişmanlığı fayda etmiyor ne yazık ki.." &lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319920431168437890" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQnci0jPoI/AAAAAAAAIhs/u49eKKuLM1E/s400/CAGIN+OYKUCULERi_o3Haziran1992_GUNAYDINgazeteHaberi_+1.jpg" style="cursor: hand; float: right; height: 400px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 225px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;ON İKİ arkadaşın bir araya gelmesiyle oluşan ekip, buruk bir sevinçle evlerine dağıldılar. En kısa sürede Başkent'e gideceklerdi. Önlerinde bir yığın işlem bekliyordu onları. Tüm çabaları, ciddi bir çevre sorunu yaşayan dünyaları içindi.&lt;br /&gt;ALTI ağacı yaşatabilmek gibi büyük bir basarı gösteren Brezilya'dan öğrenilecek çok şeyler olmalıydı. Başkent'e gidiş, işlemler, izinler, vizeler, pasaportlar, derken beklenen yolculuk gerçekleşti. Sırtlarındaki oksijen tüpleri ve özel giysileriyle bu on iki arkadaş, Brezilya Hükümet Yetkililerinin karşısındaydılar şimdi. ALTI ağacın bulunduğu Cucutiba kentine gitmek, ayrı bir heyecandı onlar için.&lt;br /&gt;Kirliliğin önlenmesine yönelik bilimsel incelemeler, bu ON İKİ çevreciye sunuldu. Tartışıldı. Kirliliğin önüne geçilebilirdi, ama çok pahalıya patlardı. Zaten dünyanın eski, güzel, temiz havalı hale gelmesi Brezilya Hükümeti'nin işine de gelmiyordu. Kirli işler çevirerek para kazanan cahil ve duyarsız insanlar gibi, bunlar da "Dünya kirliliğini" kazanç kapısı yapmışlardı. Onların turist çeken ALTI ağaçları vardı. Bu nedenle ekonomik yönden gelişmişlerdi. Dünyanın diğer yerlerindeki kirlenme ve yok oluştan onlara neydi yani? [?]... Demek ki dünya, bencilliğe kurban edilmeye devam edecekti.&lt;br /&gt;Görüşmeler sonunda anlamışlardı ki, bu kirlilik insanların beyinlerini de kirletmişti. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319921093348306274" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQoDFoiLWI/AAAAAAAAIh8/ab07IIf4tT8/s200/CAGIN+OYKUCULERi_1992_melimden+bir+oyku.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 200px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 140px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;ONLAR dünyayı kurtarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ama artık dayanacak güçleri, gazmaskeleri ve oksijen tüpleriyle yaşama olanakları kalmamıştı. Görüşmelerin yapıldığı salondaki &lt;strong&gt;hiçbir yetkili umut verici gözükmüyordu.&lt;/strong&gt; Artık kalkabilirlerdi...&lt;br /&gt;ON İKİ çocuk, yetkililerin şaşkın bakışları arasında ve hep birlikte elbiselerini, gazmaskelerini çıkardılar. Bir uyarıydı onlarınki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve büyük bir üzüntü içinde dışarıya yürüdüler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999; font-size: 78%;"&gt;Ozan Meriç ÇELİK&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;-BİTTİ- &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;(1)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319921805363461218" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQosiGLPGI/AAAAAAAAIiE/nkjCLKSSdgs/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #000099;"&gt;(1)-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;"Çevre ve İnsan" konulu ÇAĞIN ÖYKÜCÜLERİ YARIŞMASI (1992) Jüri Üyeleri:&lt;br /&gt;Gülten DAYIOĞLU, Reha YALNIZCIK, Mustafa Ruhi ŞİRİN, Doç.Dr.Tuncer ÇELİK, Mehmet KABADAYI, Alâettin BAHÇEKAPILI &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/logo1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-5579030530875414054?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/5579030530875414054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/5579030530875414054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2009/04/ozan-meric-celik-oyku-cocuklarimiz-da.html' title='Ozan Meriç ÇELİK *öykü* ÇOCUKLARIMIZ DA GİTTİ'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SdQiv2lRY4I/AAAAAAAAIhE/O1SuZHJyeLM/s72-c/Ozan_%C4%B1m,+do%C4%9Fum+g%C3%BCn%C3%BCn+kutlu+olsun.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-7869315743180046816</id><published>2009-02-05T17:46:00.012+02:00</published><updated>2010-11-21T02:10:34.229+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevdakâr ÇELİK öyküsü: Jilet Vaaar...'/><title type='text'>"Jilet Vaaar.!." *öykü* sevdakâr çelik</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299349099006206162" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SYsR7asNINI/AAAAAAAAIRs/2uLb8Otmpmc/s320/jilet+vaaar...%C3%B6yk%C3%BC...BANT..sevdak%C3%A2r+%C3%A7elik.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 198px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kendimi bildim bileli... &lt;em&gt;(hoş, kendimi bilişim de şüpheli ya!)&lt;/em&gt; ...evet, kendimi bildim bileli, yaşıtlarımla aynı tavırları bi türlü gösteremedim. &lt;em&gt;(Tam bu noktada, &lt;strong&gt;"İyi halt ettin!"&lt;/strong&gt; demenizin sakıncası yoktur. *Bu kıyağımı da unutmayın.!.)&lt;/em&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="63" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" width="63" /&gt;&lt;/a&gt;Düşünüyorum da /birbiriyle akran olan kişilerin &lt;strong&gt;-tornadan çıkmışçasına-&lt;/strong&gt; benzer tavır ve davranış göstermeleri şart ve kaçınılmaz mıdır.?. &lt;strong&gt;On beşlik&lt;/strong&gt; birinin çelik*çomak oynaması mubah, &lt;strong&gt;kırk beşlik&lt;/strong&gt; birinin misket oynaması günah mıdır.?. Doğrusu kestiremiyorum.&lt;br /&gt;Kimseye haksızlık etmemek için de hep şöyle düşünürüm: Yaşıtlarım, &lt;strong&gt;“hayatın sarp ve dikenli yollarını”&lt;/strong&gt; İzmir Marşıyla yürürken, galiba ben, mehter marşıyla aheste beste ilerlemekteyim yaşam yolunda...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Şu koca kentte tek benzerim, mahalle arkadaşım Dilaver’dir.”&lt;/strong&gt; diye düşünsem de pek emin değilim. Çünkü bendeniz, ancak o eski İstanbul beyfendilerinde görülebilecek kadar mülayimken; aksine Dilaver, hergelelikte lider, hınzırlıkta şampiyondur.&lt;br /&gt;Feleğin gözü kör olsun ki, yine de şans benden yana değil, onlardan yana güler. O misal ki, &lt;em&gt;“Zengin arabasını dağdan aşırır, garip düz ovada yolunu şaşırır”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Söz aramızda, acaba diyorum, arkadaş hatırına yoldan mı çıkıyorum.?. Nedir bendeki bu talihsizlik.?.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ah ulen Dilaver, ahhh.!.&lt;/strong&gt;Ulen senin yüzünden...&lt;br /&gt;Neyse, boşverin, takmayın kafanıza.!.&lt;br /&gt;Geçelim.!.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Misal...&lt;/strong&gt; Akranlarımız askerliğini bitirip, &lt;strong&gt;"iş-evlilik"&lt;/strong&gt; gibi çok ciddi konularla uğraşırken, ben takılıp Dilaver’in peşine, komşu evlerin çatılarına çıkar, "mart kedileri"nin MARTavallarını &lt;em&gt;-bir hekim titizliğiyle-&lt;/em&gt; izlerdik...&lt;br /&gt;Yaşıtlarımız artık torun torba sahibi oldu.&lt;br /&gt;Peki şimdi?&lt;br /&gt;Ne diyeyim, ayvaz kasap hep bir hesap... Böyle gelmiş, böyle gidiyo.!. Can çıkmadan huy çıkmıyo.!. Yani bizden yana &lt;strong&gt;"Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok.!."&lt;/strong&gt;Emsallerimiz, yaşından başından utanıp, sinemaların semtine bile uğramazken &lt;strong&gt;&lt;em&gt;(mahalle baskısı bu olsa gerek...)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; / biz, kemale ermiş yaşımıza karşın, İlkokullu fırlamalarla, semt sinemalarında vurdulu kırdılı filmler izliyoruz hâlâ...&lt;br /&gt;Hele hele filmin etkisinde kalmışsak &lt;strong&gt;&lt;em&gt;(-ki mutlaka kalırız)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; sokak ortasında, &lt;strong&gt;"Ahyaaak, yeaaah.!."&lt;/strong&gt; naralarıyla tozu dumana katar, Dilaver'le birbirimize ha babam saldırırız. .. &lt;em&gt;(İyi de oluyo valla'a... Heh he!..)&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Ah ulen Dilaver, ahhh.!.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="59" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" width="64" /&gt;&lt;/a&gt;--&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #000099;"&gt;"SEN, KRAL PAZARLAMACI OLURSUN."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Dilaver’i bi tarafa bırakıp, gelelim bana...&lt;br /&gt;Yirmi gün önce yaşamımda yepyeni bir sayfa açıldı.&lt;br /&gt;O gün çocukluk arkadaşlarımdan &lt;strong&gt;İsmet'&lt;/strong&gt;in dükkânına yolum düştü. İsmet, on yaşındaki torunu Adnan'la şakalaşıyor, arada bir masadaki tabaktan lokum da atıştırarak, birbirlerini gıdıklıyorlardı. (Unutmadan söylemeliyim: A&lt;em&gt;rkadaşımın torunu &lt;strong&gt;Adnan&lt;/strong&gt; sinema arkadaşımdır ve gerçekten kaliteli şahsiyettir vesselam.!.)&lt;/em&gt;Torunuyla şakalaşmasına birdenbire ara veren İsmet, çok nazik bir biçimde;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"-Lan Mecit.!.” Duyuyon mu beni lan.!?”&lt;/strong&gt; diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Evet.!”&lt;/strong&gt; anlamında başımı salladım.&lt;br /&gt;Define bulmuşlara özgü bir ifade vardı arkadaşımın yüzünde.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Ülen hırt, hele gel otur şöyle.! Otur otur, çekinme.!"&lt;/strong&gt; deyip, enseme de okkalı bir şaplak kondurunca, gösterdiği sandalyeye mecburi iniş yaptım. &lt;em&gt;(Siz buna kibarca "&lt;strong&gt;oturmak&lt;/strong&gt;" déyin.!.)&lt;/em&gt;Samimiyetimize toz konduracak değilim ya.!. Ben de aynı incelikle;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Yine ne var len hamam sabunu?"&lt;/strong&gt; diye karşılık verdim.&lt;br /&gt;Gerçekten meraklanmıştım.&lt;br /&gt;Soru sormamı engellemek için, zorla açtığı ağzıma üç koca &lt;strong&gt;lokum tıkıştırıp,&lt;/strong&gt; söze başladı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"-Gel, seni pazarlamacı yapalım ülen.!"&lt;/strong&gt; dedi. &lt;strong&gt;"Sen, kral pazarlamacı olursun. Yedi düvelde senden âlâsı bulunmaz. Bu işte iyi de para var ha.! Otuz yıldır, aç kalmak korkusuyla memurluktan ayrılamadın. Pazarlamacılığa atıl, cebin para görsün koçum.! Sendeki enerji, çene ve ikna yeteneği bende olsa var ya, namerdim bi dakka beklemem. Gir pazarlamacılığa, dön köşeyi.! Bana dua edersin. Sakın; bizden geçti, bu işi torunumuz yaştakiler yapıyor demeyesin, alimallah çizerim.! At binenin kılıç kuşananın arkadaş.! Ne mi pazarlayacaksın?. Gazetelere şö’öle bi göz gezdir, karşına neler çıkacak neler!.. Ayna, tarak, jilet de pazarlasan, gider... Çağımız, pazarlamacılık çağı aslanım.! Ver kararını, ayrıl emekliye. Var mı memurluktan köşe dönen, söyle bakalım.!"&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="74" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" width="74" /&gt;&lt;/a&gt;İşte bu laf, en baba memuru bile etkileyen sihirli bir laftır. Öyle ya.!. Haklı.!. Memurluktan kim köşeyi döndü ki.!.&lt;br /&gt;Böyle bir sözden sonra beni götürüp de dünyanın en derin meteor çukuruna atsanız, şerefsizim gıkım çıkmaz... Çabuk motive olur, etkilenirim. Elimde değil.&lt;br /&gt;İsmet, öylesine bi gaz verdi ki, yine havaya girdim...&lt;br /&gt;Uçuyorum...&lt;br /&gt;Neredeyse yüreğim yerinden fırlayacak... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu heyecana daha fazla dayanamayacaktım. Dükkândan öyle bir fırladım ki, ya medet.!. Sokakta, deli danalar gibi koşturuyorum. Beni kimse tutamaz. Resmen coşmuşum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Eşim, çocuk ve torunlarım bu hallerime şaşırmaz ve de yadırgamazlar. Zaten sık sık böylesi ilginç girişimlerde bulunurum. Alışıktırlar. Sonuç hep fiyasko da olsa, yılgınlık nedir bilmem.&lt;br /&gt;* &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="73" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" width="75" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vakit geçirmek olmaz.&lt;/strong&gt;Başladım gazeteleri taramaya. Ohooo, meğer gazeteler pazarlamacılık duyurusunun cennetiymiş canım!..&lt;br /&gt;Keyifler keka!..&lt;br /&gt;Dudaklarımda günün son moda şarkısı:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;..............&lt;/span&gt;"Seviyorum işte var mı diyeceğin?&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;..............&lt;/span&gt;Ninanina ninnom, var mı diyeceğin?&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;..............&lt;/span&gt;Oh ohhh, yandaaan!"&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299348413196878466" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SYsRTf2hQoI/AAAAAAAAIRk/Yw9xqzZKXI8/s400/jilet+vaaar_%C3%B6yk%C3%BC_sevdakar+celik_30.11.2oo2mn_ViNYET_2.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 313px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color: #999999;"&gt;-------&lt;/span&gt; &lt;span style="color: #000099;"&gt;&lt;strong&gt;YOLCULUK ÖNCESİ, VALİZİMİ HAZIRLADIM&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Gazetelerden işime yarayabilecek adresler, notlar alıp; yolculuk valizimi de hazırladım. &lt;strong&gt;Ama bu arada bizimkilere, pazarlamacılığın faziletleri ve tarihi gelişimi üzerine sıkı bir söylev çekmeyi de ihmal etmedim&lt;/strong&gt;... Havaya girmişim, kendimi frenlemem mümkün değil.&lt;br /&gt;Söylevimin inandırıcılığı karşısında ben bile ikna oldum. Mayıştım. Bendeki bu gizli kalmış pazarlamacılık yeteneğine şaşırıverdim arkadaş!.. Hayret bi şey yani.!. Demek bizde doğuştan gelen bi cevher varmış canım!.. .&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ertesi günü beklemeden yola çıktım...&lt;/strong&gt;Ver elini Ankara...&lt;br /&gt;Ankara'ya bi giriş girdim, anlatmak ne mümkün a dostlar!.. Adnan Kaşıkçı mısın a mübarek?.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299349929520122098" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SYsSrwmJyPI/AAAAAAAAIR0/tm8d7VGupTw/s320/jilet+vaaar_%C3%B6yk%C3%BC_sevdakar+celik_30.11.2oo2mn_ViNYET_3.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 207px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 148px;" /&gt;&lt;/a&gt;Gözü pek ve işinin ehli bir pazarlamacı edasıyla, gazeteden edindiğim her adrese, her semte yürüyerek ulaştım... Eh, pes yani birader, bendeki de ne bitmez cinsten enerjiymiş ...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara'yı bilenler için küçük bir örnek vereyim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Düşünün ki, Beşevler’de bir şirketle görüşme yapıyorum; olmadı, oradan çıkıp, tabana kuvvet Kızılay'a ulaşıyorum. Oradan Cebeci'ye... Cebeci'den Ulus'a... &lt;em&gt;(Ah ülen parasızlık, gözün kör olsun emi.!. Yıldırımlara gelesin.!. )&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Görüşme yaptığım her yerden &lt;strong&gt;&lt;em&gt;-söz aramızda-&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; eli boş dönüyorum... Millet, malını pazarlamaktan çekiniyor yav.!. Neymiş.?. Şu kadar nakit, iş yeri belgesi; yok bilmem, şu kadar milyonluk "teminat mektubu" falan filan gerekiyormuş... Peşin para ödenmedikçe, kırmızı mühürlü senet de olsa, mal veremiyorlarmış... Para peşin, kırmızı meşin yani... Ah sizi ah.!. meşin olasınız emi.!.&lt;br /&gt;Ulen, peşinat olduktan sonra sizinle işim ne? Ha.!?&lt;br /&gt;Ah lan kahpe felek ah.!. İnsanlık hakkaten ölmüş yav.!. Bi de utanmadan validelerinin nikah parasını isterler. &lt;em&gt;(Kibarlığımdan, "analarının" demedim.)&lt;/em&gt;Otuz yıllık devlet memuru bendenizin cebindeyse, topu topu üç beş kuruş var... Üstelik tabanlarım şişmiş, ağzımdan lokma geçmemiş ve sırtımdan, Fırat nehri çağıltısıyla ter akıyor. Olsun, gam değil.!. Yeter ki eve eli boş, yüzü kara dönmeyeyim. Anlayacağınız, iyice umutsuzlaşmışım...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="67" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" width="78" /&gt;&lt;/a&gt;Aman Tanrım o da ne?..&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;(Sevgili okuyucular, heyecanlandınız di'i mi?)&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Bu bir mucize olmalı!..&lt;/strong&gt; Evet evet, vitrinde bir &lt;strong&gt;SU ARITMA AYGITI...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bedeli evimin kirası kadar da olsa, almalıyım... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Uzatmayayım, aldım da...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Veee, atladığım gibi otobüse, vardım memleketeee...&lt;br /&gt;Evdeki hallerimi siz tahmin edin artık... Bayramlık çocuklar gibiyim. İnanır mısınız, o gece &lt;strong&gt;yatağımı&lt;/strong&gt; Su Arıtma Aygıtımla paylaştım.&lt;br /&gt;Sabahı güç ettim... .&lt;br /&gt;Sabahın ilk ışıklarıyla düştüm sokaklara... Elimde Su Arıtma Aygıtı... Pazarlayacağım... O kapı senin, bu kapı benim; yılmadan dolaştım...&lt;br /&gt;Ama arkadaş, bu insanlar bayağı cahilmiş canım!..&lt;br /&gt;Biz de bunlara hizmet yarışındayız oysa... Bu güzide aracın önemini bi türlü kavrayamıyorlar yav.!. Cahillik olur ama bu kadarı da fazla azizim.!.&lt;br /&gt;Eh n'olcek mirim, cahil tayfasından alim çıkmaz ki.!.&lt;br /&gt;Yav, kendimden değil; bu cahillikle memlekete bi haller olacağından korkuyorum...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="70" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" width="75" /&gt;&lt;/a&gt;Böylesi yoğun ve yorucu bir çabayla, yirmi gün direndim... Büyük oğlum; &lt;strong&gt;"Gel vazgeç bu sevdadan baba, ayıptır, yaşından başından utan!."&lt;/strong&gt; demeseydi; belki de, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Mal satamayan en inatçı pazarlamacı"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; sıfatıyla GİNES REKORLAR KİTABI'na girmiş olacaktım... &lt;strong&gt;&lt;em&gt;(İngilizce bilmediğimden GUINNESS yazamadım, lütfen cehaletime bağışlayın.!. )&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sonunda, çaresiz bu işi de bıraktım... Şimdi, kendi köşemde ve sabırla; yeni bir pazarlamacılık önerisi alacağım günü bekliyorum...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Hadi abileriiim.!. Jiletleeer.!. Çakmaktaşlarııı.!. Aynalaaar.!. "&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/YAZIyazanADAM_hareketli_GiF.gif" /&gt;&lt;span style="color: red; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 130%;"&gt;&lt;strong&gt;-BİTTİ-&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/YAZIyazanADAM_hareketli_GiF.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299352087041936818" src="http://3.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SYsUpV_cDbI/AAAAAAAAIR8/lEdB_8GkJB8/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;*sevdakâr çelik (Gazete DOSYA*05-19Aralık2oo2,sayı:18)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-7869315743180046816?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7869315743180046816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7869315743180046816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2009/02/jilet-vaaar-oyku-sevdakar-celik.html' title='&quot;Jilet Vaaar.!.&quot; *öykü* sevdakâr çelik'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SYsR7asNINI/AAAAAAAAIRs/2uLb8Otmpmc/s72-c/jilet+vaaar...%C3%B6yk%C3%BC...BANT..sevdak%C3%A2r+%C3%A7elik.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4902369522393975385</id><published>2009-01-15T00:37:00.003+02:00</published><updated>2009-04-02T14:43:06.790+03:00</updated><title type='text'>SEN TAVUK YİYEMEZSİN *ÖYKÜ *Sezer ODABAŞIOĞLU</title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/sezerOdabasioglu_BANT---.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;Bu kez kararlıydım. Her ne pahasına olursa olsun, bugün pilav üstü nohut yemeyecektim. Bir yıldır, ay başlarında domates çorbası içmekten ve pilav üstü nohut yemekten gına gelmişti. Kaç zamandır, aklıma pilav üstü nohut geldikçe mideme kramplar girer olmuştu. Eh, bu ay başında da kendime dört başı mamur bir yemek ziyafeti veremezsem yuh olsundu bana artık.&lt;br /&gt;Bakkal, kasap, manav ve kira giderleri toplamını usumdan atar atmaz, ani bir hareketle lokantaya girdim. &lt;a href="http://s273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/?action=view&amp;amp;current=gif_penceredenKONTROL.gif" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Lokanta, tertemiz ve sıcacıktı. Dışarıda, iliklerime dek üşümüştüm. Yüzüme çarpan sıcaklıkla bir an rahatladım ve sersemledim. Öylece, kapı ağzında kalakaldım.&lt;br /&gt;Ardımdan, lokantaya giren üç müşteriden birinin omuz darbesiyle kendime geldim. Biraz kızdım, biraz utandım. Bana çarpan yüzüme baktı; ama, bir özür bile dilemedi. Sonra arkadaşlarının peşinden yürüdü. Arkadaşlarıyla birlikte bir masaya oturdu.. Bu arada, ben de sağ köşedeki masalardan birine oturdum.&lt;br /&gt;Masama oturur oturmaz, garson gelip hemen servise başlayacak sanıyordum; ama, yanılmışım. Ne gelen, ne de giden oldu. Beklemeye başladım. Keşke, daha önceki ay başlarında gittiğim lokantaya gitseydim... Bu kadar çok beklemezdim. Oranın garsonları, daha ben kapıdayken karşılarlar, masamı gösterirler, hatta, çorbamı ve pilav üstü nohudumu çoktan getirmiş olurlardı. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beklemekten sıkıldım ve birden keyfim kaçtı. Sıkıntıyla çevremi incelemeye başladım. Pek fazla çatal, kaşık sesleri gelmiyordu; ama, benden başka herkes yemeklerini yiyordu. Bir ben bekletiliyordum ya da bana öyle geliyordu. Az önce bana çarpan ve arkadaşları da, iştahla iskenderlerini yiyorlardı. Birden imrendim ve karar verdim. Ben de, kendime bir iskender ziyafeti çekecektim. Hem de bir buçuk iskender yiyecektim.&lt;br /&gt;Fakat, geciken ilgiden midir nedir, midem hem kazınmaya hem de ağrımaya başladı. Midemi ovuşturmaya başladım. Bu arada, birden ilçedeki yankesicilerin varlığı usuma düştü. Hep anlatırlardı. Buranın cepçileri şık giyimli ve kibar olurlarmış. Az önce adamın biri bana omuz vurmuştu. Sakın? Kuşkuyla bana çarpan adama baktım. Adam, durmaksızın iskenderini atıştırıyordu. Telaşla cüzdanıma el attım. Cebimdeydi. Çıkardım. Masa altında gizlice aylığımı saydım. Tüm param tamamdı. Rahatladım ve derin bir nefes aldım. Kendimden de utandım.Yine garsonu beklemeyi ve çevreme göz gezdirmeyi sürdürdüm.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Karşı masalardan birinde, şişman bir bey, oburluk derecesindeki iştahıyla haşlanmış tavuk yiyordu. İlgimi çekti. Az önce, bu şişman beyi görmemiştim. Ben midemle ve cüzdanımla ilgilenirken mi gelmişti ne. Allahım, o ne iştah, o ne yiyişti öyle. Sanki, kıtlıktan çıkmış gibiydi. Gözümü alamıyordum. Çatalı, bıçağı bir yana atmış, on parmağıyla yiyordu. Çenesi de yağlanmıştı. Bir an, kendisini izlediğimin farkına vardı, sanırım. O da bana göz ucuyla şöyle bir baktı; ama, umursamadı. Tavuğun budunu yakalayıp iki lokmada sıyırdı. Farkında olmadan yutkunmuşum. Utandım kendimden. Kapanmak üzere olan iştahım yeniden açılmıştı. Midem gurulduyordu ve her yanıma ateş basmıştı. Şişman beyin iştahı, kararımı etkilemişti. O anda, ben de haşlanmış tavuk yemeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Garson da, nerede kalmıştı böyle? Sinirlenmeye başlamıştım artık. Tam seslenecektim ki, dibimde bitiverdi:&lt;br /&gt;“Kusura bakma, hocam... Beklettik,” diyerek özür diledi.&lt;br /&gt;Benim de, o anda hoşgörürlüğüm ve kibarlığım tuttu:&lt;br /&gt;“Önemli değil, önemli değil,” dedim.&lt;br /&gt;Yemeklerini bir papağan gibi ezberden saymaya başladı:&lt;br /&gt;“Mercimek, domates, işkembe, taze fasulye, kıymalı yumurta, biber dolma,” derken susturdum:&lt;br /&gt;“Gerek yok, gerek yok,” dedim. “Sen, bana bir bütün haşlanmış tavuk getir.”&lt;br /&gt;Şaşırdı. Yüzüme baktı:&lt;br /&gt;“Ama, sen tavuk yiyemezsin hocam,” deyince telaşlandım.&lt;br /&gt;Hevesim kursağımda kalıyor sandım:&lt;br /&gt;“Neden? Kalmadı mı? Yok mu yoksa,” dedim.&lt;br /&gt;Gözüm, yine şişman beye kaydı. Tavuğunu çoktan bitirmiş, koca koca lokmaları, tavuk suyuna batırıp batırıp yutuyordu. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5291283786444703346" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 282px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SW5qkcDSBnI/AAAAAAAAIH0/gSSWO8QTg9s/s320/sezer_sen_tavuk_yiyemezsin-renkli.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Var, var hocam da... Sen yiyemezsin.”&lt;br /&gt;Zayıflığım suçlanıyor sandım. Sinirlendim:&lt;br /&gt;“Yerim, yerim... Sen, benim zayıf olduğuma bakma. Ben, bu halimle tavuk da yerim, kuzu da.”&lt;br /&gt;“Maşallah... Hiç göstermiyorsun ama, hocam.”&lt;br /&gt;İlk kez, zayıf olduğuma üzüldüm: “ Keşke, biraz toplu olsaydım... Garson bile halime acıdı, bak,” diye düşündüm. Sonra:&lt;br /&gt;“Aslında buldum mu, çok yerim ben,” diyerek kendimi savundum, hiç gereği yokken.&lt;br /&gt;Hizmette geciktiği yetmezmiş gibi bir de müşterilere ne yiyemeyeceğini&lt;br /&gt;söyleyen bu garson, canımı iyice sıkmıştı artık:&lt;br /&gt;“Müşterilerin ne yiyip ne yemeyeceğine sen mi kara verirsin hep böyle,” diyerek çıkıştım.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;...... &lt;/span&gt;Çekindi: &lt;a href="http://s273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/?action=view&amp;amp;current=gif_penceredenKONTROL.gif" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Yoo, hocam... Estağfurullah, estafurullah da,” dedi.&lt;br /&gt;“Eee, öyleyse,” dedim, sesimi yükselterek.&lt;br /&gt;“Tamam hocam, tamam... Size bir yarım tavuk,” deyince çılgına döndüm, bu kez.&lt;br /&gt;“Bende yarım insan hali mi var? Çabuk, bana bir bütün tavuk getir, diyerek çıkıştım.&lt;br /&gt;Garson, çıkışmama şaşırdı ve birden telaşlandı:&lt;br /&gt;“Tamam hocam, tamam. Siz bilirsiniz,” diyerek sıvıştı.&lt;br /&gt;Şunun şurasında, ağız tadıyla bir tavuk yiyelim, demiştik... Onu da bir garson parçası burnumdan getirmişti. Sinirden titriyordum. Böylelerini nasıl garson yaparlardı, bilmem. Hem saygısız, hem de pişkindi. Olur şey değildi. Benim tavuk yiyip yiyemeyeceğimi nereden bilebilirdi?&lt;br /&gt;“Başıma medyum mu kesildin, ukala şey? Ben, öyle bir tavuk yerim ki, ne derisini ne de gerisini bırakırım. Sen, ne bilirsin... Siler süpürürüm evelallah. Zayıfsam zayıfım, n’olmuş yani. Zayıfların tavuk yiyemeyeceği hakkında ayet mi var? Nasıl tavuk yenirmiş, sen getir de gör, bak. Ulan, ben istesem tavuk yeme yarışına bile girerim. Zayıfsam zayıfım... Kim, ne der? Benim zayıflığım yememekten değil ki... Elimde değil, yakıyorum işte. Ne yapayım? Sen, hele bir tavuğu getir. Bak, gör o zaman... Ne yapıyorum ben, o tavuğu.”&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sinirimi hoplatan garson, yine yanıma gelmeye cesaret edememiş olacaktı ki, kısa boylu bir garson getirdi, haşlanmış tavuğumu. Servis yaptıktan sonra:&lt;br /&gt;“Afiyet olsun hocam,” dedi kibarca ve uzaklaştı.&lt;br /&gt;Ardından:&lt;br /&gt;“Teşekkür ederim,” dedim.&lt;br /&gt;Sonunda, haşlanmış tavuğumla baş başa kalmıştım. Çevreme bakındım. Lokantada benden başka kimse kalmamıştı.Haşlanmış tavuğumu rahat rahat yiyebilirdim, artık. Kavgaya girer gibi saldırdım, tavuğa: “Ben, tavuk yiyemezmişim ha! Ben, tavuk yiyemezmişim ha! Seyret, bak...Nasıl tavuk yenirmiş. Gör... Gör de, insanlar hakkında önyargılı olma bir daha. Zayıfımdır ama, iştahım yerindedir evvel Allah. Ben, bu iştahla değil bir tavuk, bir kuzuyu bile deviririm. Sen, ne sandın beni?”&lt;br /&gt;Hırsla ve çabuk çabuk beyaz et parçalarını koca koca lokmalar halinde mideme indirmeye başladım. Sinir garson, göz ucuyla beni izliyordu. Bu, çok hoşuma gitmişti. Garsona dersini veriyorum düşüncesiyle şımardım. Kısa sürede, tavuğun ne derisini ne de gerisini bırakmadım. Sadece, suyu kalmıştı. Suyunu bırakır mıydım hiç. Bırakmadım. Az önce imrendiğim bey gibi tavuk suyunu da hallettim. Bir bütün tavuktan geriye sadece kemikleri kalmıştı. Zafer kazanmış bir kumandan gibi onurlandım. Tavuğun üstüne, tatlı iyi giderdi. Kısa boylu garsona işaret ettim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu garson, çok saygılıydı:&lt;br /&gt;“Buyur, hocam,” dedi saygıyla.&lt;br /&gt;“Bir kalburüstü,” diyerek tatlımı istedim.&lt;br /&gt;Garson:&lt;br /&gt;“Hemen hocam,” diyerek gitti.&lt;br /&gt;Tatlımı getirdi ve çekildi. Kalburüstünü dört çatal darbesiyle hallettim. Buz gibi bir bardak suyu da ardından gönderdim. Ziyafet tamamdı. Onurlandım. Sigaramı da dışarıda içecektim. Yavaş yavaş toparlandım. Kapı ağzındaki kasiyere yaklaştım. Yediklerimi bilen kasiyer, benden öyle bir hesap istedi ki, titredim. Renkten renge girdim. Dahası, oracıkta düşüp bayılacağım sandım. Altı üstü, bir tavuk, bir kalburüstü yemiştim. Bu, ne kabarık hesaptı böyle!&lt;br /&gt;Sinir garsona, şöyle göz ucuyla bir baktım. Kollarını göğsünde kavuşturmuş: “Ben, sana, sen tavuk yiyemezsin hocam, demiştim. Ama, sen beni dinlemedin. Oh olsun, sana,” der gibi bakıyordu.&lt;br /&gt;Bozguna uğramış gibiydim.Yıkılmışlıkla garsonla göz göze gelmekten çekindim. Umarsız hesabı ödedim ve kaçarcasına lokantadan çıktım.&lt;br /&gt;Bir daha kendime ziyafet çekmek mi? Tövbeler olsun. Ben tavuk değil, tavuk beni yemişti, sanki.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;*&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BİTTİ&lt;/span&gt;*&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133567944408738066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4Y2LzQqRI/AAAAAAAAC4Y/xgafSQh6lYw/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4902369522393975385?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4902369522393975385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4902369522393975385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2009/01/sen-tavuk-yiyemezsin-sezer-odabaiolu-yk.html' title='SEN TAVUK YİYEMEZSİN *ÖYKÜ *Sezer ODABAŞIOĞLU'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SW5qkcDSBnI/AAAAAAAAIH0/gSSWO8QTg9s/s72-c/sezer_sen_tavuk_yiyemezsin-renkli.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6069373432618068261</id><published>2008-10-13T06:33:00.004+03:00</published><updated>2009-04-02T14:45:18.785+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:courier new;font-size:78%;color:#c0c0c0;"&gt;erhan tığlı_mizah öyküsü:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;MANYAK OLMAK BEDAVA!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kişi, doktor olmadığı halde teşhis koymaya bayılır. Sözgelişi, bir yerimiz ağrısa dudak büker, biraz düşünür, bilgiç bir tavırla, “Sende şu hastalık var” der. Demekle yetinmez, otlu önerilerde bulunur: “Sabah akşam yeşil çay iç. Kekik, keten tohumu da iyi gelir. Hele tarçını hiç ihmal etme. Günde iki bardak rezene çayı içtin miydi hiçbir şeyin kalmaz...”&lt;br /&gt;Dediklerinin hepsini yapmaya kalksan için dışın rezene çayı, tarçın, kekik, keten tohumu olur; yemeğe, su içmeye vakit bulamazsın. Miden bulanır, karnın ağrır...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Canın sıkılsa, moralin bozuk olsa depresyon geçirdiğini ileri sürer. Saçma önerilerine kızıp bağırsan, “sende stres var. Adaçayı ile ıhlamur içersen rahatlar, ferahlarsın” diye akıl verir. Daha buna benzer neler derler neler...&lt;br /&gt;Bu teşhis koyma hastalığı büyüklerden gençlere, hatta çocuklara sıçradı. Günümüzün moda sözcüğü “manyak”! Davranışlarını beğenmedikleri kişilere “manyak” yaftasını yapıştırıveriyorlar hemen. Hobi bile manyaklık sayılıyor. Ne yapsan manyaklıktan kurtulamıyorsun. Bence herkeste manyaklık aramak da bir çeşit manyaklık!&lt;br /&gt;“Yahu sen ne manyak adamsın be! Para kazanıp köşeye dönmeye çalışacağına, beş para etmeyen yazılar, şiirler yazıp duruyorsun...”&lt;br /&gt;“Kardeşim, sen manyak mısın, yoksa tipin mi öyle gösteriyor? Borç para verilir mi bu devirde? Borcunu veren enayi sayılıyor. Sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su iç.”&lt;br /&gt;“Manyağa bak! Zengin kısmete hayır dedi de, gitti bir çulsuza vardı. Neymiş, seviyormuş. Aşk üç günlüktür. Zenginlik ise ömür boyu rahatlık verir.”&lt;br /&gt;“Ben sana manyak demeyeyim de kime diyeyim? Sanat karın doyurur mu? Ressamlar aç geziyor. Yazarlar da hapse tıkılıyor. Bol paralı meslek seç kendine.”&lt;br /&gt;Geçenlerde bir duvar yazısı okudum. Şöyle diyordu: “Aşk bir göldür; içinde manyaklar yüzer.”&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce de bir kabadayı, rakiplerinden birine, “Ulan! Seni mermi manyağı yaparım be!” diye medyan okuyordu...&lt;br /&gt;Komşunun beş yaşında bir çocuğu var. Almanya’da doğduğu, büyüdüğü için pek Türkçe bilmiyor. Memlekete tatil geldiklerinde, oyun oynadığı çocuklardan Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Yeni bir sözcük öğrendiği zaman seviniyor.&lt;br /&gt;Geçenlerse annesinin yanına gelmiş, mutlu bir gülüşle, “Bugün yeni bir sözcük öğrendim anne!” diye bağırmış.&lt;br /&gt;&lt;a title="Orkut and MySpace Glitter Graphics" href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img style="WIDTH: 115px; HEIGHT: 182px" height="220" alt="Glitter Graphics" src="http://i287.photobucket.com/albums/ll149/glittergn/disney/disney056.gif" width="131" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi merakla, “Ne öğrendin oğlum?” diye sormuş.&lt;br /&gt;“Manyak!”&lt;br /&gt;“Niye bana manyak diyorsun bakayım?”&lt;br /&gt;“Ben demiyorum. Arkadaşım dedi.”&lt;br /&gt;“Ne şey arkadaşın var senin öyle. Başka öğretecek söz bulamamış mı?”&lt;br /&gt;“Öğretmedi, bana manyak dedi. Manyak ne demek anne?”&lt;br /&gt;Anne çocuğunu üzmemek için yalan söylemiş:&lt;br /&gt;“Manyak; iyi, güzel demek oğlum.”&lt;br /&gt;Çocuğun hoşuna gitmiş bu manyaklık. İkide birde söylemeye başlamış:&lt;br /&gt;“Yemek çok manyak olmuş anne. Eline sağlık!”&lt;br /&gt;“Bugün manyak biriyle tanıştım.”&lt;br /&gt;“Yeni aldığın gömlek hiç de manyak değil. Beğenmedim.”&lt;br /&gt;İşin tuhafı, bu sözü eve gelen konuklara da söylemiş. Kendisiyle ilgilenip başını okşamışlar, hoşuna gitmiş bizimkinin Coşmuş:&lt;br /&gt;“Bu manyaklar her zaman gelsin evimize!” demiş annesine.&lt;br /&gt;&lt;a title="Orkut and MySpace Glitter Graphics" href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img height="186" alt="Glitter Graphics" src="http://i287.photobucket.com/albums/ll149/glittergn/disney/disney034.gif" width="126" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ancak uzman doktorların teşhis koyduktan sonra söyleyebileceği manyaklık özelliği, çoluk çocuğun diline düşerse böyle olur işte!&lt;br /&gt;Söz aramızda, tıp fakültesinin yanından bile geçmemiş ve de kendi derdine derman olamadığı halde, başkalarına ilaç sunan, akıl veren doktorlar(!) pek çok. Ama toplumumuz gene de hastalıktan kurtulamıyor bir türlü. Hele politika doktorları, halkı tedavi edeceklerini, onları dertten kurtaracaklarını söyleyerek başa geçiyorlar da, hastalıkları azaltacaklarına çoğaltıyorlar büsbütün. Kendileri hastalığın ta kendisi oluyorlar, söz ve davranışlarıyla bizi hasta ediyorlar. Öldürmekten, kan dökmekten zevk alan manyak teröristlere karşı gereken önlemleri almıyorlar, lafla vakit geçiriyorlar, birkaç kınama mesajıyla görevlerini yaptıklarını sanıyorlar! Bu durumda, biz manyak olmayalım da kim olsun?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;*BİTTİ*&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133567944408738066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4Y2LzQqRI/AAAAAAAAC4Y/xgafSQh6lYw/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6069373432618068261?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6069373432618068261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6069373432618068261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/10/erhan-tlmizah-yks-manyak-olmak-bedava.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i287.photobucket.com/albums/ll149/glittergn/disney/th_disney056.gif' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-3300691685690023434</id><published>2008-10-10T03:33:00.011+03:00</published><updated>2012-01-12T06:01:33.919+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevdakâr ÇELİK_öyküsü: PALAVRA SOSLU YALANLAR'/><title type='text'>sevdakâr çelik *mizahî izah-lar* PALAVRA SOSLU YALANLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="299" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255330461817184290" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SO6vNgnnICI/AAAAAAAAHi0/OBqYcQXaOBk/s400/12-WEB-K%C3%9C%C3%87%C3%9CK-+mizah%C3%AE+izah-lar...iNAT+icin..Sevdakar+CeliK.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="301" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: #999999; font-size: 78%;"&gt;sevdakâr çelik_&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: #999999; font-size: 78%;"&gt;PALAVRA SOSLU YALANLAR&lt;/span&gt;Söz sohbet arasında &lt;strong&gt;–bir punduna getirip-&lt;/strong&gt; yalandan nefret ettiğimizi belirtir, güvenirliğimizi tescil ettirmeye çalışırız. &lt;strong&gt;“Yalandan korkmam, yılandan korktuğum kadar.”&lt;/strong&gt; deriz. Hiç gereği yokken, yalan söylemediğimize dair yemin billâh ederiz. &lt;strong&gt;“Allahını seversen söyle Mamıt Abi, sen hiç benim yalanımı gördün mü?”&lt;/strong&gt; diyerek, yanımızdaki &lt;strong&gt;Mamıt &lt;/strong&gt;(Mahmut) &lt;strong&gt;Abiyi&lt;/strong&gt; şahit tutarız. Böyle bir durumda hangi Mamıt abi, yüzümüze baka baka; &lt;strong&gt;“Yalanını gördüm.”&lt;/strong&gt; diyebilir ki; hiç olacak iş mi?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Yalanımı bul, aha bu bıyıkları kesmezsem adam değilim.”&lt;/strong&gt; sözü de meşhur kelamımızdır. &lt;br /&gt;Fakat biliriz ki; işin aslı astarı ve hatta dananın kuyruğu hiç de böyle değildir… Tıpkı &lt;strong&gt;“Yalanımı bul, aha bu bıyıkları kesmezsem adam değilim.”&lt;/strong&gt; derken, bıyıklı olup olmayışımızın da mühim bir mesele olmadığı gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;*&lt;br /&gt;Şimdi gelin, &lt;strong&gt;günlük konuşmalarımıza&lt;/strong&gt; şöööyle bir göz atalım ve işin esası nasılmış görelim hele:&lt;br /&gt;*-*-*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+Rahmetli DEDEM&lt;/strong&gt; pek namlı bir pehlivanmış azizim. Bir oturuşta bir kuzuyu yiyip, üstüne de bir tepsi tereyağlı baklavayı bitiriyormuş rahmetli. Bir dikişte bir testi ayranı mideye indirdiğini de saymıyorum ha!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BU ayakkabıyı&lt;/strong&gt; size tavsiye ederim, çok da yakıştı. Vinileks gibi durmasına bakmayın, hakikî işlenmiş deridir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BİZ ailecek&lt;/strong&gt; böyleyiz, kursağımızdan bir lokma haram lokma geçmemiştir. Yalnız çok eskiden bi keresinde felaket acıkmıştım. Geceleyin mahalle fırınının camını kırıp ekmek aşırmıştım... Fakat ne yaptım? Doyduğum kadarını yiyip, kalanı d&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255330816072293986" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SO6viIUnHmI/AAAAAAAAHi8/rJRiLYq3XT4/s200/melon+%C5%9Fapkal%C4%B1+adam_2.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;a götürüp yine fırına bıraktım ha! Gençlik işte!.. Bi keresinde de bakkaldan lokum aşırmıştım... keh kih... hepsi bu...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BENDE&lt;/strong&gt; içki, sigara, kumar gibi kötü alışkanlıklar yoktur azizim. Torun torba sahibi olduk, ama hayatta ağzıma bi yudum içki koymuş adam değilim. &lt;strong&gt;Şarabın,&lt;/strong&gt; rakının, &lt;strong&gt;viskinin,&lt;/strong&gt; cin toniğin, &lt;strong&gt;romun,&lt;/strong&gt; tekilanın, &lt;strong&gt;kanyağın,&lt;/strong&gt; votkanın ne tadını ne de kokusunu bilirim. Eh, bu güzel gecede sizi yalnız bırakmak da şık olmaz tabii. &lt;strong&gt;Hadi şerefe!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+SİZİ şerefimle&lt;/strong&gt; temin ederim ki, maliyetini kurtarmıyor abicim. Yoksa sizin gibi muhterem bir müşterimizi üzer miyiz?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+LOKANTAMIZDA kesinlikle&lt;/strong&gt; tereyağı kullanırız. Ayrıca, müşteriye bayat yemek vermek defterimizde yazmaz. Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim ki; evvelsi günden kalma iki kazan işkembe çorbasını, daha az önce çöpe boşalttık. Aslında, milli serveti boşu boşuna heba ediyoruz. Yav abi, çok da lezzetliydi mübarek çorba ha.!.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BURASI&lt;/strong&gt; benim değil senindir. Çekinme, her zaman beklerim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+KENDİM için&lt;/strong&gt; bi&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="231" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255329002302982930" src="http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SO6t4jgTyxI/AAAAAAAAHis/8wlVuUr_aMA/s400/melon+%C5%9Fapkal%C4%B1+adam_2.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="211" /&gt;&lt;/a&gt; şey istiyorsam namerdim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+SİZİ tanımamak&lt;/strong&gt; mümkün mü şeker abicim? Her gün galerimizin önünden geçersiniz ve çok da dikkatimizi çekersiniz. Ne yalan söyleyeyim; size hayranlık duyar, merak da ederdim. İçimden, şu son model araba bu şehirde ancak bu abimize yakışır derdim; inanmazsanız patrona sorun!. Neee, hapisaneden daha dün mü çıktınız?. Vay be, hakkaten insanoğlu çift yaratılmış şeker abicim be! Hayret vallahi! Benzerliğin bu kadarına da pes yani! Aslında farkı fark etmeliydim. Benzerinizle aranızdaki farkı şimdi fark ettim iyi mi? Öyle ya, siz ayakkabılarınızın topuğuna basıyosunuz şeker abicim be!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BU YOLLARI&lt;/strong&gt; avucumun içi gibi bilirim. Biz ailecek şoförüz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BENİM&lt;/strong&gt; parada pulda gözüm yoktur. Dünya malı dünyada kalıyo anasını satiyim. Ben, SPOR LOTOyu da ALTILI GANYANı da zevk için oynarım üstadım.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+” VAAAY Recai,&lt;/strong&gt; iki gözüm, şerrefsizim az önce aklımdan geçtin! Telefon edip, şu bizim hayırsızı bi arayayım artık demiştim kiii, tam o sırada senin telefon geldi. Demek ki hakkaten kalp kalbe karşıymış. Eee, daha daha nasılsın lan hayırsız!?. Ulan elinin altında telefon, insan bi arayıp sorar arkadaşını bre.!..”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+ABİCİM,&lt;/strong&gt; ben harbi adamımdır; söz verdim mi, öleceğimi bilsem sözümden dönmem.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+ESKİDEN&lt;/strong&gt; nerdeee, o &lt;strong&gt;“çekme kurtarma”&lt;/strong&gt; araçları?. Araban yolda kalsa, çamura saplansa, yandın!. Ama hamdolsun bizim böyle bir korkumuz olmadı hiç. Bi keresinde çamura saplanan traktörümüzü &lt;strong&gt;6 mandaya&lt;/strong&gt; çektirdik de milim kıpırdatamadık. &lt;strong&gt;Cafer Emmim&lt;/strong&gt; bi sinirlendi, &lt;strong&gt;“Şöyle kenara çekilin bakalım!”&lt;/strong&gt; dedi. O koccaman traktöre halatı bağladı, halatı dişlerinin arasına aldığı gibi; hooop, traktör çamurdan kurtuldu. Cafer Emmimi sinirlendir, sonra da geç on boğayla güreşmesini seyret!. Battal Gazi gibi adamdı rahmetli.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+CANIM abicim,&lt;/strong&gt; bu arabanın yaşına modeline aldırmayacaksın. Daha motoru “&lt;strong&gt;tık&lt;/strong&gt;” etmedi. Masraf çıkarmaz. Kafan sarmazsa geri getir, iki katı fiyatla bana sat; almazsam namerdim!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+YAV EMMİOĞLU,&lt;/strong&gt; keşke canımı isteseydin de borç istemeseydin; hele de bugün… Şerrefsizim çok mahcup oldum. Marketçilik yaptığımıza aldanma, işler çok kesat. Seni çok severim bilirsin. Benim için dostluk paradan önce gelir. Para dediğin el kiridir emmioğlu!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+SATTIĞIMIZ fiyata&lt;/strong&gt;, gidip aynı malı alamıyoruz; en iyisi satmamak, ama maksat sizin gibi muhterem müşterilerimizin işi görülsün.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+DAHA&lt;/strong&gt; siftah etmedim. Hiç olmazsa bir siftahlık ver!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BENİM için&lt;/strong&gt; güzellik önemli değildir. Ben insanda &lt;strong&gt;karakter&lt;/strong&gt; ararım, karakter.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+ HEM&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Türkân Şoray’ın&lt;/strong&gt; ve hem de &lt;strong&gt;Müjde Ar’ın&lt;/strong&gt; evlenme tekliflerini geri çevirmiş adamım. &lt;strong&gt;Ahu Tuğba&lt;/strong&gt; az mı koşturdu peşimizden… Bizim aileye &lt;strong&gt;artist milleti&lt;/strong&gt; yakışmaz hemşerim!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+YAV boş verin&lt;/strong&gt; İbrahim ERKAL’ı.!. Yav, &lt;strong&gt;bizim İBO&lt;/strong&gt; işte. Çocukluk arkadaşımdır kerata. Bileğine de çok sağlamdır ha! Onunla sırt sırta verip ne kavgalara giriştik!. Bir gün evime misafir ol, İbrahim ERKAL’la birlikte çektirdiğimiz fotoğrafları göstereyim. Bir albüm dolusu fotoğrafımız var &lt;strong&gt;bizim&lt;/strong&gt; İBO’yla. Çocukken çirkiiin, kara kuru bi şeydi. Şimdi hem yakışıklı, hem de pek karizmatik oldu. E, ne de olsa &lt;strong&gt;hemşerimdir&lt;/strong&gt;!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+ ”X” Bakanı,&lt;/strong&gt; teyzemin eşiyle asker arkadaşıdır. İçtikleri su ayrı gitmez.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+PUANIM&lt;/strong&gt; tıbbiyeyi tutuyordu, ama kafam sarmadığı için kayıt yaptırmadım. Ben özgürlüğüme düşkünümdür. Öyle sıkı işlere gelemem arkadaş!. Sonra, doktor olsan ne yazar!..&lt;br /&gt;+&lt;strong&gt;GENÇLİĞİMDE&lt;/strong&gt; tığ gibiydim. Eh, mutlu bi evlilikle gelen düzenli bi hayat insanda biraz da kilo yaptırıyo azizim.&lt;br /&gt;+&lt;strong&gt;VALLA’A&lt;/strong&gt; ne diyeyim ki? Bizim hanım kuzu gibidir, ağzı var dili yok! Hamdolsun, gül gibi geçinip gidiyoruz işte!&lt;br /&gt;+&lt;strong&gt;BEN&lt;/strong&gt;, onu bunu bilmem arkadaş; bekârlık sultanlıktır!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+ERKEK adam&lt;/strong&gt; karıdan korkmaz o’olum! Örnek arıyorsan, bana bakacaksın. Sabahın köründe evden bi çıkarım, dışarıda keyfime bakarım. Kahveden en son ayrılan müşteri de ben olurum. Eve gecenin köründe de dönsem, hatun ayakta karşılar beni. Daha vaki değildir ki, ben gelmeden uyumuş olsun. Eee, erkekliğe muhallebi yedirtmek şanımıza yakışmaz aslanım!&lt;br /&gt;+&lt;strong&gt;KIZIMIZI&lt;/strong&gt; nice avukatlar doktorlar istedi de vermedik.&lt;br /&gt;+&lt;strong&gt;AİLECEK&lt;/strong&gt; prensipliyizdir. Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi’nden yapılan günlük raporları radyodan dinlemeden, kesinlikle dışarıya adım atmayız. Biz çok prensipli bir aileyiz...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BİR UCUMUZ&lt;/strong&gt; Osmanlı Sarayı’na dayanır... Altı göbek evvelki dedemiz Hüsmen Ağa, padişahın &lt;strong&gt;“Ser seyis”&lt;/strong&gt;iymiş... yaaa!.. Söylemesi ayıp; “&lt;strong&gt;Ser&lt;/strong&gt;”, baş demektir. &lt;em&gt;(Soğan başı değil tabiî.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+SİLAHI gösteriş&lt;/strong&gt; olarak taşımak, erkekliğin raconunda yazmaz koçum! On beş yıllık hanımım bile, belimde çift tabancayla gezdiğimi hâlâ bilmez… Misal yani!..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255332056728501586" src="http://4.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SO6wqWIGfVI/AAAAAAAAHjE/hO8XlFxDZM4/s200/melon+%C5%9Fapkal%C4%B1+adam.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;+BİZİM sülalenin&lt;/strong&gt; erkekleri var ya, hepsi askerde çavuştu.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #3333ff;"&gt;“PALAVRA SOSLU YALANLAR”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; konusunda tongaya basmamanız için bir iki ufak tiyo vermeyi vicdani görev sayarım:&lt;br /&gt;Efenim!&lt;br /&gt;Karşımızdaki birinin palavra attığını çok kolaylıkla çaksak da, kendimiz söz konusu olunca pek fazla emin olamayabiliriz.&lt;br /&gt;Bizim konuşmalarımız sırasında karşımızdaki eğer; &lt;strong&gt;“Ufak doğra ki civcivler de yesin koç!”&lt;/strong&gt; ya da &lt;strong&gt;“Atma Recep din kardeşiyiz!”&lt;/strong&gt; dediyse, vahim bir durum içindeyiz demektir. Böyle bir durumda gerekli tedbirleri almak zorundayız. Ya da ne bileyim, &lt;strong&gt;“Benim adım nas’olsa Recep değil!”&lt;/strong&gt; diye düşünüp, üstümüze alınmıyor da olabiliriz. Öyleyse, mesele yok demektir. Hiiiç keyfimizi bozmadan sohbetimize devam edelim! Öyle ya, nasıl olsa adımız Recep değil!.. Hatta en kısa zamanda aile şeceremizi de ufaktan ufaktan incelemeye alsak fena olmaz. Muhtemelen, ailede namlı avcılar olabilir.&lt;br /&gt;Baktık ki ailenin geçmişinde gerçekten avcılık var, &lt;strong&gt;vurduğumuz tilkilerin &lt;/strong&gt;kuyruğunu, kim ne derse desin &lt;strong&gt;40 metreden&lt;/strong&gt; aşağı indirmemeliyiz. Eğer üstümüze çok fazla geliniyor ve &lt;strong&gt;“Ufak doğra ki civcivler de yesin koççum!”&lt;/strong&gt; deniyorsa, sakın telaşa kapılmayalım! Ehhe öhhö yaparak gırtlağımızı temizleyelim. Gırtlak temizleyerek söze başlayanlardan çekinir bizim millet, bizden de çekineceklerdir. Sakın korkmayalım ve soğukkanlılığımızı yitirmeyelim. Hemen ardından bardağımıza uzanalım ve bir yudum su içelim! Şimdi tamamdır. Her şey yolunda…&lt;br /&gt;Kuyruk uzunluğu 40 metre olan bir tilki vurduğumuzu söylediğimizde itirazlar mı oldu?. Olsun, sorun değil artık. &lt;strong&gt;Tilkilerin&lt;/strong&gt; kuyruğunu önce &lt;strong&gt;30’a&lt;/strong&gt;, sonra &lt;strong&gt;20’ye&lt;/strong&gt; ve en sonunda da 10 metreye indirelim. Kesinlikle &lt;strong&gt;10&lt;/strong&gt; metreden bir gıdım bile aşağı inmeyelim, -ki palavra attığımızı düşünmesinler.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="238" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255329000394292722" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SO6t4cZPffI/AAAAAAAAHik/Y8KuVxaKmkI/s400/melon+%C5%9Fapkal%C4%B1+adam.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 237px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 185px;" width="232" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevgili Okuyucum,&lt;br /&gt;Daktilomun şeridindeki problem nedeniyle, yazımı burada sonlamak durumundayım. Yoksa ben var ya, ben!. Ben, bu gibi konularda değil kitap; söylemesi ayıp, ansiklopedi yazarım alimallah, ansiklopedi!.. Hem de 40 cilt…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-Öhhööö!&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;30 cilt!&lt;/strong&gt;-Öhhööö!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-20 cilt!&lt;/strong&gt;-Öhhööö!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-10 cilt!&lt;/strong&gt;-Öhhööööööööö!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-10 ciltten bir gıdım aşağı inmem arkadaş!.. Ben sözümün eriyim, kellemi de kesseniz dediğimden dönmem… 10 cilt!&lt;/strong&gt;…&lt;br /&gt;Gülünüz, güldürünüz… /&lt;br /&gt;Hoşça kalınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red; font-size: 78%;"&gt;0&lt;a href="http://www.myflirtyspace.com/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.myflirtyspace.com/userpics/dividers/i113832989_66044.gif" /&gt;&lt;/a&gt;O&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Efenim!&lt;br /&gt;Bugünkü muhabbetimiz de göz açıp kapayıncaya dek sona erdi.&lt;br /&gt;Biliyosunuz, biz atmayı pek severiz; ama siz siz olun, örneğin; çiçek atın, temel atın, göz atın, hatta dilerseniz kapıya pencereye kafa atın, yeter ki palavra atmayın!&lt;br /&gt;Palavrayı ben de sevmem.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Kırkpınar yağlı güreş karşılaşmalarında tam üç kez altın kemerle ödüllendirildim’&lt;/strong&gt; desem n’olur, demesem n’olur? Bu konuda palavra atsam, ne boyum uzar ne de kilom artar. Altı üstü altın kemer işte. Hem de bugünkü imkânlara sahip değilken elde etmişiz…&lt;br /&gt;Pehlivanlığımızı bilen bilir, bilmeyenler de haddini bilir; benim açıklamam kaç yazar!.&lt;br /&gt;Çok namlı bir pehlivan olduğumuzu açık etmemiz iş mi yani efenim!..Zaten yedi düvele nam salmışız…&lt;br /&gt;Sahi, şey! Sarılın kalem ve kâğıtlarınıza; gün yüzü görmemiş taze palavralar yazın! Koyun yazdıklarınızı zarfa, adresimize -e-mail atın!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Atmak iyidir efenim, atmaktan korkmayın!&lt;br /&gt;Atın, atın!.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;*BİTTİ*&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133567944408738066" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4Y2LzQqRI/AAAAAAAAC4Y/xgafSQh6lYw/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-3300691685690023434?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3300691685690023434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3300691685690023434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/10/sevdakr-elik-palavra-soslu-yalanlar-sz.html' title='sevdakâr çelik *mizahî izah-lar* PALAVRA SOSLU YALANLAR'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SO6vNgnnICI/AAAAAAAAHi0/OBqYcQXaOBk/s72-c/12-WEB-K%C3%9C%C3%87%C3%9CK-+mizah%C3%AE+izah-lar...iNAT+icin..Sevdakar+CeliK.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4178439801224396685</id><published>2008-09-08T09:30:00.005+03:00</published><updated>2009-04-02T14:53:37.232+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/sezerOdabasioglu_BANT---.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;*Sezer ODABAŞIOĞLU _mizah öyküsü*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#660000;"&gt;AYIPTIR SÖYLEMESİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#660000;"&gt;YENGEN OLUR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Halter sporu yaptığının ve düzgün, kaslı bir vücudu olduğunu söylerlerdi de, ben pek inanmazdım. Bencileyin kara kuru, dal gibi bir oğlandı. Çerden çöpten kollu bu oğlan, onca ağırlığı nasıl kaldırabilirdi?.. İnanılacak gibi değildi.&lt;br /&gt;Gel gelelim, o benim tüm bu inanmazlığım ve küçümserliğime inat, seke seke, dar ve ince kemikli göğsünü şişire şişire, kollarını havalı havalı yanlarına aça aça, o cadde benim, o sokak senin, tüm gün aylak aylak dolaşır dururdu. Sıkça da rastlaşırdık, nedense?.. Briyantinli ve birbirine yapışmış, uzun, sarı saçlarını ince, uzun kemikli parmaklarıyla sık sık tarar, pencerelerdeki kızlara pozlu pozlu bakışlar atardı. O pozlarını, o kasıntı yürüyüşlerini, o keskin mavi bakışlarını hiç mi hiç sevmezdim. Zorla değil ya... Zıddıma giden bir oğlandı işte!..&lt;br /&gt;“Sevmediğim başımda bitti,” derler ya, her nasılsa, o da benim başımda bitti... Yani, tanıştırıldım ve her karşılaşmamızda onu selamlar oldum. Adı: Hamza, idi. Tanıştırıldığımızın haftasında da, b&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243536939147746562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 174px; CURSOR: hand; HEIGHT: 190px" height="231" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SMTJEJCKXQI/AAAAAAAAHec/V07spLIx6rM/s320/t_WEB_sezer_ay%C4%B1pt%C4%B1r_s%C3%B6yemesi_yengen_olur-.jpg" width="218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;u sıska vücutlu, halter sporcusuyum diye böbürlenmekten onur duyan sevimsiz arkadaşımın, -artık arkadaşım demek zorundayım- gülünç bir öyküsünü işittim ve saçma bir kıskaçlıkla çok keyiflendim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Öyküsü şu:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Her nasılsa kendinden iri biriyle dalaşmış... Ağız dalaşı ve küfürleşmeler sırasında da:&lt;br /&gt;“Git!.. Benim başımı belaya sokma!.. Gel, akıllı ol, git başımdan. Ben halterim... Şimdi bi yanını kırarım, elimde kalırsın! Defol, git başımdan,” diye uyarmış hasmını.&lt;br /&gt;Hasmı olacak, takar mı!.. Elde neler var... Bizimkine o anda, okkalı bir yumruk patlatmış. Bizimki aynen yerde, tabii!.. Neye uğradığını şaşırmış...&lt;br /&gt;Sonra, yediği yumruğun acısıyla çenesini tutarak ayağa fırlamış ve.... hasmının elini sıkıp:&lt;br /&gt;“Boksör olduğunu daha önce niye söylemedin be, kardeşim?.. Esaslı yumruktu ama!.. Helal olsun sana! Sporcuları severim ben... Sporcularla takışmak da istemem,” demiş ve hızla oradan uzaklaşmış. Hasmı da ardından bakakalmış.&lt;br /&gt;Selamlaşmaktan öteye gitmeyen arkadaşlığımdan sıkılmış olacak ki, bir gün yanıma geldi:&lt;br /&gt;“Gel, bugün birlikte gezelim Selim,” dedi.&lt;br /&gt;Yalnızdım ve sıkılıyordum. İstekli isteksiz önerisini kabul ettim. Uzun süre konuşmadan yürüdük. O da benim gibi pek konuşkan değildi. Suskun ve yavaştık.&lt;br /&gt;Şimdiye dek hiç gezmediğim dar sokak aralarına girince meraklandım:&lt;br /&gt;“Biz nereye gidiyoruz, Hamza,” dedim.&lt;br /&gt;Rahat ve ukala bir biçimde:&lt;br /&gt;“Üzümünü ye, bağını sorma sen,” dedi. Güldü. Gözleri ışıldadı: “Bir numara yengeni görmeye gidiyoruz. Ama, önce eve uğramamız lazım.”&lt;br /&gt;Yengemizi görmeye gideceğimizi anladım ya, evlerine uğramanın ne gereği vardı?.. Yoksa, giysi falan mı değiştirecekti?&lt;br /&gt;“Evde ne işimiz var ki,” diyerek isteksizliğimi belirttim.&lt;br /&gt;“Çalışma saatim geldi,” dedi. “Uzun sürmez, bir saat sabredeceksin, sonra benim kızı göreceksin... Meraklanma.”&lt;br /&gt;Önden önden yürüyordu. Bense ağırdan alıyordum: “Dangalak, ben senin kızının nesini meraklanacağım,” diye sessizce öfkelendim. Gene de ardındaydım.&lt;br /&gt;Mahallesine gelmiştik, sanırım. Daha bir pozlu pozlu yürüyordu, şimdi. Pencerelerdeki mahalle kızları da kıkırdaşıyor, bizleri birilerine gösteriyor ve camların ardından kaçışıyorlardı. Sıkılmıştım.&lt;br /&gt;Sonunda el tokmaklı, çift kanatlı, eski bir kapının önünde durduk. Bir omuzladı, kapı gürültüyle açıldı..&lt;br /&gt;. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img style="WIDTH: 290px; HEIGHT: 307px" height="373" alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/t_WEB_sezer_ayptr_syemesi_yengen_ol.jpg" width="342" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Arka bahçeye geçince hemen üstünü soyundu. İnce kemikli göğsü ortaya çıkınca, şaşırmadım değil... Şaşırdım, hem de çok şaşırdım. Vücudu hiç de düşündüğüm gibi değildi ve koltukları kanatlıydı. Pazıları da sertti.&lt;br /&gt;Üstteki pencerelerin birinden:&lt;br /&gt;“Hamza!.. Sen misin oğlum,” diye annesi seslendi.&lt;br /&gt;Hamza, gereksiz bir öfkeyle:&lt;br /&gt;“Benim!.. N’olmuş,” diye bağırdı.&lt;br /&gt;Kadın sessizce pencereden çekildi.&lt;br /&gt;Hamza, gösterisine yeni başlayacak bir halterci tavrıyla vücuduyla bana çeşitli pozlar vermeye başladı. Yaptığı vücut gösterisinden oldukça mutluydu.&lt;br /&gt;“Nasıl,” dedi. “vücudum iyi mi?”&lt;br /&gt;Ses vermedim. Bir süre vücut yapmasını sürdürdü. Kıskançlıkla karışık bir hayranlıkla onu seyrediyordum.&lt;br /&gt;Vücut yapmayı bıraktı. Soluklandı. Türlü türlü soluk aldı verdi. Yerdeki halter aracına yaklaştı. Halterin tüm ağırlık tekerlekleri iki ucundaydı. Titredi ve tam halteri kavrayacakken birden vazgeçti.&lt;br /&gt;Bana pis pis baktı ve ukalaca:&lt;br /&gt;“Gel,” dedi. “kaldırmayı dene.”&lt;br /&gt;Korkuyla geri çekildim.&lt;br /&gt;“Yok,” dedim. “ben kaldıramam.”&lt;br /&gt;“Kaldırabildiğin kadar kaldır, canım... Hadi nazlanma. Gel... Sen erkek değil misin,” diyerek kışkırttı.&lt;br /&gt;Erkekliğim söz konusu olunca, umarsız haltere sarıldım. Iyk’layarak ancak omuzlarıma dek kaldırabildim. Kollarım acıdı. Vücudum ve gücüm zorlanınca birden yere bıraktım.&lt;br /&gt;Hamza, mutlu ve dangalakça güldü.&lt;br /&gt;“Nasıl,” dedi. “ağır mı?”&lt;br /&gt;“Ağır!.. Çok ağır.”&lt;br /&gt;“Tabii ağır olacak,” dedi ve halterin uçlarından tekerlek ağırlarının ikisini çıkardı.&lt;br /&gt;“Bak,” dedi ve kavradığı halteri iki hamlede başının üstüne dek kaldırdı.&lt;br /&gt;Derin bir soluk bıraktıktan sonra:&lt;br /&gt;“Buna silkeleme, denir,” diye onurlandı...&lt;br /&gt;Ve halteri yere bıraktı. Göğsü inip kalkıyordu. O da zorlanmıştı ve nefes nefeseydi.&lt;br /&gt;“Bugünlük bu kadar çalışma yetsin,” dedi ve üstünü giymeye başladı.&lt;br /&gt;Giyinmesine sevindim... Sıkılmıştım. Burada, bu halter bozuntusunun saçmalıklarını seyretmekten hoşlanmamıştım.&lt;br /&gt;Yüzünü yıkadıktan sora çıktık. Gene suskunlaşmıştık. Hızlı adımlarla onun mahallesinden ayrıldık. Değişik mahalle ve sokaklara dalmıştık.&lt;br /&gt;“Daha gelmedik mi,” diye sordum, bıkkınlıkla.&lt;br /&gt;“Geldik, geldik,” dedi ve gülümsedi. “Mavi boyalı evi gördün mü?”&lt;br /&gt;“Gördüm.”&lt;br /&gt;“İyi,” dedi. “şimdi yengen cama fırlar, iyi bak.”&lt;br /&gt;“Senin geldiğini nerden bilsin ki...”&lt;br /&gt;“Bilir o,” dedi. “Ayak seslerimden bilir. Sen iyi bak pencereye.”&lt;br /&gt;Ses çıkarmadım. Gösterdiği evin penceresine baktım. Gerçekten pencerenin gerisinde, uzun saçlı bir kız vardı ve bize bakıyordu. Biz eve iyice yaklaşınca, dil çıkararak kaçtı, kız... Sanırım, Hamza bir işaret yapmıştı.&lt;br /&gt;“Nasıl,” dedi Hamza, onurlanarak. “beğendin mi?”&lt;br /&gt;“Beğendim, beğendim... Güzel kız. Allah sahibine bağışlasın.”&lt;br /&gt;“Amin,” dedi. “Tabii, bana. Bu, bir numaraydı.”&lt;br /&gt;Güldü ve sessizce başka mahalle ve sokaklara girdik. Ne var ki, birlikteliğimiz süresince hep sıkıldım ve sinirlendim.&lt;br /&gt;Çünkü, ben hangi kıza baktımsa, Hamza, hemen o anda o kızı sahipleniyor ve beni kıskançlıkla uyarıyordu.&lt;br /&gt;“Bakma o kıza, Selim... yengen olur.”&lt;br /&gt;“İnsan arkadaşının kızına yan gözle bakar mı?.. Bu da yengendir, anlarsın ya..”&lt;br /&gt;“Bu da dört numaram!.. Bakma sen... Kaçar şimdi.”&lt;br /&gt;“Sarı saçlısı yengen olur... Nasıl, güzel değil mi?” &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img style="WIDTH: 143px; HEIGHT: 150px" height="271" alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/t_WEB_sezer_ayptr_syemesi_yengen_ol.jpg" width="237" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hemen hemen her mahallede, her sokakta, her pencerede yengem olan kızlara rastlamaktan ve bakmaktan kokar olmuştum. Hani, neredeyse şehrin tüm genç kızları, yenge adayıydı ve Hamza, yengelerimi benden kıskanıyordu.&lt;br /&gt;“Güvercinim benim!.. Nasıl da sekiyor, bak... Ama, sen gene de bakma.”&lt;br /&gt;Sinirden tir tir titrer olmuştum. Kulaklarım kızarmıştı ve ateş gibi yanıyordu. Ona bakma, buna bakma, olacak şey değildi!..&lt;br /&gt;Sonunda iş çığırından çıktı. Bir yıldır görüştüğümüz ve okullarımız bitince evleneceğim Vasfiye ile karşılaşmıştık. Vasfiye’yi ona çaktırmadan selamladım, kızda gülümsedi.&lt;br /&gt;Ama, Hamza gene bırakmadı:&lt;br /&gt;“Hop!.. Hop!.. Ayıp olmuyor mu, Selim?.. İnsan yengesine böyle mi yapar? Arkadaş dedik, yanımıza aldık seni bi de... Yaptığın şu naneye bak!.. Ayıptır söylemesi, bu da yengen olur, aslanım.... yengen,” diye çıkıştı, birden.&lt;br /&gt;Kan beynime sıçramıştı artık:&lt;br /&gt;“Lan Hamza, sen benimkini de haremine katmışsın, aslanım!.. Hadi gel, azat et! Vasfiye de senin yengen olsun,” diye bağırınca şaşırdı.&lt;br /&gt;Bocaladı ve kekeledi:&lt;br /&gt;“Baltayı taşa vurduk galiba,” dedi yılışarak. “Kızma!.. Var, bu da senin olsun lan Selim. Hem, benim de bir yengem olmuş olur, kötü mü?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;*BİTTİ*&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133567944408738066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4Y2LzQqRI/AAAAAAAAC4Y/xgafSQh6lYw/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4178439801224396685?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4178439801224396685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4178439801224396685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/09/ayiptir-sylemesi-yengen-olur-sezer.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Wg2fwcgAR3o/SMTJEJCKXQI/AAAAAAAAHec/V07spLIx6rM/s72-c/t_WEB_sezer_ay%C4%B1pt%C4%B1r_s%C3%B6yemesi_yengen_olur-.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2974525385084935572</id><published>2008-06-12T03:28:00.009+03:00</published><updated>2012-01-06T01:51:14.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zuhal Deltrul *öyküsü*ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/zzuhal_BANT_sevdakarcelik.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;zuhal deltrul&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600; font-size: 130%;"&gt;ALTIN YUMURTLAYAN TAVUK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Köy köy dolaşan bir Derviş hep düşünceli ve kendi kendine konuşuyor haldedir.&lt;br /&gt;Onu görenler ona ilişmez ama gözucuyla bakar dururken ona, içten içe de sormadan edemezler; &lt;strong&gt;“Bu Derviş ne eyler ?..”&lt;/strong&gt;diye.&lt;br /&gt;Köy ahalisi öyle hemen bırakmaz peşini.. Fırsatını kollarlar akıllarından geçen soruyu sormak için.&lt;br /&gt;Derviş olanların farkında değildir. Hatta hangi yolları yürüdüğünü ve kaç sefer geçtiğini bile fark etmez.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“İnsan yemek de mi yemez?.”&lt;/strong&gt; Bu köy ahalisi işte bunu da düşünür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210787876731400034" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SFBv90h8r2I/AAAAAAAAE8E/4j933fUSTBg/s200/dervis_1.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/a&gt;“Nasıl olur da bu Derviş bir şey yemeden durur?. “&lt;/strong&gt; diye de düşünür köylü... Bu bakımdan hayretler içindedir köy ahalisi.&lt;br /&gt;*.*&lt;br /&gt;İyi ki insanlar arasında sohbet var, yoksa kim diyar diyar gezdirir, ulaştırır.&lt;br /&gt;Çevre köyleri bunu duyar duymaz merakla Derviş’in olduğu köye gelip, birer gün kalır, dönerler..&lt;br /&gt;Köyü bir curcunadır alır gider. Bazen öyle kalabalık olur ki, sanırsınız şenlik var. Fakat bunlar olurken Derviş hâlâ düşüncelidir... ve yemek yemeksizin dolaşır durur.&lt;br /&gt;Sorular sorular üstüne, düşünce düşünce üstüne katlana katlana büyür...&lt;br /&gt;Birileri köylerine dönerken dolu dolu hikâyelerle döner ve geceler efsanelerle dolup taşar.&lt;br /&gt;*-*&lt;br /&gt;Bunlardan haberi olmayan Derviş sanki bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış gibi kimseye de yaklaşmaz.&lt;br /&gt;*-*&lt;br /&gt;Köyün bir de delisi var, o bile ne yapacağını şaşırmıştır: “-Acaba akıllı mı olsak?. Baksanıza, yerimizi Derviş efendi almış...” diye için için yakınıyor.&lt;br /&gt;İşin zoru şu ki; köyün en seçkin insanı olan imam bile çözüm bulamamıştır bu durum karşısında: “-İmamlar duadan başka bir şey yapmıyor ama köyün delisi en azından yerini değiştirince olay çözülür.” diyor kendi kendine.&lt;br /&gt;Artık köylüler sinirlenmeye, işi gücü aksatmaya başlamışlar.&lt;br /&gt;Çünkü Dervişin her gelişinde güzel hikâyelerle, nasihatleriyle onları hep şenlendirir, düşündürürdü. Şimdiyse kendini kaybetmiş, üstelik bir şey de söylemiyor.&lt;br /&gt;Özlü sözlü cümlelerle, imalı konuşur olmuşlar ki; Derviş bir şeyler anlasın. Ama yok bu da işe yaramıyor.&lt;br /&gt;Köyün çocukları Derviş´in arkasına takılıyor, onun hareketlerini taklit ediyorlar. Ses soluk da kalmamış, yav bu nasıl iştir.?.&lt;br /&gt;Bu işte bir şey var.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210787414316311762" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SFBvi55mZNI/AAAAAAAAE78/ogP-wrMG950/s400/k%C3%B6y+kahvesi.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt; Köy ahalisi yavaş yavaş sakinleşmeye, işlerine dönmeye başlamışlar. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan günler sürüp gidiyor..&lt;br /&gt;Köylüler; bir türlü anlayamadıkları Derviş´in ismini değiştirmiş, adı DELİ DERVİŞ olmuş.. Üstelik yemek yemeyen bu zat, eğer böyle devam ederse yakında ölecek, diye onunla uğraşmayı kesmişler..&lt;br /&gt;*-*&lt;br /&gt;Derviş bir kayanın üstüne oturmuş, boş gözlerle boşluğa bakıp bekliyor ve kıpırdayacak hali kalmamış.&lt;br /&gt;Çocuklardan biri bunu görür görmez, köye seğirtip babasına bilgi verir.&lt;br /&gt;Koşarak gelirler ve kayanın üstünde oturan Derviş’e yaklaşırlar; yaşayıp yaşamadığına bakarlar. Köylülerden biri;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Deli Derviş iyi misin, bir şey ister misin.?”&lt;/strong&gt; diye sorar.&lt;br /&gt;Derviş gözlerini açar ve yavaşça konuşur:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Bana bir bardak su getirin.!.”&lt;/strong&gt; der.&lt;br /&gt;Koşar su getirirler.&lt;br /&gt;Köylüler şaşar kalır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Demek sonunda yola gelmiş. Artık yiyip içmeye başlamış demek ki...”&lt;/strong&gt;Ve hep birlikte onu yavaşça oturduğu yerden kaldırır, kahvehaneye götürürler. Bir de sıcak bir çorba getirirler.&lt;br /&gt;Anlarlar ki Derviş kendisine gelmiş. Daha da kendine gelmesini beklerler. Tümü de sabırsızdır..&lt;br /&gt;Bütün köy ahalisi kahveye toplanır.&lt;br /&gt;Derviş çorbasını yudumlar yavaş yavaş ve suyunu da içer.&lt;br /&gt;Sonunda şöyle bir bakar etrafına yorgunca... ve yavaşca söze başlar;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-...Hey aklı yarım, düşüncesi kısa insanlarım. Ben hep yolcuyumdur, bunu iyi bilirsiniz...”&lt;/strong&gt;Köylüler, baston yutmuşçasına suskundurlar.&lt;br /&gt;Derviş sözüne kısa ara verip durur, çorbasını bitirir ve etrafını saranların gözlerinin içine bakarak devam eder:&lt;br /&gt;“-...Yine bilirsiniz ki ben bunca zamandır bir şeyler düşünürüm. Gidip gelirim, dağ tepe yürürüm; kendimce düşünür, kendi kendime konuşurum. Sizler hayretle izlersiniz beni.. Ben de sizinle ilgili olanların hepsini izledim, dinledim ve zamanını bekledim. Tek biriniz bile akıl edip sormadınız ya da bana yaklaşmaktan korktunuz. Hoş, ben size bir şey demezdim. O kadar zamandır düşünüyorum ve şimdi çözümüne vardım. Neden yemek yemediğime gelirsek... yedim ve içtim, ama gören olmadı. Sadece merak ettiniz, merakınızı gidermek için tutup çevirmediniz, soru sormadınız ki... Efendiler, sadede gelirsek aklıma bir soru takıldı. Onu bulmadan başka bir yere gitmek istemedim. Soruysa; &lt;strong&gt;Altın Yumurtlayan Tavuk....”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210788499284127074" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SFBwiDuFbWI/AAAAAAAAE8M/P5T-EiBr_ww/s200/drvs_2_zuhal.png" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/a&gt;Biraz soluklanır ve insanlara bakar. Köylülerse şaşkın, sessizce onu dinlerler..&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Bu soru da nerden çıktı şimdi, hem ne demek bu.?.”&lt;/strong&gt; diye düşünmeye başlarlar..&lt;br /&gt;Bunu anlamış gibi Derviş sözüne devam eder:&lt;br /&gt;“-...İşte ben de bunu sordum kendime, şimdi onu anlatacağım ama beni iyi dinleyin..Yıllar önceki bir uygarlığın Kralı karısından çocuk ister ama bir türlü çocukları olmaz... Çareler ararlar... Büyücüler de kâr etmez... Kadın çok umutsuzlanır ve ne yapacağını bilmez..&lt;br /&gt;Kral en iyi doktorları getirtir, bu da çare olmaz..&lt;br /&gt;Günün birinde çok uzaklardan bir büyücü gelir. Fakat önceden Kral´ın bir altın yumurtlayan tavuğu olduğunu öğrenir. Onu almak ister. Her şeyi söyler ve der ki;&lt;br /&gt;“Derdinize deva bulur ve karşılığında tavuğu isterim..”&lt;br /&gt;Kral düşünür taşınır; “-Tamam vereceğim, eğer olmazsa bilesin ki kellen gidecek..” der.&lt;br /&gt;Kral, tavuğun onun en değerli serveti olduğunu bilir ama yine de bir çocuk için verecektir.&lt;br /&gt;Büyücü, iki gün kadın üzerinde bir şeyler yapar. Ve ayları beklemeye başlarlar... DÖRT ay geçer... bir bebek kendisini hissettirmeye başlar. Bunun sonucunda büyücü tavuğu alır ve bir süre daha kalmak ister.&lt;br /&gt;Böylece çocuk sahibi olmaya başlayan Kral eğlenceler düzenler ve sevinç içinde her yere haberler ulaştırılır..&lt;br /&gt;*-*&lt;br /&gt;Yıllar yıllar geçer ve Kralın on beş tane kız/erkek karışık çocukları olur. Herkes mesuttur.&lt;br /&gt;Altın yumurtlayan tavuğa gelince... bir süre sonra yumurtlamaktan vazgeçer... çünkü artık altın yerine yumurta çıkarır. Büyücü buna ses çıkarmaz. Böyle olacağını biliyormuş gibi;&lt;br /&gt;“-..ben Krala en değerli şeyi bahşettim ama görüyorum ki bana da bu düşüyor..” der..&lt;br /&gt;DERVİŞ, hikâyesine kaldığı yerden devam eder:&lt;br /&gt;-İşte ey benim insanlarım, bu hikayeyi yıllardır bilirim ve anlatırım. Ama kafama takılan; tavuk mudur altın yumurtlayan yoksa kadın mıdır.?. Kadın daha istese bir sürü can meydana getirir. Ama tavuk ne kadar da çıkarsa, sonunda bitiveriyor. Bana göre kadındır altın yumurtlayan. Gözünüz korkmasın. Şimdi kafam rahat, izin verin de gideyim, yollar beni bekler. Sağolun.!.&lt;br /&gt;Kalkar yavaşça ve arkasına bakmadan yola koyulur.&lt;span style="color: #ffcc00; font-size: 78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_yryenAYAKKABILAR.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Köylüler bu işe şaşkınca bakakalır ve bir süre yerlerinden kıpırdayamazlar. Anladıkları gibi değil bu hayat , zamansa geçip gidiyor.&lt;br /&gt;Altının çocuk olduğunu mu anlatıyor yani !&lt;br /&gt;Anlayacakları günlerde bir şeyler değişecek demektir.&lt;br /&gt;Dervişi dinledikten sonra; KÖYÜN DELİSİ, eline tenekesini alır ve köy meydanına çıkıp bağırarak;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-..Ey ahaliii, duyduk duymadık demeyiiin.!.Altın yumurtlayan Tavuk değilmiş, KADINMIŞ....”&lt;/strong&gt; der.&lt;br /&gt;*-*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve böylece yeni bir adım olur, yaşayacakları hayata dair..&lt;/strong&gt;Bu dünyada deliler gibi olsaydı...&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;------------- &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600; font-size: 180%;"&gt;BİTTİ&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/gif_penceredenKONTROL.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210786927935527506" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SFBvGl_YmlI/AAAAAAAAE70/HrIlfrs-J7U/s400/tablo-shishkin_.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: silver;"&gt;08.o6.2008 Pazar 18:02&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2974525385084935572?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2974525385084935572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2974525385084935572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/06/zuhal-deltrul-altin-yumurtlayan-tavuk.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SFBv90h8r2I/AAAAAAAAE8E/4j933fUSTBg/s72-c/dervis_1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-513847639117978777</id><published>2008-04-25T23:34:00.011+03:00</published><updated>2009-04-02T14:59:14.347+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193289105060770098" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SBJE7QMNsTI/AAAAAAAAE6c/vjhyvuXPl28/s320/mehmet+zeber+kopya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Eğitimci ve Karikatürist Mehmet ZEBER'den&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#3333ff;"&gt;MUSTAFA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Öğretmen; &lt;strong&gt;okulun ilk gününde&lt;/strong&gt;, 5. Sınıfın önünde dururken, çocuklara bir yalan söyledi:&lt;br /&gt;Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;hepsini aynı derecede sevdiğini&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; söyledi.&lt;br /&gt;Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa’ yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemlemişti.&lt;br /&gt;İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu.&lt;br /&gt;Bu öyle bir noktaya geldi ki, bayan Mediha onun kağıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar(&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;X&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;) yapmaktan ve kağıdın üstüne büyük "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;F&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" (&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;en düşük derece&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;) koymaktan zevk alır oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Mediha’ nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu; Mustafa’ nın kayıtlarını en sona bıraktı.&lt;br /&gt;Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa’ nın &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;birinci sınıf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; öğretmeni şöyle yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve de çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;İkinci sınıf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; öğretmeni şöyle yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor."&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Üçüncü sınıf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; öğretmeni şöyle yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Mustafa’ nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa; elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evdeki yaşamı yakında onu etkileyecek."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa’ nın &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;dördüncü sınıf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; öğretmeni şöyle yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.&lt;br /&gt;Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa’ nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.&lt;br /&gt;Mustafa’ nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kağıdıyla beceriksizce sarılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu.&lt;br /&gt;Bayan Mediha pakette &lt;strong&gt;-taşlarından bazıları düşmüş-&lt;/strong&gt; yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi.&lt;br /&gt;Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193289435773251906" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SBJFOgMNsUI/AAAAAAAAE6k/avDLqW8CJ-k/s320/BiLGiN+BEBiS+-Sevdakar+CELiK+10.o8.2oo7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;"Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;*&lt;br /&gt;Çocuklar gittikten sonra, bayan Mediha en az bir saat ağladı.&lt;br /&gt;O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi.&lt;br /&gt;Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılın sonuna kadar Mustafa sınıftaki en başarılı çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.&lt;br /&gt;Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa’dan bir not buldu, ona hâlâ tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı.&lt;br /&gt;Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hâlâ hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı.&lt;br /&gt;Yine Bayan Mediha’nın tüm yaşamındaki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi.&lt;br /&gt;Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu.&lt;br /&gt;Mektupta, onun hâlâ karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu.&lt;br /&gt;Ama simdi ismi biraz daha uzundu.&lt;br /&gt;Mektup söyle imzalanmıştı: &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Prof. Dr. Mustafa Yılmaz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;(Tıp Doktoru)&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#ff6600;"&gt;.&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/KiTAP_hareketli_GiF.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Öykü burada bitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.&lt;br /&gt;Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan Mediha’ nın &lt;strong&gt;damadın annesine ayrılan yere&lt;/strong&gt; oturup oturamayacağını soruyordu.&lt;br /&gt;Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Ve tahmin edin ne oldu?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Taşları düşmüş olan o bileziği taktı. Dahası, Mustafa’nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.&lt;br /&gt;Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha’nın kulağına şöyle fısıldadı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;"Bana inandığınız için teşekkür ederim öğretmenim. Bana değerli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Mediha, gözlerinde yaşlarla şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;“Yanlış düşüncelere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;*&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;*gönderen-&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;MEHMET ZEBER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (Eğitimci, Karikatürist)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;24.Nis.2008 21:40&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/yazaltlarna_hareket_gif.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-513847639117978777?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/513847639117978777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/513847639117978777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/04/karikatrc-mehmet-zeberden-mustafa.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SBJE7QMNsTI/AAAAAAAAE6c/vjhyvuXPl28/s72-c/mehmet+zeber+kopya.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-7465049171917078464</id><published>2008-04-05T03:53:00.006+03:00</published><updated>2010-11-21T03:42:59.373+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erhan Tığlı_ öyküsü:NEREYE TAKILIYORSUNUZ?'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color: #ffcc33;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;erhan tığlı_&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;NEREYE TAKILIYORSUNUZ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bir takıntısı, takıldığı bir yer, bir şey vardır. İsteklerimiz gerçekleşince zil takıp oynamak gelir içimizden. Kimi rozet takar yakasına, kimi çiçek... Güzeller başlarına ya da göğüslerine gül, çapkın erkekler yakalarına karanfil takarlar. Kulağının arkasına ya da şapkasına bir şey takanlara da rastlarız. Bir şarkıda sevgiliye, “Ayva çiçekleri takma başına/ Beni aldatırsan doyma yaşına” diye sesleniliyor. Düşmanlar ayağımıza çelme takmaya çalışırlar. Futbolcular da topu ağlara takınca kendilerinden geçerler...&lt;br /&gt;Geçenlerde yolda giderken bir kadın gördüm. Takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş bir içim su olmuştu. Peşine takıldım, güzelliğini seyre daldım. Bakarken ayağım takıldı, az kalsın yere düşüyordum. Boynunda uçak şeklinde bir takı vardı. Uçak fena değildi ama hava alanına bayıldım. Gözüm oraya takıldı kaldı. Böyleleri insana boynuz taktırırlar diye düşündüm. Geriye döndüm. Zaten dilber beni takmıyordu, yüzüme bile bakmıyordu.&lt;br /&gt;Kendimi kimi zaman ahıra takılmış inek gibi görüyorum. Sütümü gelen sağıyor, giden sağıyor. Bana bir şey kalmıyor! Kazandığım paranın saltanatını süremiyorum. Karım, çocuklarım hepsini çekiyorlar cebimden. Yediklerini içtiklerini helal ettirseler yüreğim yanmaz. Oğlan her yıl birkaç takıntıyla gelir okuldan. Söylediğine göre kabahat kendisinde değilmiş. Hocalar fena takmışlar! Karım komşularla ikide birde takışır, onlara nispet yapmak için koluna bileziklerini, kulağına küpelerini, yakasına kelebek broşunu takar, seyyar kuyumcu gibi dolaşır. Çarşıya çıktı mı eve gelmek bilmez. Mazeret hazırdır:&lt;br /&gt;“Tam geliyordum ki, çoktandır görmediğim bir arkadaşa rastladım. Ona takıldım kaldım. Beni lafa tuttu, sözünü kesip yanından ayrılamadım.”&lt;br /&gt;Geçenlerde bu iş böyle nasıl olacak diye kafama takıldı, gece uyuyamadım. Sabahı zor ettim. Yolda bir arkadaşıma rastladım, ona fikir danıştım. Beni sabırla dinledi.&lt;br /&gt;“Her şeyi kafana takarsan sağlığın bozulur. Derdin ne, âşık mısın yoksa?” diye takıldı.&lt;br /&gt;“Yok canım, dedim. Aşkla meşkle işim kalmadı artık benim.”&lt;br /&gt;“O zaman takılacak bir şey bul, oyalan. Boş durma. İstersen gel seni bizim derneğe üye yapalım. Takıl bize hayatını yaşa! Vaktin nasıl geçtiğini anlamazsın”&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="277" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ykVNYET_sevdakarCELiK_o4o4.jpg" width="431" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Arkadaşımın teklifini kabul ettim. Postu derneğe serdim. Dernek kalkındırma, güzelleştirme derneği ama biz tıpkı politikacılar gibi, kendimizi kalkındırıp güzelleştirmekten başkalarını kalkındırmaya, güzelleştirmeye fırsat bulamıyoruz. Sabah erkenden kalkıp derneğe gidiyorum. Çoğu zaman sabah kahvaltısını orada yapıyorum, hatta öğle yemeğini bile orada yiyorum. Oh be! Bir yere takılmak ne güzel şeymiş. Ne karı dırdırı var ne çocuk zırzırı. Kimi zaman sohbet ediyoruz arkadaşlarla, vatan kurtarıyoruz, kimi zaman da okey, dama, tavla gibi oyunlar oynuyoruz, yeneni kutluyoruz, yenilene “öğren de gel” diye takılıyoruz.&lt;br /&gt;Zaten esnafa epeyce borç takmıştım, kapılarının önünden geçmeye, yüzlerine bakmaya utanıyordum. Hava karardıktan sonra eve gittiğim için alacaklılar peşime takılamıyorlar.&lt;br /&gt;Zammış, pahalılıkmış, enflasyonmuş, takma kafana arkadaş! Ne yapsan önleyemezsin olup biteni. Başımız Ankara’ya, onlar da Avrupa’ya, Amerika’ya takılmış durumda. Bizim değil, onları dediği oluyor nasıl olsa. Boynumuza tasmayı takmışlar, istediklerini yaptırıyorlar, istedikleri yere götürüyorlar. İplerimiz onların elinde yani...&lt;br /&gt;Gel sen de takıl bize, üye ol derneğimize.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;--------------- &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600; font-size: 130%;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;--------------- &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;oOo&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&amp;lt;-geri dön.!. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;*MİZAH VE ŞİİR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-7465049171917078464?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7465049171917078464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7465049171917078464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/04/erhan-tl-nereye-takiliyorsunuz-herkesin.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-1088211010931173132</id><published>2008-04-05T03:34:00.006+03:00</published><updated>2009-04-02T15:02:43.979+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5185554030004383666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R_bJ6oIBr7I/AAAAAAAAE4s/WdMCfCdgeI4/s320/mehmet+zeber+kopya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;mehmet zeber _&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;BEŞ ÖNEMLİ DERS*&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;Birinci Ders:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.&lt;br /&gt;Son soru şöyleydi :&lt;br /&gt;'Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir ?'&lt;br /&gt;Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri silerken, hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki !&lt;br /&gt;Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.&lt;br /&gt;'Tabii, dahil' dedi, Hocamız... 'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinde farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse ! bile...'&lt;br /&gt;&gt; Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da... &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Dorothy&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; idi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5185556710063976386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R_bMWoIBr8I/AAAAAAAAE40/HhEnUbio_ts/s320/image001.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt; İkinci Ders : &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.&lt;br /&gt;Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...&lt;br /&gt;'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;En İyi Dileklerimle,&lt;br /&gt;Bayan Nat King Cole.'&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;Üçüncü Ders :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...&lt;br /&gt;Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:&lt;br /&gt;'-Çikolatalı pasta kaç para ?'&lt;br /&gt;'-50 Cent.'&lt;br /&gt;Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:&lt;br /&gt;'-Peki, dondurma ne kadar ?'&lt;br /&gt;'-35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla... Dükkânda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki...&lt;br /&gt;Çocuk parasını bir daha saydı ve&lt;br /&gt;'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.&lt;br /&gt;Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.&lt;br /&gt;Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti.&lt;br /&gt;Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı &lt;strong&gt;15 Cent'lik bahşiş duruyordu..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&gt;&lt;br /&gt;&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;Dördüncü Ders :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yolumuzdaki Engeller...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye gözlüyor...&lt;br /&gt;Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi.&lt;br /&gt;Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.&lt;br /&gt;Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.&lt;br /&gt;Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...&lt;br /&gt;'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.&lt;br /&gt;Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.&lt;br /&gt;&gt; &lt;strong&gt;'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&gt;&lt;br /&gt;&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beşinci Ders :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Önemli Olan Vermektir..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu.&lt;br /&gt;Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini&lt;br /&gt;sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve&lt;br /&gt;'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.&lt;br /&gt;Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.&lt;br /&gt;Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu...&lt;br /&gt;Gülümsemesi de yok oldu.&lt;br /&gt;Titreyen bir sesle doktora sordu :&lt;br /&gt;'Hemen mi öleceğim ?'&lt;br /&gt;Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşü&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5185557165330509778" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R_bMxIIBr9I/AAAAAAAAE48/pF5iUxbg7Qk/s320/mehmet+zeber+kopya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;nüyordu. --&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;BİLENLE TAŞ TAŞI, BİLMEYENLE BAL YEME.!.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;'&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;***&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;ileten:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mehmet ZEBER&lt;/span&gt; (Karikatürcü)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;***.........&lt;/span&gt; oOo&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;-geri dön.!. &lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;*MİZAH VE ŞİİR&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-1088211010931173132?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1088211010931173132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1088211010931173132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/04/mehmet-zeber-be-nemli-ders-birinci-ders.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R_bJ6oIBr7I/AAAAAAAAE4s/WdMCfCdgeI4/s72-c/mehmet+zeber+kopya.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6883388029517854828</id><published>2008-03-15T03:12:00.006+02:00</published><updated>2009-04-02T15:04:09.657+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;&lt;a href="http://s273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/?action=view&amp;amp;current=WEBErhanTIGLI-mizahyk-BANT31o82oo7s.jpg" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;erhan tığlı-&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc33cc;"&gt;AĞIZ TADI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veli Aydınlık, Aydın’ın dağ köylerinden birinde yaşıyordu. Toprakları kurak ve çorak, kendisi de yoksul olduğu için her ay Aydın iline çalışmaya gider, orada aylarca kalır, yeterli para kazanmadan gelmezdi. Gene her zamanki gibi çalışmaya gitmiş, kışın geçinecek kadar para kazandıktan sonra köyüne geri dönmüştü. Dönmüştü ama bu hiç de kolay olmamıştı. Saatlerce bir kamyonun kasasında yolculuk yapmış, eğri büğrü yollarda sarsıntıdan içi dışına çıkmış, kemikleri sızlamıştı. Üstelik kamyoncu onu yol ayrımında bırakmış, oradan köyüne gelebilmek için, sırtındaki yükle bir saat yürümek zorunda kalmıştı. Gece yarısı olmuştu. Hırsıza uğursuza çatmamak için hızla yürüyor, bir an önce evine varmak için can atıyordu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img height="474" alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ykVinyet_1_13o22oo8_sevdakarcelik.jpg" width="365" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Köye gelince kimseye görünmemek için ceketinin yakasını kaldırdı, kasketini öne eğdi. Kimseye laf anlatacak dermanı ve vakti yoktu. Kendini bir an önce yatağa atmak, yorgunluğunu gidermek istiyordu. Derken zor zahmet evine vardı, kapıyı çaldı. İçeri girer girmez aceleyle soyunup dökündü. Canının çektiği sıcacık çorbasını kaşıkladıktan sonra hemen yatağına uzandı. Çok geçmeden horul horul uyumaya başladı.&lt;br /&gt;Karısı onu çok özlemişti, gelmesini iple çekiyordu. Bir tıkırtı olsa heyecanla kapıya bakıyordu. Kocası gelmişti ama hayal kırıklığına uğratmıştı kendisini. Demek ki o, kendisini pek özlememişti. Sorduğu sorulara evet, hayırdan başka bir yanıt vermiyor, pek yüzüne bakmıyordu. Hele kocası çok uykusu olduğunu söyleyip kendini yatağa atınca ne yapacağını bilemedi, eli böğründe kalakaldı. Sıkıntısını dağıtmak için dışarı çıktı, inek sağmaya gitti. İnek, sütü sağılırken huysuzluk etti. Kadın öfkesini ondan çıkardı, sırtına bir şaplak indirdi:&lt;br /&gt;“Rahat dur bakayım. Canımı sıkma!” diye bağırdı.&lt;br /&gt;Komşusu merakla başını uzattı, ne olduğunu sordu. Kadın asık suratla konuştu: “Aydın’dan dayı geldi&lt;br /&gt;Dayı değil, ayı geldi!”&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ertesi günü öğleye doğru uyandı Veli Aydınlık. Uykusunu iyice almış, yorgunluğunu gidermişti. Karısını ortalarda göremeyince bahçeye çıktı, tatlı bir gerinişten sonra yüzünü yıkadı, kurulandı, “İnsanın kendi evinde olması, kendi yatağında uyanması başka oluyor canım” diye mırıldandı. “Elin yatağı kuş tüyünden bile olsa diken gibi batıyor insana. Ekmek parası kazanmak için gurbete çıkmak zorundayız. Ne yapalım? Bunu da bulamayanlar var.”&lt;br /&gt;Güneş hoş geldin diye parıldıyordu. Çiçekler karşılama töreni yaparcasına allı yeşilli sıralanmışlardı, ayvalar özlemle sararmışlardı, narların ağzı kulaklarındaydı. Bahçede çalışan karsına gülerek el salladı, onu yanına çağırdı:&lt;br /&gt;“Günaydın, hayırlı sabahlar, diye bağırdı. Ne yapıyorsun orada hamarat hatun! Gel yanıma biraz. Bu ne çalışkanlık böyle?”&lt;br /&gt;Karısı akşamki soğukluğun etkisiyle:&lt;br /&gt;“Ne günaydını bu? Akşam olacak neredeyse” diye somurttu. “Ne yapayım, çalışıyorum. Çalışmazsak aç kalırız sonra.”&lt;br /&gt;“Sen çalışıyorsun da ben boş mu duruyorum, dedi Veli Aydınlık. Açlık dedin de aklıma geldi. Ben acıktım yahu! Senin tarhana çorbana hasret kaldım aylardır.”&lt;br /&gt;Kadın çapayı elinden bıraktı:&lt;br /&gt;“Demek aç olduğun için çağırıyorsun beni yanına. Bana değil de, tarhana çorbama hasret kaldın öyle mi? Alacağın olsun senin!” diye homurdandı.&lt;br /&gt;Veli dikkatle karısının yüzüne baktı:&lt;br /&gt;“Ne o, yüzünden düşen bin parça. Gözden ırak olunca, gönülden de mi ırak olduk yoksa?” diye sordu.&lt;br /&gt;“Onu sana sormalı” dedi karısı. “Neydi dün geceki halin?”&lt;br /&gt;Veli Aydınlık içini çekti:&lt;br /&gt;“Sorma, dedi. O kadar yorgundum ki, kimseyi görecek halim yoktu. Ucuz olsun diye, bizim tarafa gelen bir kamyonla geldim. Kamyoncu daha ileriye gittiğini söyleyip beni yol ayrımında indirdi. Sırtımdaki yükle bir saat de yaya yürümek zorunda kaldım. Ayaklarıma kara sular indi. Her tarafım dökülüyordu. Kusura bakma.”&lt;br /&gt;“Akşam söyleseydi ya bunu. Ben de çalıştığın yerlerde başka birini buldun, beni beğenmez oldun sanmıştım. Kıskançlıktan uykum kaçtı, sabahı zor ettim.”&lt;br /&gt;“Dediğim gibi, yorgunluktan ağzımı açacak halim yoktu. Gözüm yataktan başka bir şey görmüyordu” diyerek karısını okşadı Veli. “Hiç öyle şey yapar mıyım ben? Aşk olsun! Senin yerini kim tutabilir ki. Oradakilerin hepsi boyalı bebek, senin sadeliğin hiç birinde yok. Gözleri de bizim gibi çulsuzlarda değil, arabalı, evli, bol paralı beylerde paşalarda.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img height="299" alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ykVinyet_2_13o22oo8_sevdakarcelik.jpg" width="407" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kocasının bu sözleri kadının hoşuna gitti. Sevinçle sofrayı topladı.&lt;br /&gt;“Bulaşıkları şimdi yıkama. Sonra yıkarsın” dedi kocası.&lt;br /&gt;“Niye?”&lt;br /&gt;“İşimiz var seninle.”&lt;br /&gt;“Ne işiymiş bu?”&lt;br /&gt;“Anlarsın ya! Hadi yatağı hazırla. Orada anlatayım sana ne işi olduğunu.”&lt;br /&gt;“Gündüz vakti o iş olur mu, geceyi bekleseydin ya.”&lt;br /&gt;“Bir dakika bile bekleyemem. Seni ne kadar özlediğimi anlayıver gayri.”&lt;br /&gt;Yatağın başına gelince Veli hemen karısına sarıldı.&lt;br /&gt;“Dur, ne yapıyorsun? Daha yatağı hazırlamadım. Hem bir gelen, gören olur.”&lt;br /&gt;“Demek ki sen beni benim seni özlediğim kadar özlememişsin.”&lt;br /&gt;“Hiç öyle şey olur mu? Gece gündüz hep seni düşündüm.”&lt;br /&gt;“Öyle olsa böyle naz etmez, ipe un sermeye kalkmazdın.”&lt;br /&gt;Kocasının bu sözü üzerine kadın direnmeyi, bahane üretmeyi bıraktı. Yatağa soluk soluğa düşüverdiler. Mercimeği fırına verdiler, samanlığı seyran ettiler...&lt;br /&gt;Bir süre sonra kadın inek sağmaya gitti. İnek gene huysuzluk etti ama bu sefer kızmadı ona. Hayvanın budunu okşadı, “Rahat dur bakayım kınalı kızım!” dedi.&lt;br /&gt;Meraklı komşu , “ Bakıyorum da yüzünde güller açıyor. Ne var, ne oldu?” diye sordu.&lt;br /&gt;Kadın, ağzı kulaklarında, bülbül gibi şakıdı:&lt;br /&gt;“Aydın’dan kadı geldi&lt;br /&gt;Ağzımın tadı geldi!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc99;"&gt;_______________&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;-BİTTİ-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;-geri dön.!. &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;*MİZAH VE ŞİİR&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6883388029517854828?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6883388029517854828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6883388029517854828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/03/erhan-tl-aiz-tadi-veli-aydnlk-aydnn-da.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-8668733369957179258</id><published>2008-03-15T03:04:00.004+02:00</published><updated>2011-12-24T00:07:48.634+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FERHAN ŞENSOY_öyküsü: TARAFTAR'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 130%;"&gt;FERHAN ŞENSOY&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: 180%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; TARAFTAR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jOlEhIoauhY/TvT7CiWn6sI/AAAAAAAALmg/cqF8n4JKnSY/s1600/ferhan+%25C5%259Fensoy_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-jOlEhIoauhY/TvT7CiWn6sI/AAAAAAAALmg/cqF8n4JKnSY/s320/ferhan+%25C5%259Fensoy_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg" width="201" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yirminci yüzyılın vebası futbol, dünyayı sarmaşık gibi sararken giderek profesyonelleşiyor ve ciddi bir uluslararası ticaret ortamı oluşturuyor. Dikkat ederseniz artık her gün maç var. Salı günü zırt kupası, çarşamba gecesi bırt şampiyonası, hafta sonu lig maçları. Futbol, sanayi kolu olarak patlamış durumda. Parayı bastıran futbol kulübü satın alıyor. Oturmuş bir futbol kulübü, sıkı para kazanıyor. Futbolun bileti, sinemanınkinden, tiyatronunkinden pahalı. İzleyici sayısı on binlerce. Stada girerken trink para ödüyorlar, kredi kartı, çek, senet gibi değersiz kâğıt alışverişi yok. O top o kaleye girdi, giriyor, giremedi lan derken yani biz gözümüzle, büyülenmişçesine topu izlerken ortada bok gibi para dönüyor. Pazar günü bir stadyum dolusu adamdan toplanan ve pazartesi saat 09.00'da ya dövize çevrilecek ya da repo yapılacak olan birkaç çuval para, pazar gecesi nerede korunmaktadır? Bu paralar dışında televizyonlardan ve kimi maçlardan ayrıca çuvallarca para, kulüp kasasına akmaktadır. Kulüp, futbolcuları alırken büyük paralar ödemekte, onları satarak daha büyük paralar kazanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc33; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Mafyanın bu dala daha hâlâ el atmamış olması ve soyunma odalarında futbolcuların şakaklarına tabanca dayayarak maçın kaç kaç bitmesi gerektiğini bildirmemesi, beni şaşırtıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bu kadar paranın döndüğü bir işte, perde arkasında &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;"şike"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; adı altında bir kurumsallaşma da oluşmuştur. Bir futbol karşılaşmasında gerektiğinde hakem satın alınabilir. &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Satın alma&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; ille parayla olmaz, hediye olur, araba sunulur, kimisi karı düşkünüdür, karı sunulur. Karşı takımın kalecisi satın alınabilir, zaten önümüzdeki mevsim transferi söz konusudur. Karşı takımdan değişik oyuncular topluca satın alınabilir. İnsanoğlu satın alınmaya teşne, bunu herkes biliyor ve fakat gene de futbol karşılaşmalarını heyecanlı kılan, topun satın alınamaması.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;O top, isterse gider doksana takılır, canı ister direkten döner, tam kaleye girecekken falso alır, tıngır mıngır dışarı gider. Çok dikilme sevmez, tribünlere kaçar, denize kaçar. Transferi söz konusu satın alınmış kaleci ne kadar içeri almak için yırtınsa da o top o kaleye girmeyecekse girmez. Kaleci de tutup eliyle içeri atamaz, o biraz dikkat çeker. Mafya dahi söz geçiremez topa; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;çünkü top, olaydaki tek amatör.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Başrol oynuyor, beş kuruş almıyor. Hepimizin dört gözle çılgınca izlediği, &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;filmin esas çocuğu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bu top işte! O ne yana giderse oraya bakıyoruz, gol sırasında bir televizyon kameramanı, vuranı yakalayamasa bile, giren olarak o topu, önden, arkadan gösteriyor... Zaten futbolcular da soyunma odası koridorlarında burunlarına dayanan televizyon mikrofonlarına hep aynı şeyi söylüyorlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;- Kimin vurduğu önemli değil, girmesi önemli! &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Tamamen kendisinin kaleye girip girmemesi üstüne dayalı bir olayda, topun bu işten hiçbir çıkarı olmaması enayice. Ancak hem o pahalı maç biletini ödeyip hem sesi kısılan, bu sanayi kolunun kaynağını oluşturan "taraftar" denen tipin durumu toptan da kötü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffff99;"&gt;- - - - - - - -&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #073763; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 180%;"&gt;oOo&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;lt;-geri dön.!. &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;*MİZAH VE ŞİİR&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-8668733369957179258?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8668733369957179258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8668733369957179258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/03/ferhan-ensoy-taraftar-yirminci-yzyln.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-jOlEhIoauhY/TvT7CiWn6sI/AAAAAAAALmg/cqF8n4JKnSY/s72-c/ferhan+%25C5%259Fensoy_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-8150200317776224495</id><published>2008-03-15T02:48:00.005+02:00</published><updated>2011-12-24T00:17:42.451+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sunay AKIN_öyküsü:HEYKELLERE PİSLEYEN ADAM'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #993300; font-size: 180%;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;SUNAY AKIN&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-LVyhnWxz0_k/TvT9GEBZ2YI/AAAAAAAALms/NHNNkBm2_vY/s1600/sunay+ak%25C4%25B1n_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="186" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-LVyhnWxz0_k/TvT9GEBZ2YI/AAAAAAAALms/NHNNkBm2_vY/s200/sunay+ak%25C4%25B1n_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #993300; font-size: 180%;"&gt;- &lt;span style="color: #073763; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;HEYKELLERE PİSLEYEN ADAM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;İkinci Dünya Savaşı sırasında, işgal altındaki Paris'te dükkânlara Hitler ve Mussolini'nin resimlerinin asılması zorunluydu. Bir kitapçı, vitrinine her iki diktatörün de resmini özenle yerleştirir. Dükkânda ne satıldığını belirtmek amacıyla da resimlerin arasına bir kitap koyar. Kitabın kapağında şu yazılıydı;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #000099;"&gt;"SEFİLLER."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Pierre ve Henri Alekan kardeşler 15-16 yaşlarındayken çocuklara kukla oynatmaya başlamışlardı. İlk denemeleri başarılı olunca birkaç oyun yazarak hazırladıkları seyyar oyun sahnesiyle okullarda ya da evlerde gösteriler gerçekleştirirler. Sinema ile uğraşmaya başlayan Henri Alekan, Fransa'nın Naziler tarafından işgal edilmesiyle kardeşiyle birlikte "14 Temmuz" adında bir direniş örgütü kurar. Yaptıkları iş, faşizmden kaçmak isteyen insanlara yardımcı olmak, barınak, sahte evrak ve yemek karneleri hazırlamaktı. Bu arada Henri, demiryolları üzerine bir belgesel hazırlarken kamerasıyla Alman mevzilerini filme çeker ve direnişçilere ulaştırır. Gestapo tarafından yakalanan Pierre çok ağır işkence görür. Ama, Almanların karakol olarak kullandığı otelin penceresinden kaçmayı başarır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir okulun bahçesine sığınan Pierre, devriyelere yakalanmamanın çok zor olduğunu bildiğinden umutsuzluğa kapılır. Çocuklar yetişir yardımına... Bir öğretmenmiş gibi etrafını çeviren öğrencilerin sayesinde nöbet tutan askerlerin arasından geçerek özgürlüğüne kavuşur. Henri Alekan, adını sinema dünyasına usta bir aydınlatmacı olarak yazdıracaktır!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Heykeltraş Krippel, Alekan kardeşler kadar şanslı değildir. İkinci Dünya Savaşı'nda bir hava bombardımanında ölen sanatçı ülkemizdeki ilk Atatürk heykelini yapandı ve bu heykel Sarayburnu'ndaki parkın içinde bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;O ki, dönüp dolaşıp heykele geldik, 15. yüzyıla doğru bir yolculuk yapalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Almanya'nın Köln kentindeyiz. Halk sorunlarına sırt çeviren belediye başkanından oldukça şikâyetçidir. Dertlerini anlatmak üzere her gün meydanda toplanan kalabalığa kulak asmaması bir yana, her saat başı pencerede görünen başkan halka dil çıkarmaktadır!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Belediye binasının tam karaşındaki evde oturan bir adam da kiracısı olduğu evin bir tuvaleti bulunmamasından şikâyetçidir. Ev sahibinin kapısını aşındıran adamcağız bir sonuç almaması üzerine başkanın karşısına çıkar... Çıkar ama nafile!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Başkan, zavallı adamın şikâyetini dinlemez bile. Sıkıştığında, komşularının kapısını mahcup bir yüz ifadesiyle çalan adamcağız işin böyle yürümeyeceğini kısa zamanda anlayınca evin çatısına tırmanmaya başlar. Tuvaletini yağmur oluklarına yaparken kıçını tam da belediye başkanının penceresine dönüyordu!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bu durum aylarca sürer gider... Saçaklara pisleyen adam, bir gün düşüp öleceğini düşünerek heykelini yaptırmaya karar verir. Aradan yıllar geçer. Söz konusu ev defalarca yıkılıp yerine yenisi yapılır. Ama, değişmeyen bir şey vardır: Kıçını belediye başkanının penceresine doğru dönerek tuvaletini yapan adamın heykeli. Bugün bile yolunuz Köln'e düşerse eski belediye binasını bulun. Tam karşısındaki evin çatısında pantolonunu sıyırıp, tuvaletini yapan bir adamın heykelini göreceksiniz!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4yQT4qezupI/TvT9t2UgvKI/AAAAAAAALm4/RZxQrA6F7iY/s1600/sunay+ak%25C4%25B1n_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-4yQT4qezupI/TvT9t2UgvKI/AAAAAAAALm4/RZxQrA6F7iY/s320/sunay+ak%25C4%25B1n_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg" width="227" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #ffffcc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Nice belediye başkanı gelip geçmiş Köln'den. Hiçbiri de heykeli kaldırmayı düşünmemiş. Tam tersi, korumuşlar. Hitler dönemindeki başkan bile yerinden oynatmamış heykeli. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'ise Hitit Güneşi heykelini yok etmek istiyor, &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #666600;"&gt;"tükürürüm böyle heykelin içine"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; sözüyle saldırılarını düzeysiz şekilde sürdürüyor. İşte, Köln . belediyesinde 1940’1ı yıllarda görev yapmış faşist belediye Başkanı ile 1990’1ı yıllarının Ankarası'nda koltuğa oturan başkan arasında böylesi bir ayrım vardır!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Michael Jackson'un Moskova konseri sırasında kente bir heykeli dikilir. Heykel konulduğu yerde bir zamanlar Lenin'in heykeli yükseliyordu. Eczacıbaşı Genel Müdürlüğü'nün bahçesine "üretim" adlı bir heykel yapmak isteyen Meriç Hızal hurda bronz aramaya koyulur. Tuzla'daki bir hangarda istediği malzemenin bulunduğunu öğrenince koşarak gider. Hangarın dev kapısı açıldığında güneş bir Lenin heykelinin üstüne düşer. Hurda bronz diye satılmak üzere İstanbul'a getirilen Lenin'in bir heykeliymiş meğer! Roma döneminde heykeller eritilerek silah yapılıyordu. Meriç Hızal ise Lenin hekelini eriterek heykele dönüştürür yeniden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İstanbul'da bir Lenin heykeli bulunmaktadır! Dönüşüm, aslına doğru bir kez daha yapılmalıdır. Hem de barış, eşitlik, kardeşlik gibi değerler sistem içerisinde eriyip gitmeden!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Hırsızlar, ülkeyi soyarken sevindirici bir haber vereyim: Ressam İbrahim Çiftçioğlu'nun atölyesine hırsız girmiş. Tablolara dokunmayan adam bir köşede duran Lenin heykelini çalmış yalnızca!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffffcc;"&gt;- - - - - - - &lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #000099; font-size: 180%;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;oOo&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;lt;-geri dön.!. &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;*MİZAH VE ŞİİR&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;kaynak: Cumhuriyet DİNOZOR, sayı:3, 25 Aralık 1996&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-8150200317776224495?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8150200317776224495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8150200317776224495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/03/sunay-akin-heykellere-pisleyen-adam.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-LVyhnWxz0_k/TvT9GEBZ2YI/AAAAAAAALms/NHNNkBm2_vY/s72-c/sunay+ak%25C4%25B1n_lahmacunmizah%25C3%25B6yk%25C3%25BC.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-3483484117852639831</id><published>2008-03-08T02:38:00.007+02:00</published><updated>2011-12-23T02:20:37.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rıfat ILGAZ_öyküsü: BİR YAZ DELİKANLISI'/><title type='text'>mizah öyküsü-BİR YAZ DELİKANLISI- Rıfat ILGAZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175164839834030802" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R9HhAKxmEtI/AAAAAAAAEq0/PDxpgeCQQ0o/s400/r%C4%B1fat+Ilgaz_%C3%B6yk%C3%BC_bant_sevdakar+celik.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;Beyoğlu vitrinlerine bakıp, içindekilerden çok camda kendilerini seyreden kadınlara hak verdim ister istemez.&lt;br /&gt;Bir sandalet beğenmek için Vangok'un vitrinine başımı uzatır uzatmaz kendi gün yanığı suratımla yüz yüze gelince: «Oğlum Nuri Nurdoğan.» Diye bağırdım. «Beğeniyorum seni... Çok, çok hoşuma gidiyorsun... Maşallah, maşallah... Bu ne sağlık, bu ne güzellik.. Akçakoca yaramış sana.. Güneş banyoları, deniz banyoları, hele göz banyoları boşa gitmemiş.. Yirmi yaş genç-leşmişsin âdeta..»&lt;br /&gt;Vitrindeki sandaletlere göz u-cuyla bile bakmadan yürüdüm, gittim.. Çivi gibiydim doğrusu. Üzerimde bir hafiflik, bir uçarılık, ne bileyim bir yaylaşma, bir.. Bir oklaşma!..&lt;br /&gt;«Çüşşş... Kör müsün be?»&lt;br /&gt;Bakıra dönmüş yüzümü seyredecek yeni bir vitrin ararken birine bindirmeyim mi?..&lt;br /&gt;«Ooo... Sen misin bu delikanlı be?... Az daha kalayı basacaktım. Bu ne gençlik, bu ne güzellik.. Onbeşinde kız olsam takılırdım arkana.. Nerelerdeydin çoktandır?»&lt;br /&gt;«Akçakoca’da.. Bizim çocuklar kamp kurmuşlar.. Bir hafta da beni misafir ettiler. Görme Halit’ciğim, o ne deniz, o ne kum.. Romatizmaya iyi gelir dediler, yallah deyip gittim.»&lt;br /&gt;«Sen romatizmayı kirli çamaşır gibi sıyırıp atmışsın vallahi.. Daha bir ay önce Cağaloğlu’nda uzaktan görmüş te acımıştım sana: Sapsarı bir surat.. İçine çökmüş gözler.. O musun sen be?.. Tunç heykele dönmüşsün maşallah.. Kim der sana kırk, kırkbir..»&lt;br /&gt;«Korkma, kırk bir buçuk de!»&lt;br /&gt;«Oldu mu o kadar.. Taş mektebin bahçesinde uzun eşek oynadığımız günleri düşünüyorum da..»&lt;br /&gt;«Bırak eski hikâyeleri.. İçimi karartma sabah sabah.. Bir gün uğra yazıhaneye de konuşalım..»&lt;br /&gt;İlk karşıma çıkan mağazadan bir çift sandalet aldım, geçirdim ayağıma. Yolda bir Romalı atlet çevikliğiyle yürüyor, ne yürümesi, sekiyor, koşuyor, uçuyorum düpedüz.&lt;br /&gt;Bir kadın, güzel giyinmiş bir kadın, gözlerimin içine bakarak geçti.&lt;br /&gt;«Oğlum Nuri, dedim, kendine gel... Sana, iyi giyinen değil, iyi soyunan kadın lâzım.. Kadının yaşma dikkat etmedin mi?.. O-tuz sekiz, kırk.. Bu mübarekler yirmi beşi geçti mi bayramlarda elleri öpülür.. İşte geldin gidiyorsun.. Bu gençlik bir daha ele geçmez!»&lt;br /&gt;Bir iki adım daha attıktan sonra gerisini tamamladım:&lt;br /&gt;«öyle ya, dedim, iki üç ay sonra ne gençlik kalacak, ne dinçlik.. Bu bronz heykel yine bir ahşap adam olacak.. Önümüz kış!» &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175166514871276274" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R9HihqxmEvI/AAAAAAAAErE/7s2nmunLQjM/s320/r%C4%B1fat+Ilgaz_%C3%B6yk%C3%BC_ViNYET_sevdakar+celik_.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir mayo vitrininin önünde durdum. Şortlar, bikiniler... Bu sene ne de çeşitleri çok.. Hele şu açık mavi üstüne kırmızı balıklı.. Efendim?.. Kumral üstüne, vay vay vaaay, koyu yeşil gözler.. Aman ne boy, aman ne bel, aman ne kalça.. Nerde ise cadde ortasında şarkıyı tutturacağım: Sallasana sallasana.. Böyle bir şarkı vardır değil mi?..&lt;br /&gt;Tepeden tırnağa bir süzdü beni. Eh, yirmi yirmi bir.. Bilemedin yirmi üç.. Yani bayramlarda eli öpülmeyecek soydan... Acaba o ne düşünüyor: Otuz, otuz beş.. Bilemedin otuz sekiz mi diyor benim için?.. Amaaan, ne derse desin, bu gençlik, bu dinçlik bende varken..»&lt;br /&gt;Kendi kendime başladım söylenmeye:&lt;br /&gt;«Yüz altmış lira bikini.. Sudan ucuz vallahi.. Ama ne yakışır ya, kumral saçlı yeşil gözlü, bir güzele..»&lt;br /&gt;Birden aklım başına gelir gibi oluyor:&lt;br /&gt;Oğlum Nuri, diyorum, bırak gevezeliği.. Ya uysal bir gülücükle teşekkür ederim diyiverirse?.. Hacı ağalık seni açmaz, eğer bir plaj arkadaşı arıyorsan gençliğine, dinçliğine güven.. Yüz altmış liralık mayodan başlamak biraz morukluk alâmetidir.. Sen ki, bir Romalı atlet kadar diri, canlı, atılgansın.. Bırak bu ihtiyar ağızlarını.. Hem sen saat on birde Mecidiyeköyü’nde olmayacak miydin?.. Otobüs.. Dolmuş.. Hay Allah, nerde durak?.. Gene ne cehenneme kaldırdılar?.. Karaköy’e gitmek için Beşiktaş’a, Beşiktaş’a gitmek için Aksaray’a yöneleceksin ki yeni trafiği uygulamış olasın.. Herhalde Mecidiyeköyü’ne gitmek için de Kadıköy iskelesine inmeli.. Haydi Allah rast getire.»&lt;br /&gt;İlk durakta atladım bir otobüse. Yanlışsa yarı yolda ineriz: Bütün koltuklar dolu.. Bu memlekette ne vakit koltuklar boş kalmış ki?.. İlk durakta akın başladı: Beni süre süre tıktılar köşeye, önümdeki koltukta karavel saçlı bir anasının kuzusu.. On yedi, on yedi buçuk.. Ya A-dalı, ya Floryalı.. Bütün yazın güneşi, denizi, tuzlu rüzgârı derisini kahve rengi bir güderi eldivene çevirmiş. Yeşil yeşil gülüyor adamın yüzüne.. Elinde bir de kitap.. Mektep yok, imtihan yok.. Olsa olsa roman olacak bu.. Hem de. Eveeet, Lolita!.. Tâ kendisi.. Gözlerimin içine bakışından belli hasbanın.. İyi ama ben Lolita'lık adam mıyım be?.. Vitrinler yalan mı söylüyor sanki?.. Bu gençlik, bu dinçlik.. Efendim?.. Sonra kızda da bir Lolita havasından çok, olgun bir kadın havası var. Yaşını göstermiyor belki... Yaz geldi mi, yaşları belli olmaz bunların. Göğüslerin olgunluğuna bakılırsa, on yediye bir yedi daha ilâve et. Hele kalçalar, maşallah, taşıyor oturduğu koltuktan.&lt;br /&gt;Gözlerimin üstünde yürüdüğünü sezince ürkekleşti yavrucuk,. Yok canım, yok civcivim benim, korkma.. Oralara daha çok vakit var.. İstersen bugün sadece muhallebiciye gideriz.. Bir dahaki sefere de Yıldız Parkı.. Plaj mı?.. Peki, plaj olsun.. Hakkın var, çıkaralım tadını denizin... Kışın da sinemalar bizim, tiyatrolar bizim... Ne o?.. Bu ürkeklik, bu telâş ne?&lt;br /&gt;Yavaşça kalkıyor yerinden... Gözlerimin içine bakarak gülüyor. Gülme değil bu, bir nezaket diş gösterişi.. Eliyle kalktığı yeri işaret ediyor.. İnecek mi yoksa?.. Hıh, o inerse ben durur muyum ki.. Ne?.. Ne söylüyor?..&lt;br /&gt;«Buyrun, diyor, buyrun bey amca.. Ayakta kaldınız.. Yoruldunuz.. Buyrun oturun!»&lt;br /&gt;Boşalttığı koltuğa ister istemez oturuyorum.. Oturuyorum değil, yığılıyorum.. Demek böyle ha?.. Amca... Bey amca ha?.. Yuh olsun güneşe.. Yuh olsun denize, plaja!.. Yuh&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;. . . . . . . . . . . . .&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; &lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;kaynak: AKBABA, Cilt: 5 — Sayı: 106, 8 Ağustos 1963&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-3483484117852639831?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3483484117852639831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3483484117852639831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/03/mizah-yks-bir-yaz-delikanlisi-rfat.html' title='mizah öyküsü-BİR YAZ DELİKANLISI- Rıfat ILGAZ'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R9HhAKxmEtI/AAAAAAAAEq0/PDxpgeCQQ0o/s72-c/r%C4%B1fat+Ilgaz_%C3%B6yk%C3%BC_bant_sevdakar+celik.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-8803229099440378021</id><published>2008-02-16T02:09:00.009+02:00</published><updated>2010-11-21T03:45:03.111+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zuhal DELTRUL_öyküsü: HIDIR AMCA&apos;MIZ'/><title type='text'>Zuhal DELTRUL'dan yeni bir öykü: HIDIR AMCA'MIZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167365542619200626" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R7YrlUhpPHI/AAAAAAAAEY4/stbHynD_xUM/s400/zuhal+deltrul_BANT_13.o2.2oo8_sevdakar+celik---.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;Bakın hele şu işe!.. Bu dünyayı döndüren bir boşluk varmış. Allah Allah, onu doldurmaya çalışıyorlarmış.. Bunu da söyleyenler çokmuş..&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küresel ısınma gün geçtikçe artıyor, onunla uğraşmak yerine hava boşluklarıyla uğraşıyorlarmış..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünya hali bu; insanlar gelişti gelişeli her şey yerini değiştirdi. Eee, bizim de köyün boşlukları , delileri, kahramanları var.. Olmaz demeyin, hiç olmaz olur mu? Uğraşanlar,&lt;br /&gt;boş duranlar, gezinenler, arayanlar tarayanlar olmaz mı? Olur olur !&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Bizim köyün kavakları dökülür yaprakları..”&lt;/strong&gt;***&lt;br /&gt;Bu meseleyi kahvehanede &lt;strong&gt;Hıdır amcamıza&lt;/strong&gt; da söylemişler...&lt;br /&gt;Hıdır amcamızın zamanı çok değerlidir. Köyün derdiyle tasasıyla pek ilgilenmez.. Adamcağızın derdi tasası karnını doyurmak. Gidip gelmesi bundan..&lt;br /&gt;Ayrıca, &lt;strong&gt;Hıdır amcamızın&lt;/strong&gt; yolları hep uzundur, evi köyün dışındadır. O kadar yolu kat edip gelmek de bir hayli zordur. Ona eşlik eden katırı olmasa, yollar onu şimdiye dek yer bitirirdi..&lt;br /&gt;Köyün kahvesi her gün dolup taşıyor. Taşıranlardan biri de Hıdır amca... Her gün uğrak yerlerinden biri, işte bu kahve mekânı.. Ondan vazgeçemeyecek kadar oyalayıcı , eğiticidir kahve...&lt;br /&gt;Böyle böyle geçen zamanı kim durdurur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ısınmaymış, falanmış filanmış... Bu dünyada nelerin olup olmadığını nerden bilecek.. Ona kalsa hiç bilmeyecek, ölünce bile mezar taşının yerine, başucuna para pul koysalar bile anlamayacak..&lt;br /&gt;Ama bir gün, öyle bir şey oldu ki, köyün halkı bile şaşırdı:&lt;br /&gt;Hıdır amcamızın bir oğulcuğu vardır.. Boyludur, posludur ve üstelik dertlidir.. Yaaa, hiç sormayın! Aşık olmuş oğulcağızı.. Kime olduysa onu bulmak lazımdır.. Evermek lazımdır.&lt;br /&gt;Hıdır amcanın yaşamı böyle bir yaşamken, bu da oğludur, yaşamının bir parçasıdır. Başına gelen yeni derdidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Bak oğlum, derdin nedir biliyorum, ama karşıki köy uzaktır.. Biz bu katırlarla nasıl gideriz oraya...”&lt;/strong&gt; diye çaresizliğini dile getirmiş Hıdır amca.&lt;br /&gt;Oğulcağızı oralı değil... “-Yapma eyleme baba, ayağına ölem baba, biz sabaha varırız köye..” diyerek ısrarını sürdürmüş.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hayda&lt;/strong&gt;!.. Gel de çık bu işin içinden...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Yahu bizim zamanımızda...”&lt;/strong&gt; diye düşünmeye başlarken Hıdır amca, oğulcağızı&lt;br /&gt;onu dışarı çağırmış.&lt;br /&gt;Fırlamış ki ne görsün, katırlardan biri yere çökmüş kalkmıyor... Ha babam de babam, ha hu ha hu derken; olmuyor, kalkmıyor katır olası hayvan..&lt;br /&gt;Oldu sana ikinci kez ayıklanmasını bekleyen pirinç!&lt;br /&gt;Hiç olacak iş mi, zamanı mı şimdi?&lt;br /&gt;Bizim Hıdır amcamız tek kalmış bir katırla nereye gitsin, nasıl aşsın dağları? Nasıl bulsun gidilecek yolları?&lt;br /&gt;Neyse uzatmayalım. Sonunda bir yolunu bulurlar da, yola çıkarlar ve de yolu yarılarlar..&lt;br /&gt;Ha, katırlar mı?&lt;br /&gt;Onlar köyde kaldı, bir koşu gidip, komşunun katırlarını yükleyip yola çıktılar..&lt;br /&gt;Bizim Hıdır amcamız düşüncelerden düşüncelere girer yol boyu. Neylesin oğulcağızı, tutulmuş bir yangına... Bir kova su da yetmiyor ki söndürsün... Ancak bir fistan örtüle ki, bu yangın bite... &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167365095942601810" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R7YrLUhpPFI/AAAAAAAAEYo/iZrm7U1xdr4/s400/zuhal_HIDIRamcaOykusu_ViNYET_sevdakar+celik_14.o2.2oo8.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;Bizinkiler yolu yarılamış, yorulmuş; oturup yemeğe durmuşlardı..&lt;br /&gt;Sonrasında hiç durmadan yola devam ettiler... Zaman da akıp geçti. Ne kadar geçti bilinmez, bizim oğlan şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Aha baba o köy; bak, tam karşıdadır!.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hıdır amcanın bir bakışı yeter, anlamıştır. Hızlıca devam ederler, eve varırlar...&lt;br /&gt;Peki nasıl olacak; nasıl, ne diyeceğiz?&lt;br /&gt;Amcamızın oğlu sabırsızca gider, kapıyı çalar...&lt;br /&gt;Eee, kim demiş her şey öyle çabuk olur diye..&lt;br /&gt;Kapının eşiğinde tanıtırlar kendilerini, içeri alınırlar..&lt;br /&gt;Uzaktan, karşıki köyden gelirler, hayırlı iştir, onun için gelmişlerdir..&lt;br /&gt;Evin sahipleri konuklarına bakar, bir de dönüp birbirlerine bakarlar...&lt;br /&gt;Oğlan da sabırsızca bakınır etrafına, ne oluyor der gibi...&lt;br /&gt;Bizim Hıdır amcamız öylesine kaptırmıştır ki, işi bitirip gidecekler..&lt;br /&gt;Orada her şeyi bağlarlar, aralarında söz de kesilir...&lt;br /&gt;Düğün tarihi de yakındadır.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ay geçer, gün geçer, saatler geçer gider..&lt;br /&gt;O yollar gidip geline aşınmış olur...&lt;br /&gt;Oğlan, fistanları göreceği an yaklaştığından; heyecan içindedir..&lt;br /&gt;Hıdır amcamızı görenler bu işe şaşar kalır ama bir şey demezler..&lt;br /&gt;Düğün günü gelmiş çatmıştır. Kızın ailesi oldukça neşeli ve sevinçlidir... Herkeste aynı sevinç...&lt;br /&gt;Neyse... Her şey güzel güzel biter. O günün gecesi oğlanındır..&lt;br /&gt;Kolay değil, Hıdır amcamız da çok masraf yapmıştır. O da kendi dünyasına varacağı, rahat edeceği düşünceler içindedir.&lt;br /&gt;Saatler alır başını gider... Sabah olur, sanki hiç sabah olmamış gibi..&lt;br /&gt;Horozdan önce bağıra çağıra bizim oğlan iner aşağıya, babasına der ki:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Baba baba kalk kalk, bana gelin diye getirdiğimiz, kadın değil erkek, erkeeek!. Hem beni dövüyor ve hem de bütün işi bana yaptırıyor..”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hıdır amcamız o zamana kadar hep kendisinin arzularını düşünmüştür, karısına da istediğini yaptırmıştır... Şimdi şu başa gelene bakın, kolay mı yani..&lt;br /&gt;Burnundan soluyarak çıkar yukarı. Bir güzel fırçalayacak, hatta gerekirse dövecektir densiz gelini... &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167365370820508770" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R7YrbUhpPGI/AAAAAAAAEYw/1K9-JQQFDr8/s400/zuhal_HIDIRamcaOykusu_1_ViNYET_sevdakar+celik_14.o2.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;Kadın onu görür görmez;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Aha babalık, hemen şu süpürgeyi al eline ve süpür şurayı.!”&lt;/strong&gt; der. Hıdır amcamızın şaşkınlığı geçmeden, bu kez pençelerini omuzlarına geçirir... Amcamız öyle dona kalır, ne diyeceğini bilemez. Elinin ağırlığından, sertliğinden korkar ama yine de erkekliğe toz sürmemek adına;&lt;br /&gt;“-Bak bak bak, nerde görülmüş bir kadının işini erkek yapmış olsun.. Sen kimsin böyle konuşuyorsun.!?” demesine kalmadan, kadın bir tokatla amcamızı yere indirir. Sonra da;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“-Yap dedik babalık, konuş demedik.!”&lt;/strong&gt; der.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;O gün bu gündür bizim Hıdır amca sessizdir. İçine kapanmıştır. Hatta gitmez gelmez olur sağa sola..&lt;br /&gt;Ve şunu anlar ki; konuşması kolaymış.. Bir fistan davasına yollara düş, işi hallet; sonra da kendini ezdir bu fistanlıya.. Zamanında elimizde ezilirken fistanlı...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yol yordam bilmek gerekmiş, onu anladı bizim Hıdır amcamız; Hanya’yı Konya’yı anladı. Geç olsa da yani...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anladı....&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;...........&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-size: 180%;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;-BİTTİ-&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&amp;lt;-geriye dön!.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #3333ff; font-size: 180%;"&gt;*MİZAH VE ŞİİR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-8803229099440378021?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8803229099440378021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8803229099440378021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/02/zuhal-deltruldan-yeni-bir-yk-hidir.html' title='Zuhal DELTRUL&apos;dan yeni bir öykü: HIDIR AMCA&apos;MIZ'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R7YrlUhpPHI/AAAAAAAAEY4/stbHynD_xUM/s72-c/zuhal+deltrul_BANT_13.o2.2oo8_sevdakar+celik---.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-3257471909899042028</id><published>2008-01-30T00:29:00.007+02:00</published><updated>2010-11-21T02:11:45.726+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevdakâr ÇELİK öyküsü: TERS ADAM'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;Sevdakâr ÇELİK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="color: #000099;"&gt;&lt;strong&gt;'ten bir&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;&lt;span style="color: #000099;"&gt;mizah öyküsü-&lt;/span&gt; TERS ADAM&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161041426156833986" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-z1S0nTMI/AAAAAAAAEKA/l8ML0m4vbWk/s400/ters+adam_1_%C3%96YK%C3%9C+BA%C5%9ELI%C4%9EI_sevdakar+celik_29.o1.2oo8.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: 78%;"&gt;.......... &lt;/span&gt;Not:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="color: #663300;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #333333;"&gt;Öykümüze, -görülen lüzum üzerine- &lt;strong&gt;küçük&lt;/strong&gt; bi açıklamayla başlamak zorundayız.&lt;br /&gt;Bu öyküde karşınıza çıkan Ters Adam, kesinlikle &lt;strong&gt;“sizin bildiğiniz”&lt;/strong&gt; Ters Adamlardan değildir. Kahramanımızı, bildik tanıdık birisine benzetmeyiniz!. Hele hele, Arizona’da altın arayıcılığı yaparken önemli bir “&lt;strong&gt;damar&lt;/strong&gt;”a rastlayanların sevinciyle; &lt;strong&gt;“Yuppiii!..Yahu bu bizim Recai be!.. Anam avradım olsun, tıpkı tıpkısına o!..”&lt;/strong&gt; diye düşünmeyiniz lütfen! Bizim muhteremin, sizin tanıdığınız zatlarla en ufak bir ilgisi yoktur. Hele hele Recai ile hiç yoktur. Hatta &lt;strong&gt;“İyi ki de yoktur !”&lt;/strong&gt; diye dua edin Sevgili Okuyucum. /&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #663300;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #333333;"&gt;Ne diyeyim artık…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #663300;"&gt;&lt;em&gt;“Aaaaaah, ah!..”&lt;br /&gt;***&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #663300;"&gt;&lt;em&gt;Artık &lt;strong&gt;“Ah!”&lt;/strong&gt; çekmemden anlayın halimi ahvalimi. Benim tanıdığım Ters Adam’ı siz de tanısaydınız, Hanya’yı Konya’yı anlardınız, ama o zaman da ömrü billah belinizi doğrultamazdınız… (&lt;/em&gt;Gerçi bu konudaki sırlarımızı “&lt;strong&gt;ifşa&lt;/strong&gt;” etmenin bir anlamı da yok hani!.. Ahrete kadar saklamaya elimiz mecbur!..)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kahramanımıza&lt;/em&gt; (-böylelerine kahraman demek, kahramanlara haksızlıktır ya! Neyse, affola!)&lt;em&gt; Evet, kahramanımıza ilişkin bir iki kısa açıklama bile size gerekli ipuçlarını vermeye yetecektir… Onun ne mal olduğunu kesinlikle anlamış olacaksınız. İsabetli ve doğru bir değerlendirme yapacağınızdan da asla kuşkum yoktur!. Adamımızı tanıdıktan sonra&lt;strong&gt;;“Böyleleri dostlar başına!”&lt;/strong&gt; mı dersiniz, &lt;strong&gt;“Düşman başına!”&lt;/strong&gt; mı dersiniz; artık orası da size kalmış bi şey... Yeter ki beni ondan uzak tutunuz ve işin içine karıştırmayınız!.. Lütfen!.&lt;br /&gt;Fazla tıraşa…&lt;strong&gt;şey, pardon!..&lt;/strong&gt; fazla telaşa kapılmadan, yavaaaş yavaş öykümüze başlayabiliriz. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="140" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161042186366045394" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-0hi0nTNI/AAAAAAAAEKI/Xbd_PoN-xjc/s200/KAHKAHA+atan+ADAM-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-+.Sevdakar+CeliK.jpg" style="cursor: hand; float: right; height: 103px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 83px;" width="134" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #333300;"&gt;&lt;span style="color: #663366;"&gt;Şu andan itibaren;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;a-Lütfen yüksek sesle gülmeyiniz ve yüksek sesle hapşırmayınız!.&lt;br /&gt;b-Çekirdek çitlemeyiniz ve leblebi üzüm yemeyiniz!&lt;br /&gt;c- Cep telefonlarınızı kapatınız ve sigaralarınızı söndürünüz!&lt;/em&gt; (Affedersiniz abicim! Çakmağınızı rica edebilir miyim acaba?)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;d-Uçağımız 10.000 fit yüksekliğe ulaşmış bulunmaktadır, kemerlerinizi açabilirsiniz… &lt;strong&gt;Çaylar şirketten icabında!..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;e- Neee? Şirket çok gerilerde mi kaldı? Eyvaaah!.. Neyse, Allah kerim!.. &lt;strong&gt;Hallederiz&lt;/strong&gt;!&lt;br /&gt;. . .&lt;br /&gt;(Haydaaa!.. Ben neler diyorum yav!?. Ah ah ah! Çok kötü kaptırmışım Sevgili Okuyucum!.. Oysa ben, sadece&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;“küçük bir açıklama”&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;için sizden izin istemiştim. Rehavete kapıldım!. Ö’öle dalıp gitmişim vallahi!. Benim “küçük açıklamam” buysa, “büyük açıklamam” hak getire!.. Bağışlayın! Hatamı telafi etmeye hemen başlıyorum.)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;. . . . . . . . . . . . . &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #663300;"&gt;"Hatasız&lt;/span&gt; kul olmaaaz!..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;. . . . . . . . . . . . . .&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Hatamlaaa sev beniii!”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bakın hele!.. Yine kaptırdım. Bugün bi garip hallerdeyim, elimde olmadan havalara giriyorum.&lt;br /&gt;-Heeey, makinist!.. Sen bana bakma koçum!.. Çalıştır makineyi de öykümüz ufak ufak başlasın anadın mı?&lt;br /&gt;-Tamam patron!.. &lt;strong&gt;Hallederiz&lt;/strong&gt;!..&lt;br /&gt;-Okey aslanım!.. Yüzümüzü kara çıkarma, göriyim seni!.&lt;br /&gt;-Sıkma tatlı canını patron!. &lt;strong&gt;Hallederiz&lt;/strong&gt;!..&lt;br /&gt;-İki oldu, seni uyarıyorum! Bi daha şu patron lafını duymayayım anadın mı!? Patronmuş!.. Len o’olum bizim etimiz ne butumuz ne?! Yamuk yalaka konuşmazsan olmaz sanki!.&lt;br /&gt;-Anlaşıldı abicim be!. Yeter ki sen terslenme!. &lt;strong&gt;Hallederiz&lt;/strong&gt;!.. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #663300;"&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161039424702074018" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-yAy0nTKI/AAAAAAAAEJw/43IzbgGmY-Y/s400/BU+%C3%96YK%C3%9CYE+%C4%B0Z%C4%B0NS%C4%B0Z+G%C4%B0RD%C4%B0N+BURT_1_.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #3333ff; font-size: 130%;"&gt;Hadiii!.. Öykümüz Başlıyooor!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir tersanede çalışan Ters Adam, sabah uykusundan terli terli uyanmış, şişkin gözleriyle etrafına ters ters bakınıyordu. Tersliği üzerinde, canı burnundaydı. Durduk yerde Müdürü tarafından terslendiği bir gün öncesini anımsadı. Öfkelendi. Şimendifer bacası gibi burnundan soludu. Zalim feleğin gözü kör olsun ki, bu sabah da ters tarafından kalkmıştı. &lt;em&gt;&lt;strong&gt;(Rivayet olunur ki;&lt;/strong&gt; Ters Adam, dünyaya bile tersinden gelmiş, kötü kader ağlarını baştan örmüştür.)&lt;/em&gt;Yataktan doğrulup terliklerini aradığında, yerinde bulamamanın öfkesiyle ter ter tepinerek hanımına ünledi:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Terliklerim nerde benim laaan!?.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı masasını hazırlıyordu kadıncağız. Dalgındı. Eşinin TIR klaksonu gibi yüksek volümlü böğürtü duyunca öylesine irkildi ki, kedi miyavlamasını andıran çekingen bir sesle; “&lt;strong&gt;“Yattığın yerin ters tarafına bakıver Bey!”&lt;/strong&gt; dedi. &lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;“Yine bilmece gibi konuştun hanııım!”&lt;/strong&gt; diye; daha bir terslenerek, daha bir yüksek perdeden bağırdı Ters Adam. &lt;strong&gt;“Bu yatağın düzü neresi ki bana tersini gösteriyorsun behéy başımın belası!”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadıncağız, uygun bir yanıt bulamamanın çaresizliğiyle ve korku dolu bir telaşl&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="147" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161038097557179522" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-wzi0nTII/AAAAAAAAEJg/nlXP9LgTrgw/s200/KAHKAHA+atan+ADAM-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-+.Sevdakar+CeliK.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" width="106" /&gt;&lt;/a&gt;a “Gık!..” etti.&lt;br /&gt;Çaçaronluğu ve öfkesi üzerindeydi adamımızın:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Hele bak sen!”&lt;/strong&gt; dedi. &lt;strong&gt;“Bir de bana gıkını çıkarıyorsun ha!..”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hanım, bu kez daha bir kibarca&lt;strong&gt; “Gık!”&lt;/strong&gt; etti.&lt;br /&gt;Sonunda Ters Adam; ilk kez Preveze Deniz Savaşı’nda kullanılmışçasına eprimiş ve iyice tersi çıkmış terliklerini, yatağın ters tarafında buldu. Peki ama o da nesiydi? Bizimki &lt;strong&gt;“resmen”&lt;/strong&gt; pijamalarını da ters giymişti… Kahretsin! Demek geceyi ters giyilmiş pijamalarla geçirmişti? Pes vallahiydi yani!. Şimdi bunda da hanımının kusuru olamazdı ya.&lt;br /&gt;Ancak adamımız yine de; &lt;strong&gt;“Hanııım, ben bu pijamaları niçin ters giymişim ha!?.” &lt;/strong&gt;diye, ipini koparan damızlık bir boğa böğürtüsüyle bağırdı…&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Haydaaa!..&lt;/strong&gt;Bu kez kadıncağızdan &lt;strong&gt;“gık!”&lt;/strong&gt; bile çıkmadı.&lt;br /&gt;Hanımının “&lt;strong&gt;gık&lt;/strong&gt;!” çıkarmayışını “&lt;strong&gt;ilgisizlik&lt;/strong&gt;” biçiminde yorumlayan Ters Adam; pijamalarını rastgele fırlatıp, o öfkeyle yöneldiği elbise dolabına da &lt;strong&gt;okkalı bir tekme&lt;/strong&gt; savurdu. Aldığı şiddetin etkisiyle gardırobun kapağı kendiliğinden açıldı. Rengine mengine aldırmadan, askılıktan bir pantolon çekip aldı. Lakin terslikler de bitecek gibi değildi. Yani şimdi olacak şey miydi bu? Pantolonunu ayağına geçirmeye uğraşıyor, ama bi türlü beceremiyordu. Beceremezdi tabii!. Çünkü böylesine yüksek bir hiddet ve şiddet içindeyken, ilkokula giden oğlunun pantolonunu almıştı yanlışlıkla. Gözü kör olsundu, terslik işte!..&lt;br /&gt;Zorla ayağına geçirmeye çalıştığı oğlunun pantolonu, ağ yerinden patlayıvermişti. Katsayısı iyice yükselen bir sinirlilikle, onu da fırlatıp attı bir kenara.&lt;br /&gt;Kocaman adam; şimdi oğluna ne diyecekti, yüzüne nasıl bakacaktı? &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Kusura bakma oğlum, benimkiler ütüsüz olduğundan, senin pantolonu almak zorunda kaldım!”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; mı diyecekti?. Yoksa, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Seninkinin modelini çok seviyordum, gömleğimle de uyumlu olduğundan…”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; palavrasına mı yatacaktı?. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;/a&gt;Dellenmek üzereydi...&lt;br /&gt;Elini yüzünü yıkamak üzere banyoya yöneldi. Yooo hayır, en iyisi önce tuvalete gitmekti. Tuvalete yöneldi. Tuvalet kapısına yaklaşmışken birden vazgeçip, yeniden banyoya yöneldi. Yok yok, en doğrusu önce tuvalet…&lt;br /&gt;Tuvaletle banyo arasında yaşadığı kararsızlıktan tersi dönünce; okkalı bir küfür savurup, pat diye koridorun ortasına çöküverdi. Köpürüyordu. Etrafa çatacak bahane de bulamıyordu. Bulsa, yapacağını bilirdi evvelallah; kimseye eyvallahı yoktu.&lt;br /&gt;Düşündü ki, bunca terslik sabah sabah çekilemezdi. Aniden yerinden fırlayıp, ayağa kalktı. Gözleri çakmak çakmaktı. Tehlikeli ve öfke dolu şimşekler çakıyordu gözbebeklerinde. Ne düşündüğünü kestirmek güçtü. Dış kapıya yönelmesiyle bir ok gibi dışarı çıkması bir oldu. Müthiş, akıl almaz bir sürat!.. İyi de, don gömlekle dışarı çıkmak da nesiydi azizim; olacak şey mi şimdi bu?. &lt;strong&gt;Skandal&lt;/strong&gt; efenim, resmen &lt;strong&gt;skandal&lt;/strong&gt;!&lt;br /&gt;Bizimki, o don gömlekli haline aldırmadan en yakın arzuhalcinin kapısına dayandı. Arzuhalci, ilk kez karşılaştığı böyle bir manzara karşısında çok korkup telaşlansa da, don gömlekli adama buyur etti. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;(Sıkıysa etmesin!) &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161038767572077714" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-xai0nTJI/AAAAAAAAEJo/GHBv0kQpiIs/s320/Garantili+Arzuhal--+Sevdakar+%C3%87ELiK.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Ters Adam, gösterilen sandalyeye çöker çökmez;&lt;br /&gt;“&lt;strong&gt;Yaz&lt;/strong&gt;!” dedi. &lt;strong&gt;“Hemen şimdi, vakit geçirmeden; ben karar değiştirmeden dilekçemi yaz!”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dilekçe lafını duyan Arzuhalci, korku ve endişelerinden uzaklaşmış ve rahatlamıştı. Üstelik sevinmişti de. Eee, işin ucunda para vardı; nasıl ve hatta niçin sevinmesindi? Lâkin çok geçmeden neşesi kaçıverdi. Don gömlekli birinde para ne gezsindi?. Hani, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Kefenin cebi yok!”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; derler ya!. Kefenin cebi yoksa, donun cebi dünden olamazdı.. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Höh&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;!..&lt;br /&gt;Arzuhalci, tüm bu değerlendirmelere karşın yine de &lt;em&gt;&lt;strong&gt;‘okkalı bir dilekçe döktürdü’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Bizimki, dilekçeyi kaptığı gibi sokağa fırladı. Şaşkın ve ters bakışlara aldırmadan, seğirtiyordu. Ne yapıp ne diyeceğini bilemeyen Arzuhalci ise, dilini yutmuş gibi öylece kalakaldı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;......&lt;/span&gt; Pergelleri açan Ters Adam., çalıştığı tersaneye çok ters bir yoldan ulaştı. Müdürün kapısına dayandı. İşte yüz yüzelerdi. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;‘İstifa dilekçesi’ni&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;-Müdürün suratına fırlatırcasına-&lt;/em&gt; masaya bıraktı... Bu umulmadık durumun öfkesiyle &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Adana şalgamı gibi&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; kıpkırmızı kesilen Müdür, sıkıştırılmış metan gazı gibi birden patladı:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;..... &lt;/span&gt;“Bu ne hal, bu ne saygısızlık!?. Hem makarnamaaa… ehem ühüm… yani hem makamıma, hem de babanaaa… tövbeee, ehem ühüm… hem de bana hakaretten!.. Ulan beyfendi, bu nasıl ters bir dilekçedir kiii, hakkaten şu ca’anım zihnimi bulandırmış ve şu ca’anım kafamı bozmuştur!?. Ulan dua et ki müdürüz, yoksa vallahi anana küfrederdim ha!.. tamam mı!?.. Ulan senin anneni… tövbe tövbeee!.. Hast’tör git ve adam gibi yazılmış bir dilekçe getir lan lüzumsuz &lt;span style="color: black;"&gt;hıyar!.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt; &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220469060001768594" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/SHLU82pSpJI/AAAAAAAAFAg/b4wNPDQfcB8/s400/TERS_ADAM_sevdakar_celik_kopya.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Müdür, dilekçenin ters yüzünü göstererek uzattığında, Ters Adam hayretler içinde kaldı. Olacak iş değildi doğrusu. Dikkatsiz Arzuhalcinin azizliğine uğramıştı dilekçe. Karbonlu kâğıtlar sayfalar arasına ters konmuş ve daktilonun şaryosuna o ters biçimiyle yerleştirilmişti. Terslik bu olunca; kâğıdın bir yüzüne düz, öteki yüzüne ters biçimde çıkmıştı yazılar. Burnundan soluyan Ters Adam, tüm bu olanlar yetmezmiş gibi; tutup, dilekçeyi de ters tarafından uzatmıştı Müdüre... (&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Hay bin kunduz!..)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Müdürün odasından ters ters çıkıp, bin bir terslikler yaşayarak evine dönen Ters Adam’a kapıyı hanımı açtı. Hanımının &lt;strong&gt;‘nankör kedi’&lt;/strong&gt; bakışlarına aldırmadan, doğruca çalışma masasına geçti ve bugünkü yaşamının öyküsünü yazdı. Hayret! Yazarken rahatladı, neşelendi. En neşeli sesiyle çalışma odasına çağırdı eşini. Odaya şaşkın şaşkın giren hanımını ayakta karşıladı. Bi de tutup iki yanağına öpücük kondurdu. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bayram seyran değildi, ama inşallah hayra alametti.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Üstelik, &lt;strong&gt;“Buyur canımın içi!”&lt;/strong&gt; deyip, yanına oturttu. Öyküsünü okudu…&lt;br /&gt;Vay be, hanımıyla ilk kez böylesine neşeli ve karşılıklı kahkahalar atıyorlardı. Kadıncağız şaşkın, ama mutluydu. Öyküsünün adını da o koysun istiyordu. Hanımı, &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #000099;"&gt;‘TERS ADAM’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; adını önerdi ve benimsendi. Harika!..&lt;br /&gt;Öykü zarflanıp pullandı ve &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;‘MADA SRET’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; rumuzuyla bir dergiye yollandı.&lt;/div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161040511328799922" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-zAC0nTLI/AAAAAAAAEJ4/FzKGot789R8/s320/TERS+ADAM_sevdakar+celik+kopya.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #000099;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kahramanımız,&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;içinden, şu dilekte bulunuyordu:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Dilerim öyküm dergide &lt;span style="color: #000099;"&gt;TERS&lt;/span&gt; basılmaz!.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;- Sevdakâr ÇELİK---- -&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600; font-size: 130%;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;*&lt;span style="color: #666666;"&gt;GIRGIR-sayı: 1172,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;*GazeteDOSYA-sayı: 129&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161037582161103986" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-wVi0nTHI/AAAAAAAAEJY/NemjIAZrhhE/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-3257471909899042028?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3257471909899042028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3257471909899042028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/01/ters-adammizah-yks-sevdakr-elik.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R5-z1S0nTMI/AAAAAAAAEKA/l8ML0m4vbWk/s72-c/ters+adam_1_%C3%96YK%C3%9C+BA%C5%9ELI%C4%9EI_sevdakar+celik_29.o1.2oo8.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-7818250914090226308</id><published>2008-01-14T00:12:00.002+02:00</published><updated>2009-04-02T15:18:21.698+03:00</updated><title type='text'>Erhan Tığlı *öykü* Çok Komik Bir Gündü</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4qN3T34Y9I/AAAAAAAAD3A/DEsuZzVhiio/s1600-h/A7-+ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sabahleyin uyandım. İçimde nedenini bilemediğim bir esenlik vardı. Üşümedim, yanmadım. Cama dayanmadım, cam kırılmadı, kana boyanmadım. Dışarıda şiirsel bir hava vardı. Dün gökyüzünü boydan boya kaplayan kara bulutlar dağılmıştı. Mavilikler insanın içini açıyor, güneş gelinlik bir kız gibi gülümsüyor, parıldıyordu.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5155088520162337730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4qNsj34Y8I/AAAAAAAAD24/fu3OlotUd_I/s400/%C3%96YK%C3%9C+V%C4%B0NYET_1_sevdakar+celik_13.o1.2oo8mn.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkü söyleyerek kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp sofraya oturdum. Kahvaltı hemen önüme geldi. Zeytin, peynir, reçel, bal... her şey tamamdı. Sadece kuş sütü eksikti. Apartman komşularımız kavga, gürültü etmiyorlardı nedense. Dudak bükerek giyindim. Hazırlanıp sokağa çıktım. Her taraf tertemizdi. Etrafta bir gram bile çöp görülmüyordu. Kirlilikten eser yoktu çevrede. Çiçekler açmış, ağaçlar yeşilliğe bürünmüşlerdi. Herkes gülümseyerek birbirine günaydın diyordu. Arabalar kaldırımlara park etmemişlerdi. Yol üstündeki kıraathanede kimse okey, tavla gibi oyunlar oynamıyor, sigara içmiyordu. Müşterilerin hepsi de gazete, dergi, kitap okuyorlardı.&lt;br /&gt;Bu duruma o kadar şaşırdım ki, dalgınlıkla birine çarptım. Çarptığım kişi yüzüme dövecekmiş gibi bakmadı, benden önce özür diledi. “pardon” dedim. “pardon çıkalı eşeklik arttı. Önüne baksana ayı” demedi. Bu kadarı da olamazdı. Biri bana şaka yapıyordu herhalde... &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5155088339773711282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4qNiD34Y7I/AAAAAAAAD2w/QHCVTvFN3Xg/s400/%C3%96YK%C3%9C+V%C4%B0NYET_sevdakar+celik_13.o1.2oo8mn.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayret ve şaşkınlıkla kaldırımdan aşağı inmişim farkında olmadan. Karşıdan gelen taksiyi göremedim. Neredeyse arabanın altında kalıyordum. Sürücü, “Arabanın altında kalıp geberdiğine yanmam. Seni adamdan sayarlar, ona yanarım. Dağda mı geziyorsun be?” demedi. “Bir yerinize bir şey olmadı ya? İsterseniz sizi gideceğiniz yere kadar götüreyim” dedi. Teşekkür ettim. Biraz yürümek, bu güzelliğin tadını çıkarmak istediğimi belirttim.&lt;br /&gt;Daireye biraz geç kaldım ama patron kızmadı, anlayışla karşıladı, azarlamadı. Gülerek maaşlarımıza zam yapacağını söyledi. Bu zammı daha önce yapmadığı için özür diledi. Ev sahibi de kiraya zam yapmayacaktı zaten. Büyü bozulmasın diye dua ederek gazetelere göz attım. Enflasyon sıfıra inmişti. Hiçbir eşyanın, malın fiyatı artmamıştı. Hele anarşi, terör, cinayet haberlerini göremeyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hayret, politikacılar atışmamışlar, söz düellosu yapmamışlardı! Her gün bir cevher yumurtlayan, medya maymunu yıldızcıklar, sanat için soyunmamışlar, birbirleriyle çekişmemişlerdi. Rüya Kaşar, gene abuk sabuk laflar etmemiş, gazetelerin baş köşesine kurulmamıştı. Kendisi her nasılsa ağzını açmadığı gibi, eski kocası, kardeşi, annesi her çorbaya maydanoz olmaya kalkmamışlardı. Futbol maçlarında hiç olay çıkmamıştı. Fanatikler kol kola girip şarkılar söylüyorlardı...&lt;br /&gt;Yoo! Bu kadarı da olamazdı. Biri benimle dalga geçiyordu muhakkak. Hele televizyonda kavgasız dövüşsüz, kansız, cinayetsiz diziler başladığını duyunca iyice zıvanadan çıktım. Ben böyle anormal şeylere alışkın değildim. Yadırgamıştım bütün bunları. Bu ne renksiz, heyecansız hayattı böyle! “Yeter be!” diye bağırdım. Karım, “Sabah sabah niye bağırıyorsun, hayrola, ne var, ne oldu?” diye homurdandı. Bir de baktım ki, daha yataktayım. Hava bulutluydu. Komşular sabah kavgalarına başlamışlardı. Kapıları çarpıyorlar, bağırıp çağırıyorlardı her zamanki gibi. Gazetelerden kan sızıyordu. Pencereyi açtım. Hava kirliliği, gürültü patırtı yüzüme tokat gibi çarptı, beni kendime getirdi. Derin bir oh çektim. Çok şükür, deminki sinir bozucu sessizlik sona ermiş, hayat normale dönmüştü!&lt;br /&gt;Keyifle bir küfür savurdum. Acı bir gülüşle, kendi kendime söylenerek giyinip ayaküstü bir şeyler atıştırdıktan sonra sabırsızlıkla sokağa fırladım. Kirlilik, çirkinlik, kötülük, kollarını açıp bağırlarına bastılar; “Sen bizsiz, biz sensiz yapamayız, hoş geldin, nerelerdeydin, özlettin kendini” dediler. Yolumu gözleyen bencillikle çıkarcılığa selam vererek, alıştığım cehennemin içine daldım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;...................................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#3333ff;"&gt;_BİTTİ_&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;erhantigli@mynet.com&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-7818250914090226308?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7818250914090226308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7818250914090226308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/01/yazarmz-erhan-tldan-yeni-bir-yk.html' title='Erhan Tığlı *öykü* Çok Komik Bir Gündü'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4qNsj34Y8I/AAAAAAAAD24/fu3OlotUd_I/s72-c/%C3%96YK%C3%9C+V%C4%B0NYET_1_sevdakar+celik_13.o1.2oo8mn.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2632956466969536021</id><published>2008-01-13T01:09:00.003+02:00</published><updated>2011-12-24T00:40:04.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erdal Çakıcıoğlu _öyküsü:Çekil Sıradan'/><title type='text'>*yazarımız erdal çakıcıoğlu'dan bir öykü*</title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154736800995500818" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lNzz34YxI/AAAAAAAAD1g/Kw2X41awHc4/s400/erdal_BANT_12.1.2oo8.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;&lt;strong&gt;çekil sıradan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;En doğrusu gece yola çıkmaktı. Böylece kızıyla birlikte sabah Çanakkale’ye varırlar, gereksiz birçok harcamadan da kurtulmuş olurlardı. Zaten başka şansları da yoktu. Üniversiteden istenecek harç parasını güçlükle denkleştirmişti. Yol ve yemek için harcayacakları parayı da eşten dosttan borç almıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bir gün önceden, kızıyla aynı üniversitenin aynı bölümünü kazanan öğrencisinin babasıyla görüşmüş, birlikte biletlerini almışlardı. Adamın emekli ikramiyesini yeni almış olması biraz rahatlatmıştı onu. Olmaz da bir terslik çıkar ve parası çıkışmazsa ondan borç alır ve İstanbul’a dönüşte öderdi. Gerçi arkadaşı bir gün önceden gitmeyi, orayı iyice gezip tanımayı, yurtları falan gözden geçirmeyi önermişti ama o, buna gerek olmadığını, bütün yurtların birbirine benzediği görüşünde diretmiş ve kayıt gününden bir önce, gece yola çıkmaya razı etmişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yol boyu konuşur, zamanın nasıl geçtiğini bile anlamazlar diye düşünmüştü ama pek de öyle olmadı. Arkadaşı biraz alkollü gelmişti ve daha İstanbul’un sınırlarını çıkamadan uyuyakalmıştı. Çok geçmeden kızıyla öğrencisi de kendilerini uykunun çekici kollarına bırakmışlardı. O da uyumayı denedi ya, bir türlü gözüne uyku girmedi. Ne yapsa, hangi yana dönse işe yaramadı. Baktı ki olmuyor, çabalamaktan caydı ve camdan dışarıyı izlemeye başladı. Derin bir karanlık ve zaman zaman ortaya çıkıp büyüyerek yaklaşan, sonra da küçülerek uzaklaşan ışıklardan başka hiçbir şey göremiyordu. Arada sırada da hızla içinden geçtikleri küçücük kent ya da kasabalar. Hepsi birbirinin aynısıydı ve hepsi de derin uykudaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Daha tan ağarmadan araba vapuruna varmışlardı. Otobüsleri sıraya girip vapurun yanaşmasını beklerken kendini ön kapıdan sabah ayazına bıraktı. Önce içi ürperdiyse de aldırmadı. İskeledeki uyuyamamış yolcuların tünedikleri sabahçı kahvelerinden birinin önüne attı kendini. Demli bir çay istedi. İçip toparlanmak istiyordu. İşte sabah olmuş ama bir damla uyku &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lLkj34YtI/AAAAAAAAD1A/ZX0VKSQpXak/s1600-h/FOTOGRAFLAR_22.05.1974,erz_2_.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154734339979240146" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lLkj34YtI/AAAAAAAAD1A/ZX0VKSQpXak/s200/FOTOGRAFLAR_22.05.1974,erz_2_.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;uyuyamamıştı. Belki içeceği çayla üzerine çöreklenen uyuşukluktan kurtulur, kendine gelirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Daha çayından ilk yudumu almamıştı ki yol arkadaşı da gözlerini ovuşturarak yanına geldi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Yarasın. Ne o hocam? Erkencisin bakıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Günaydın. Hiç uyumadım ki...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Niye uyumadın? Hayın neydi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Bilmem... Ne yaptıysam, hangi yolu denediysem uyumayı başaramadım. Neyse... otur da bir çay iç.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Oturdu, arkadaşı. Kahvecinin masaya bıraktığı çayı büyük bir iştahla yudumlamaya başladı. Uyku iyi gelmiş, alkolün etkisinden kurtulmuştu. Ancak ağzında akşamdan kalma bir ekşilik vardı. Çay, daha bir ağırlaştırmıştı ağzındaki buruşukluğu. Bitiremedi bardağını, yarım bıraktı. Az sonra da sürücünün sesi gürledi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sıramız yaklaştı, yolcu kalmasın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="clear: left; cssfloat: left; float: left; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154732896870228658" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lKQj34YrI/AAAAAAAAD0w/-C03tWJRGeY/s400/erdo_1_%C3%B6yk%C3%BC_vinyet.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Çay paralarını ödeyip arkadaşının arkasından otobüse bindi. Çocuklar hâlâ uyuyorlardı. Geçti, büyük bir özenle koltuğuna yerleşti. Kızını uyandırmaktan çekiniyordu. Öylesine tatlı uyuyordu ki... melek gibi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Vapurda yeniden indiler otobüsten. Feribotun salonuna gittiler yol arkadaşıyla birlikte. Arkadaşı uykusunu almış, çenesi de açılmıştı. Durmadan konuşuyor, atlamadığı konu kalmıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Dinlemiş görünüyordu ya, aslında dinlemiyordu onu. Aklı kızında kalmıştı. Uyanmış mıydı acaba? Eğer uyanmışsa, karnı da acıkmıştır. Acıksa da, acından ölse de söylemez, “Ben acıktım” demezdi küçük kızı. Diğer çocukları da demezdi aslında. Sıra dışıydı onun çocukları. Yokluğu, yoksulluğu bilerek büyümüşlerdi üçü de. Özentileri, garip istekleri, aşağılık duyguları yoktu. Analarının babalarının sıkıntı yaşamalarına, ezilmelerine dayanamazlardı üçü de. Çünkü biliyorlardı ki onlar için yaşıyorlardı ikisi de. Dünyaları onlardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;O bu duygular içinde gelgitler yaşarken, kızı da uyanmış yanına gelmişti. Esniyordu. Daha uyku sersemliğinden kurtaramamıştı kendisini.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Günaydın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Sevgiyle sarıldı kızına, kolunu boynuna atarak göğsüne doğru çekti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Günaydın, minik kuşum... Acıktın mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kızının yanıt vermesine olanak vermeden, yol arkadaşı girdi söze:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Bizim hayta uyuyor mu hâlâ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sanırım... hiç dikkat etmedim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yol arkadaşı çocuğunu uyandırmak için salondan çıkıp merdivenleri inerken, o da kızını kantine doğru sürükledi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Kaşarlı bir tosta ve sıcak bir çaya ne dersin?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Acıkmadım daha, babacığım. Hem daha annemin yaptığı yolluk bile bitmedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- O dursun, kızım... daha çok yolumuz var. Hadi, benim de canım çekti, birer tost yiyelim. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lL4T34YuI/AAAAAAAAD1I/nOTbhdW3ZWE/s1600-h/FOTOGRAFLAR-4_1974_erz_.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154734679281656546" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lL4T34YuI/AAAAAAAAD1I/nOTbhdW3ZWE/s200/FOTOGRAFLAR-4_1974_erz_.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sen ye babacığım, ben acıkmadım daha...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Şimdi kızacağım ama...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kızının direnmesine aldırmadan büfeye yanaştı. İki kaşarlı tost, iki çay ısmarladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Karşılıklı geçip oturdular.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sen hiç uyumadın mı baba?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Nereden anladın?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Gözlerinden. Kızarmış gözlerin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Uyuyamadım kızım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Neden?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Bilmiyorum. Sanırım ilk kez bir çocuğumuz bizden ayrı bir kentte okuyacak, onun verdiği sıkıntıdan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kızı ne diyeceğini bilemedi. Çok duygulanmıştı. Bir şey söylese ağlayacağından, durduk yerde babasını üzeceğinden korktu, sesini çıkarmadı. Yalnızca sevgiyle babasının gözlerinin içine bakmakla yetindi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bir zaman oyalandılar büfede. Sonra ayazı içlerine çekerek dışarıya, vapurun güvertesine çıktılar. Üşüyünceye dek orada durdular. Uzaktan şavkıyan iskele ışıklarına baktılar bir zaman konuşmadan. Sonra da motorlarını çalıştırmaya başlayan otobüslerin olduğu bölmeye doğru indiler. Otobüse bindiklerinde, biraz önce oğlunu uyandırmak için otobüse gelmiş olan yol arkadaşının da uyuyakaldığını gördü, gülümsedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Otobüs vapurdan çıkıp yol boyunca ilerlerken, onun da göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı. Az sonra da uykusuna yenik düştü ve başını kızının omzuna koyup uyuyakaldı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Çanakkale’de iner inmez üniversiteye gittiler. Daha erken olmasına karşın kayıt bürosunun önünde kuyruk oluşmaya başlamıştı. Gidip kuyrukta yerlerini aldılar. Onlar beklerken, yol arkadaşı gidip simit, poğaça türünden bir şeyler getirdi. Ayaküstü atıştırıp açlıklarını bastırdılar. O da az ilerideki kantinden her birine birer çay getirdi. Hep birlikte içtiler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kayıt bürosunun kapısı dokuzu epey geçtikten sonra açıldı. Açıldı açılmasına ya, memurların gelip yerlerini almaları, işe başlamaları onu bulmuştu. Sıra onlara geldiğinde de on bire yaklaşıyordu. Kayıt olacak öğrencileri kapıdan içeri aldılar, diğerlerine dışarıda beklemelerini söylediler. Onlar duvar kıyılarına tüneyerek çocuklarının çıkışını beklerken, çevrelerine özel yurtların adamları üşüşmüşlerdi. Her biri yurtlarının güzelliğinden söz ediyor, özelliklerini ballandırarak anlatıyordu. Birkaçının broşürünü alıp saldılar yanlarından. Az sonra da çocuklar ellerinde tomar tomar evrakla dışarı çıktılar. Ve her biri bir köşeye çekilip birbirlerinden yararlanarak doldurmaya başladılar. Bir kez daha girip çıktılar doldurdukları evraklarla.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yeniden bir şeyler dolduruldu, yeniden girdiler içeri. Az sonra da veliler para yatırma kuyruğuna, çocuklar da kayıt kuyruğuna girdiler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="clear: left; cssfloat: left; float: left; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="275" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154732128071082658" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lJjz34YqI/AAAAAAAAD0o/tOaoIjugCpM/s400/erdo_%C3%B6yk%C3%BC_2_vinyet.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kuyrukta beklerken, birkaç kez cebinden harç parasını çıkarıp saydı. Eksiği yoktu, ama yine sayma gereği duyuyordu. Sıra kendisine geldiğinde, parası elinde hazır, bekliyordu. Sıranın önüne geçer geçmez de kızının numarasını, bölümünü ve adını söyleyerek veznedeki bayan memura uzattı. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kadın parayı saydıktan sonra, yüzüne bakmadan, sanki vızırdanır gibi konuştu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- On beş milyon lira daha bey efendi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Neye uğradığını şaşırdı bir an. Kadın yanlış saymış olmalıydı parayı. Üsteledi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Orada yetmiş beş milyon lira var, hanım efendi... Lütfen bir daha sayın. Ben, en az üç kez saydım da verdim size.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;O ana dek yüzüne bakmayan kadın, bıkkın bakışlarını yüzüne, gözlerinin içine dikti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Paranın miktarına bir şey dediğimiz yok, bey efendi... Harç parası tamam, ama siz on beş milyon lira daha vereceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- O niye?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Kayıt parası...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kanı beynine çıkmıştı sanki. Öfkeyle elini önündeki yükseltinin üstüne vurdu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- O da ne demek oluyor? Soygun mu yapıyorsunuz burada? O harç dediğiniz de kayıt parası değil mi? İki kez kayıt parası mı alınırmış?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kadın neye uğradığını şaşırmıştı. Hiç böyle zorlusuna rastlamamıştı şimdiye dek. Ama onun da pes etmeye niyeti yoktu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sen bilirsin, kardeşim. Ödemeyeceksen sıradan çık da insanları bekletme!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Ne demek sıradan çık? Ben hepsinin adına konuşuyorum. O parayı verebilecek olan var, veremeyecek olan var. Yasal olmayan bir işlem yapıyorsunuz ve ben de bir yurttaş olarak buna karşı çıkıyorum! Hem gördüğüm kadarıyla aldığınız bu para için makbuz falan da vermiyorsunuz...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kadın iyice köşeye sıkıştığını anlamıştı. Bu adamdan kolayca kurtulamayacaktı. Bir şeyler yapmalı, onu saf dışı bırakmalıydı. Oturduğu yerden kalkarak onun omzunun üzerinden kuyrukta bekleyenlere baktı. Sesini onlara duyurarak konuştu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Kuyruktakilerin adına konuşuyorsunuz ama, sayenizde bunca insan bekliyor bey efendi!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Döndü, kuyrukta bekleyenlerin kendisini desteklemesini bekledi. Ses çıkmayınca, yeniden konuştu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Tezgâhı kurmuş, on beş milyon lira da haraç kesiyorlar arkadaşlar... ben de ona karşı çıkıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Arkalardan bir kadın sesi yükseldi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Ödemeyeceksen sıradan çekil be kardeşim!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Çekil de işimizi görelim!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Akşamı edecek değiliz herhalde!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bekledikçe karşı çıkanlar artıyordu. Hemen arkasında duran arkadaşı da sıkılmıştı beklemekten. Ağzını kulağına yaklaştırarak fısıldadı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Hocam, paran yoksa ben vereyim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;İyice öfkelenmişti. Yol arkadaşına çıkıştı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Var arkadaşım, var olmasına var da kaz gibi yolunmayı içime sindiremedim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Ama böyle kavga ederek de bir sonuca varamayacaksın. Yatırmayacaksan çekil de insanları engelleme bari!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sen de mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Döndü, alayla gülümseyerek gözlerinin içine bakan kadına baktı. Sesini çıkarmadan elini ceketinin iç cebine daldırdı. Cüzdanını çıkardı. On beş milyon lira çıkararak kadına uzattı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Al kardeşim, helal olsun! Aslında az bile alıyorsunuz, üzerimizdekileri de alırsanız, bizi dışarıya çırılçıplak salarsanız daha çok sevineceğim! &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lMFz34YvI/AAAAAAAAD1Q/C_HnOHBjL7g/s1600-h/FOTOGRAFLAR_22.05.1974,erz.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154734911209890546" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lMFz34YvI/AAAAAAAAD1Q/C_HnOHBjL7g/s320/FOTOGRAFLAR_22.05.1974,erz.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kadın sesini çıkarmadı. Yetmiş beş milyon lira için bir makbuz hazırladı, kaşeledi, önüne sürdü. O sıradan çıkana dek de sesini çıkarmadı. Biraz uzaklaşınca homurdanmaya başladı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Sabah sabah nereden çıktı bu dengesiz? Sinirlerimi oynattı! Şimdi gel de bu sinirle akşama dek çalış! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yol arkadaşı durumu düzeltmeye çalıştı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Kusuruna bakmayın, yol yorgunu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kadın, üstün çıkmanın gururuyla sesini daha da yükseltti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Bana ne canım? Her yol yorgununa, her deliye hesap vermek zorunda mıyım yani? İşte rektörlük orada, maçanız yiyorsa gidin de ondan hesap sorun! Aslında böylelerinin çocuklarını da okula almamalı, ya anarşist olurlar ya da komünist! Armut dibine düşer diye boşuna dememişler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yol arkadaşı sesini çıkarmadan işlemini tamamlattırıp oradan ayrıldı. Çıkaramazdı da. Çünkü sıradakiler koro halinde kadına hak veriyorlardı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Böyleleri yüzünden geliyor, başımıza ne geliyorsa!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Kendine güvenmiyorsan çocuğunu okutmayacaksın kardeşim!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Daha ne! Bize yitirttiğin zamanın hesabını kim verecek? Sen mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Nereden çıkar bu adamlar, anlamadım ki!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;- Aslında bir ikisini sallandıracaksın, bak bir daha konuşuyorlar mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;..................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 130%;"&gt;-&lt;span style="color: #660000; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace;"&gt;BİTTİ&lt;/span&gt;-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2632956466969536021?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2632956466969536021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2632956466969536021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/01/yazarmz-erdal-akcoludan-bir-yk.html' title='*yazarımız erdal çakıcıoğlu&apos;dan bir öykü*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R4lNzz34YxI/AAAAAAAAD1g/Kw2X41awHc4/s72-c/erdal_BANT_12.1.2oo8.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6724707177399498932</id><published>2008-01-03T04:45:00.002+02:00</published><updated>2011-12-24T00:34:19.363+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tekin ARAL_ KALDIĞIMIZ YERDEN...'/><title type='text'>*mizah dergilerimiz-2- FIRFIR*</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #009900;"&gt;&lt;span style="color: orange; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 130%;"&gt;FIRFIR&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: x-small;"&gt;'DAN SEÇTİKLERİMİZ:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="color: white; font-size: 78%;"&gt;FIRFIR’ca _Tekin ARAL&lt;/span&gt; &lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151076681405456242" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3xM8z34X3I/AAAAAAAADuQ/IPFHEgEMWPc/s400/2_FIRFIR_say%C4%B1-1,+FIRFIRCA_logo_T.ARAL+yaz%C4%B1s_o5+Aral%C4%B1k1989,+y%C4%B1l+14.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 180%;"&gt;KALDIĞIMIZ YERDEN...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Olanı biteni hepiniz biliyorsunuz... Rezilliğin bininin bir para olduğu, böylesine üçkağıt ve kokuşmuş­lukla dolu bu konuda,hâlâ bir şeyler yazma durumunda olmak inanın artık midemi bulandırıyor...&lt;br /&gt;Fırt ve Gırgır'ın nasıl yağmalanmaya çalışıldığı, yazar çizerlerinin eserlerinin, el emeklerinin, göz nurlarının, bir takım güçlerin de omuzlamasıyla nasıl gasp edildiği, dahası siz milyonlarca okurun da kandırılıp nasıl talan edilmeye çalışıldığı artık KABAK gibi apaçık ortada duruyor, görülüyor.&lt;br /&gt;Biz hep birlikte bunca yıl kimleri gördük, kimlerle mecelleştik... Oğuz Aral'ın deyimiyle silah satıcısı Kaşıkçı'nın sol kaşşığı olan Babıali'nin turfanda patronu bize vız gelir tırıs gider.&lt;br /&gt;Hakkımızda yazdırdığı, hepsinin KESİNLİKLE TEK TEK HESABININ SORULACAĞI birtakım komik ve acınacak yazıları cevaplamayı gerekli bile görmüyorum. Zaten vatan haini Aral kardeşlerden Oğuz Aral, Avni dergisinin son sayısında bu konuda söyle­nebilecekleri söyledi. Bu zatı muhteremlerin dillerini pabuçlarına soktu.&lt;br /&gt;Bir gazete ya da dergi sahibi, kendisine mangır getiren bir MANDIRA gibi gördüğü malını. yani gazetesi­ni, dergisini satabilir... İçerdekilerin onurlu sanatçılar, yazar çizerler olduğunu düşünmeyen, onları biraz da kendisinin sağabileceği sağmal inek sanan bir üstün-zeka (!) ve avanesi de bu malı satın alabilir. Tüm bunla­ra kimsenin bir diyeceği olamaz...&lt;br /&gt;Ama bu işin en önemli bölümü, gasp edilen eserlerimiz, çizgilerimiz, yazılarımızdır... Ve de onlarla şu anda sahte Fırt ve Gırgır'lar çıkarılmaktadır.&lt;br /&gt;Bu ülkede SAHTE PARA basıp piyasaya sürmenin cezası vardır... Ama aynı yolla DERGİ BASIP piya­saya sürmenin cezası yok sanılmaktadır...&lt;br /&gt;Oysa vardır... Bu ceza da kendilerine mahkemelerden önce siz okurlar tarafından verilmiştir. Çünkü her hafta bastıkları onca dergi. kağıt fabrikalarına geri dönüp, kağıt hamuru olmayı beklemektedir.&lt;br /&gt;"Avni benim!.., Arap Kadri benim!.. Stero Seyfi benim!..."...Bizim taze uyanığın gülünesi ve açması iddi­aları bunlar....&lt;br /&gt;Bizim, sekreterimiz, halkla ilişkiler müdiremiz, kardeşimiz, temel direğimiz bir Mevhibe'miz vardır... Bunca olan biten arasında ilk hamileliğini yaşıyor... Ve de doğurdu doğuracak... Yani eli kulağında...&lt;br /&gt;Geçen gün gene bu konuları konuşurken birden aklımıza geldi...&lt;br /&gt;"Yahu Mevhibe, dedik... Olmayacak şey değil... İnsanlar otomobillerde bile doğum yapıyor... Ola ki sen de doğumunu hastanelere yetişemeyip dergide yapsaydın... Bu dergide yapılan her şey bana aittir, benimdir!. Diye bağırıp çağıran bu uyanık senin çocuğa da sahip çıkacaktı..."&lt;br /&gt;Ve hep birlikte güldük....&lt;br /&gt;Uzun sözün kısası...&lt;br /&gt;Bundan 14 yıl önce, şimdi bir bölümünü de rahmet­le, sevgiyle andığımız arkadaşlarımızla bir dergi çıkardık! Ve elele, omuz omuza, yürek yüreğe o dergiyi 14 yıl tüm onuruyla ayakta tuttuk...&lt;br /&gt;Şimdi aynı dergiyi tekrar çıkarıyoruz... Gene birlikte...&lt;br /&gt;Elele, omuz omuza, yürek yüreğe!..&lt;br /&gt;FIRFIRCAKALIN...&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;........................ &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #3333ff; font-size: 130%;"&gt;Tekin ARAL&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: silver; font-size: 85%;"&gt;kaynak:FIRFIRCA- YIL:14, Sayı:1, tarih: o5 Aralık 1989,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6724707177399498932?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6724707177399498932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6724707177399498932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2008/01/mizah-dergilerimiz-2-firfir.html' title='*mizah dergilerimiz-2- FIRFIR*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3xM8z34X3I/AAAAAAAADuQ/IPFHEgEMWPc/s72-c/2_FIRFIR_say%C4%B1-1,+FIRFIRCA_logo_T.ARAL+yaz%C4%B1s_o5+Aral%C4%B1k1989,+y%C4%B1l+14.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2976043185229529563</id><published>2007-12-26T09:21:00.001+02:00</published><updated>2011-12-24T00:27:31.161+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Halit KIVANÇ_öyküsü:KUTLU...MUTLU...VE BUTLU BİR BAYRAM DİLEĞİYLE...'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Courier New;"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: xx-small;"&gt;Halit KIVANÇ_&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IC5j34W3I/AAAAAAAADmI/VSnGm3DV4N0/s1600-h/halit+k%C4%B1van%C3%A7_BANT.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148180511943318386" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IC5j34W3I/AAAAAAAADmI/VSnGm3DV4N0/s400/halit+k%C4%B1van%C3%A7_BANT.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 130%;"&gt;KUTLU...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 130%;"&gt;MUTLU...VE BUTLU BİR BAYRAM DİLEĞİYLE...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ben hep böyle derim Kurban Bayramlarında... "Kutlu olsun, mutlu olsun, evinize gönderecekleri et butlu olsun" diye.. Fena mı? Hepsi bir arada çıkıyor işte... Belki sporseverler "Futbolumuz da şutlu olsun" diye ekleyebilirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Evet, bir bayram daha geldi. Ben küçükken bayramlar gitti mi, "Ya bir daha gelmezse?" diye hayıflanır, bayağı üzülürdüm. Ama baktım ki, gidiyorlar ve geliyorlar. Eeee çocukluk işte!.. Sonradan anladım: Bayramlar gitti mi geliyor ama, insanlar gitti mi ııh!.. Haydi haydi, tatlı bayram neşesine limon sıkmayalım. Üstelik bu bayramda kurban olmadıktan sonra üzülecek bir şey de yok. (Seni hep düşünürüm: Acaba şu bayram günlerinde kurbanlık koyunlar aralarında neler konuşuyorlar, diye...)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İnsanoğullarının neler konuştuğu belli bayram ziyaretlerinde:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Siz nasılsınız?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Ya siz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Küçükler?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Ellerinizden öperler... Ya sizinkiler?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Aslında bakarsanız, hani böyle günde neşe kaçırtmayayım diyorum ama... Bayram ziyaretlerindeki konuşmalar da, insanoğullarının bir başka sahtekârlığıyla süsleniyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Ah bilmezsiniz nasıl hazırlandık size gelmek için... Bizim Haşim, aman Safiye teyzenlere ilk gün gidelim, diye nasıl titizlik gösterdi bilemezsiniz. Vallahi Safiye teyzeciğim, Haşim sizi nasıl seviyor, bilemezsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bilemezler, çünkü öyle bir şey yok ki.. Biçare Haşim, çok direndi Safiye teyzelere gitmeyelim, diye... Ama kazanamadı mücadeleyi... Çaresiz sıcakta çoluk çömlek sokağa döküldüle&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3ICbz34W2I/AAAAAAAADmA/W1IroIANE_s/s1600-h/halit+k%C4%B1van%C3%A7_yazisi_V%C4%B0NYET.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="113" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148180000842210146" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3ICbz34W2I/AAAAAAAADmA/W1IroIANE_s/s200/halit+k%C4%B1van%C3%A7_yazisi_V%C4%B0NYET.jpg" style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" width="200" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;r... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ya da:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Buyurun bir lokum daha alın!.. Aaa çocuk çikolatadan iki tane alsın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Alsın alsın da, gittikten sonra şöyle konuşsun ev sahibi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Aman hemşire ne açgözlü aile!.. Kadın tam üç defa aldı lokumdan... O bacak kadar velet de çikolataları avuç avuç yedi valla...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;• • •&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Böyledir bu... Bayram'ın masum yalanlarıdır bunlar. Kimi de telefon alet edilerek başarılır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Allo allo... Dayıcığım, inan ki sabahtan hazırlandık. Fakat işte çocuk bu... Hiç belli olmuyor... Acar hastalanıverdi... O yüzden kalakaldık. Yavrucak yatak döşek yatıyor... Ateşi tam 41'i bile geçti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Oysa Acar odanın bir köşesinden öbürüne koşuyor. Turp gibi!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Dur dur, şu paketi aç da geçen bayramdaki gibi rezil olmayalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- O bir kere olur canım. Herifin de tersliği... Ulan bir kutu şeker getiriyorsun. İçine kart koyacak ne var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Amcamlar yabancı birinin kartını bulup da "Başkasının getirdiği şekeri bize getirirsiniz ha" diye darıldılar o günden beri... İyi bak şunun içine de götürelim o kekremsi halamlara...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;• • •&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bayağı seviyorum bayram cilvelerini... Hele Kurbanda:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Hayatım, bizimki çok tutturdu, ille de keselim, diye... Ama bizim ev küçük... Çok iş çıkacak.. İyisi mi, parasını Darülaceze'ye verdik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bayramdan iki gün evveldi. Karı koca gittik, şöyle iri yapılı kocaman kocaman etli butlu iki koyun aldık. Götürdük, fakirlere verdik. İlle de evde kesmek şart değil ya...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;• • •&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bayramlar, hele kurbanlar, insanları zorla politikacı mı yapıyor ne? Durup dururken yalan söylüyorlar böyle!.. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IBsz34W1I/AAAAAAAADl4/L7wPD87TW60/s1600-h/halit+k%C4%B1van%C3%A7_bayram+yaz%C4%B1s%C4%B1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="275" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148179193388358482" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IBsz34W1I/AAAAAAAADl4/L7wPD87TW60/s320/halit+k%C4%B1van%C3%A7_bayram+yaz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;• • •&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kadıncağız iyi niyetli... Mübarek bayram günü hayvanları da sevindireyim, demiş. Üç kilo fıstık alıp hayvanat bahçesine gitmiş. Elinde kesekâğıdıyla bakıcıya gelmiş: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- N'olur bana yardım edin.. Bir saattir bekliyorum. Bakın ne kadar da fıstık getirdim. Ama maymunlar bir türlü dışarı çıkmıyor. Arada bir başlarını uzatıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Şey hanfendi... Bu saat... Maymunların sevişme zamanıdır da.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- İyi ama fıstık vereceğim kendilerine.. Çıksalar ya...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Rica ederim hanfendi.. Siz yatak odanızda... Şey... Beyefendiyle yatarken.. Yani tam sevişirken biri gelip kapınıza vursa da... Size fıstık vereceğini söylese, bırakıp çıkar mısınız?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;------- &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 180%;"&gt;o&lt;span style="color: black;"&gt;O&lt;/span&gt;o&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: silver;"&gt;kaynak: FIRT- YIL:7, Sayı:342, tarih: 28 Eylül 1982&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2976043185229529563?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2976043185229529563'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2976043185229529563'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/12/halit-kivan-kutlu.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IC5j34W3I/AAAAAAAADmI/VSnGm3DV4N0/s72-c/halit+k%C4%B1van%C3%A7_BANT.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-1630546270237282904</id><published>2007-12-26T09:08:00.004+02:00</published><updated>2011-12-24T00:47:21.833+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tekin ARAL_öyküsü:KURBAN'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IAAT34W0I/AAAAAAAADlw/6PawHVXBtAU/s1600-h/Kurban_tekin+aral-FIRT%C3%A7a_BA%C5%9ELIK.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148177329372552002" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IAAT34W0I/AAAAAAAADlw/6PawHVXBtAU/s400/Kurban_tekin+aral-FIRT%C3%A7a_BA%C5%9ELIK.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="background-color: #ffd966; color: #ffd966; font-size: xx-small;"&gt;Tekin ARAL_&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: large;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: x-large;"&gt;&lt;em&gt;K&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;URBAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="background-color: #ffd966; color: #ffd966; font-size: xx-small;"&gt;..................&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu yıl Kurban Bayramı'nda yaradana sığınıp gene bir kurban keselim dedik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bayramdan iki gün önce sabahleyin, kurban almak için evden çıktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bizim Kadıköy yakasında kurbanlıklar daha çok, Fenerbahçe Stadı’nın arkasında, Salıpazarı'nın ucunda satılır. Doğru oraya yollandım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Arab&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3H_Oj34WyI/AAAAAAAADlg/ho_MJl786iE/s1600-h/TEK%C4%B0N+ARAL_FOTO.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148176474674060066" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3H_Oj34WyI/AAAAAAAADlg/ho_MJl786iE/s200/TEK%C4%B0N+ARAL_FOTO.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;ayı zar zor bir kenara parkettim. Kurbanlık koyunların satıldığı alana doğru yürümeye başladım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ben koyundan, koçtan pek anlamam. Bu işleri bizim apartmanın kapıcısı Emin Efendi iyi bilir. Ama, Emin Efendi apartmana şöyle arada bir sadece, "Acaba apartman yerinde duruyor mu?" diye uğradığından, o gün de onu bulamamış, birlikte getirememiştim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Koyunların arasında dolaşmaya sağa sola bakınmaya başladım. Tam gözümün kestiği şöyle eti butu yerinde, ortahalli bir hayvancağıza doğru seyirtiyordum ki...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kulağımın dibinde patlayan korkunç biri nara ile neredeyse yere yuvarlanıyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-T...lara bak beyiiim! Koç t....ı bunlar Kooooç!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Şöyle bir döneyim, dedim. Baktım, satıcı olduğunu anladığım ızbandut gibi bir herif, kendisinden biraz daha az izbandut gibi koçla üzerime doğru varıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kafayı tam zamanında eğip, hayvanın gözüme girmek üzere olan boynuzlarından kılpayı kurtuldum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İzbandut kucağında hayvanla karşımda dikildi. Sonra da, kucağındaki hayvanın (Affedin) yumurtalıklarını yakalayıp suratıma doğru sallayarak:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;T....lara bak ağbi, t....laraaa!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Önce ne olduğunu anlayamadım. Sonra kendimi toparladım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Dur, napıyorsun? Dedim herife. Biraz usturuplu bağır, bak etrafta hanımlar falan var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Sana bu koçu vereceğim, abi, diye tutturdu bu defa.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ben koça gözucuyla şöyle bir baktım. Gerçekten iri, gösterişli bir hayvandı ama kimbilir kaç paraydı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ben biraz bakınacağım, sonra gelirim, dedim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Birden yere bıraktığı hayvanın ensesine bir tokat patlattı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Sana kurbanlık koç değil, pehlivan satıyorum pehlivan!...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Deyip hayvana ense tokat bir daha girişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayvan önce biraz sersemledi. Neye uğradığını pek anlayamadı. Ama bizim izbandut sağlı sollu elenselerle hayvanı bunaltmaya başlayınca, önce geri çekildi... Sonra ileri doğru atılıp, izbanduta boynuzla karışık bir kafa koydurdu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ve güreş başladı. Reşit Karabacak...Pardon..'.Bizim çamyarması koç bir tek daldı, koçu havalandırdı. Koç havada bir döndü, birden o anda dizüstü düşen rakibinin sırtına bindi. Derken ızbandut, hayvana bir çırpma yaptı. Sonra belinden yakalayıp tekrar hayvanın üstüne çıktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hayvanı yere yaymaya çalışırken bir yandan da bağırıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Pehlivan satıyorum, pehlivaaaan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu arada etrafımız iyice kalabalıklaşmış, herkes başımıza toplanmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kalabalıktan yararlanıp tam tüymek üzereydim ki... Durumu gören ızbandut, tuşlamak üzere olduğu koçu bırakıp, kan ter içinde yerinden fırladı, koştu koluma yapıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Gördün mü abi pehlivanı, dedi. Bu senin kısmetin, alacaksın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Önce kolumu kurtarmayı bir deneyeyim, dedim.. Sonra "Ulan herif şimdi bir çırpma da ister misin bana çeksin!..." deyip vazgeçtim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Bu senin kısmetin abi, alacaksın. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3H_qz34WzI/AAAAAAAADlo/luRkTKGbHho/s1600-h/Kurban_tekin+aral.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="400" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148176960005364530" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3H_qz34WzI/AAAAAAAADlo/luRkTKGbHho/s400/Kurban_tekin+aral.jpg" style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" width="212" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Peki kaç para bu koç?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Sen 45 bin ver yeter.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ne, 45 bin mi?..Yahu sen çıldırdın mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ama sana pehlivan satıyorum, pehlivan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ben senin yerinde olsam bu hayvanı, satmam...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Niye?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Önümüzde Dünya Güreş Şampiyonası var, oraya sokarım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Peki o zaman sana 40 bin olsun, dedi ızbandut.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Bu arada kolumu bırakmıştı. Bırakmıştı ama, bu defa da toka eder gibi elimi kavramıştı. Bilirsiniz, kurban alıp satarken, satıcı ile alıcı birbirlerinin ellerini tutup sallarlar ve bu sallama, anlaşıncaya, pazarlıkta uyuşuncaya kadar devam eder.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İşte herif de benim elimi öyle kavramıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir yandan:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-40 bine anlaştık mı, tamam mı? Diyor, bir yandan kolumu sallayıp duruyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Benim sağ omuzumda, yıllardır masa başında oturarak yazıp çizmekten oluşmuş bela bir kireçlenme vardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Birden omuzumdan, çatırt, diye bir ses çıktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Adam kolumu sallamaya devam ediyor, bir yandan da:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Peki 37 bin 500 olsun, diyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ingh! Şey 20 bine ver alayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Omuzumdaki acı devam ediyor, herif kolumu bir türlü bırakmayıp, devamlı sallıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Çıldırdın mı abi, bu pehlivan 20 bine gider mi? Ver peki 35 bine al şunu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Birden bir mucize oldu. Kolumdaki sancı birden bıçak gibi kesildi. Sonra omuzumda bir rahatlama başladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Mucize sağ kolum, bu kireçlenme yüzünden, omuzdan pek fazla açılıp kapanmazdı. Ama şimdi sanki bir mucize olmuş, adam kolumu salladıkça kolum iyice ileri geri gitmeye başlamıştı. Hem de acımadan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yıllardır onca doktor parası vermiş, bin türlü ilaç kullanmış, bu kireçlenmeden bir türlü kurtulamamıştım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Adam kolumu durmadan sallıyordu hala.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Peki 32 bin beşyüz.. Hadi 30 bin olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ben ise adama çaktırmadan bir yandan sessizce "Oh" çekiyor.. Bir yandan da pazarlığı uzattıkça uzatıyordum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Yahuu 27 bin beşyüz de mi etmez bu hayvan?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-20 bin dedik ya, uzatma...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ver 25 bini de al git şunu abi yoruldum valla be!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ve pazarlık bitti sevgili okurlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Pehlivanı 25 bine aldım sonunda. Belki çok para diyeceksiniz ama, aslında bedava sayılır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Çünkü o para ile hem bir koç sahibi oldum.. Hem de yıllardır çektiğim omuz kireçlenmesinden kurtuldum.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3H-vj34WxI/AAAAAAAADlY/B2_3zZ4cZgU/s1600-h/Kurban_tekin+aral_imza.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="48" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148175942098115346" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3H-vj34WxI/AAAAAAAADlY/B2_3zZ4cZgU/s200/Kurban_tekin+aral_imza.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 48px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 118px;" width="101" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: silver;"&gt;kaynak:FIRT- YIL:8, Sayı:393, tarih: 20 Eylül 1983&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-1630546270237282904?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1630546270237282904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1630546270237282904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/12/tekin-aral-kurban-bu-yl-kurban.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3IAAT34W0I/AAAAAAAADlw/6PawHVXBtAU/s72-c/Kurban_tekin+aral-FIRT%C3%A7a_BA%C5%9ELIK.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-289747128002268978</id><published>2007-12-25T05:56:00.002+02:00</published><updated>2009-04-10T20:55:45.999+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3CDOz34WrI/AAAAAAAADko/LGE9WBfXUpg/s1600-h/A7-+ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#666666;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#c0c0c0;"&gt;erhan tığlı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;MÜFTÜYE DUA EDENLER...&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;“Mudurnu müftüsü Osman Şener, geçen hafta Cuma namazında verdiği vaazda, kadınların elinin öpülmesinin yanlış olduğunu savunarak, dayının kızı, komşu teyze bile olsa nikâh düşer. Nikâh düşen kişinin elini öpemezsin. Kalbim temiz demekle olmaz bu iş, demiştir.”&lt;/span&gt; (Gazeteler)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Delikanlı birahanede içmekte, kara kara düşünmekteydi. Arkadaşları niye düşündüğünü sordular; “Arpacı kumrusu gibi ne düşünüp duruyorsun? Karadeniz’de gemilerin mi battı? Binin yarısı beş yüz, o da bizde yok. Sat anasını, aldırma!” diye teselli etmeye çalıştılar. Delikanlı içini çekti; “Ben düşünmeyeyim de kimler düşünsün. Bir kıza tutuldum. Onu deli gibi seviyorum” dedi.&lt;br /&gt;Çalı Şevket; “Bunda üzülecek ne var? Sevinsene. Keşke, herkes senin gibi sevse, âşık olabilse de dünya daha da güzelleşse. Sevmek gibi güzel bir şey var mı bu dünyada” dedi.&lt;br /&gt;“Seviyorum ama o beni sevmiyor. Bunun neresi güzel?” diye konuştu delikanlı.&lt;br /&gt;“Niye yüz vermiyor sana, neyin eksik? Gençsin, yakışıklısın.”&lt;br /&gt;“Bilmiyorum. Tipi değilim herhalde.”&lt;br /&gt;“Belki de zengin bir koca arıyordur hanımefendi.”&lt;br /&gt;“Sanki zenginler kapısında kuyruğa girmişler. Boş ver! Unutursun zamanla. Ondan daha güzelini bulursun da bu çektiğin acıya gülersin ilerde.” &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147757272981068434" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="167" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3CB9z34WpI/AAAAAAAADkY/fgj0V35sjHc/s200/%C3%B6yk%C3%BC+V%C4%B0NYETLER%C4%B0-1a.jpg" width="207" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Ben onsuz yaşayamam. Başkasında gözüm yok.”&lt;br /&gt;Tam bu sırada Buluş Şevki, elindeki gazeteyi göstererek yanlarına geldi:&lt;br /&gt;“Derdinin dermanı burada” diye güldü.&lt;br /&gt;“Sen benimle dalga mı geçiyorsun arkadaş?” diye başını salladı delikanlı.&lt;br /&gt;“Hayır, gayet ciddiyim.”&lt;br /&gt;“O gazetede dertlere derman bulan dert babası ya da Güzin Abla gibi biri var galiba.”&lt;br /&gt;“Hayır, dert babası değil, müftü bulacak bu arkadaşın derdinin dermanını.”&lt;br /&gt;“Müftü nasıl kurtaracak delikanlıyı, muska falan mı yazıverecek?”&lt;br /&gt;“Gazeteyi okuyun da öyle konuşun.”&lt;br /&gt;Gazeteyi elinden aldılar, okumaya başladılar: “Mudurnu müftüsü Osman Şener, geçen hafta Cuma namazında verdiği vaazda, kadınların elinin öpülmesinin yanlış olduğunu savunarak ‘Yok, öyle dayımın kızı elimi öptü, komşu teyzenin elini öptüm. Nikâh düşer, nikâh düşen kişinin elini öpemezsin... Bazıları diyor ki; benim kalbim temiz. Kalbin ne kadar temiz olabilir ki. Kalbin Hz. Peygamber’in kalbinden daha mı temizdi? Peygamberimiz hiç el öpmedi. Yanlış işler bunlar.’ Dedi.”&lt;br /&gt;Çalı Şevket, dudak bükerek konuştu:&lt;br /&gt;“İyi ama bunun delikanlının derdiyle ne ilgisi var yani?”&lt;br /&gt;Buluş Şevki göz kırptı:&lt;br /&gt;“Müftü, kadınların elini öpen erkeğe nikâh düşer demiş.”&lt;br /&gt;“Bence kadınların elini değil de başka yerini öpersen olur o iş!”&lt;br /&gt;Çalı Şevket’in bu sözüne herkes kahkahayla güldü.&lt;br /&gt;İçlerinden biri, “Çok merak ettim. Delikanlı müftünün yanına gidip hayır duasını mı alacak, kendisini okutup üfletecek mi, yoksa kızın aşkına karşılık vermesi için büyü mü yaptıracak?” diye sordu.&lt;br /&gt;“Kafanız çalışmıyor arkadaşlar” diye elini salladı Buluş Şevki. “Oralara kadar gitmesine gerek yok. Çözüm burada. Bu delikanlının sevdiği kızın ailesi çok dindardır. Hacı hoca takımına çok&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147756117634865794" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 136px; CURSOR: hand; HEIGHT: 172px" height="168" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3CA6j34WoI/AAAAAAAADkQ/LAf1d8AF_o8/s200/%C3%B6yk%C3%BC+V%C4%B0NYETLER%C4%B0-2aa.jpg" width="133" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; inanırlar. Bizimki kızın yanına yaklaşacak, bir fırsatını bulup elini öpecek. Onlar da kızlarını kendisiyle evlendirmek zorunda kalacaklar. İşte bu kadar!”&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bir süre sonra delikanlı gülerek birahaneden içeri girdi, herkese bira ısmarladı. Kendisine yol gösteren Buluş Şevki’ye sarıldı, “Dediğin oldu abi. Kızı bana vermeye razı oldular. İş garanti olsun diye sevgilimin elini bir kere değil birkaç kere öptüm. Yarın düğünümüz var, hepiniz davetlimsiniz” deyip Şevki’nin elini öpmek istedi ama Şevki hemen elini çekti, göz kırparak; “Aman koçum, müftü duymasın. Bir nikâh da ikimize kıymağa kalkar sonra! Bundan sonra el öperken dikkat et haa!” diyerek herkesi güldürdü.&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;Veli Sarsılmaz, kaynanasının dırdırlarında bıkmıştı. Her işe karışıyor, ben sizin yerinizde olsaydım şöyle yapardım, diye yol gösteriyor, bir yere gidecek olsalar nereye gidiyorsunuz, neye gidiyorsunuz diye hesap soruyor, gezmeye gidecek olsalar hemen peşlerine takılıyor, gittikleri yerde lafı kimseye bırakmıyordu. Tek istediği; kimse sözünden dışarı çıkmasın, herkes can kulağıyla kendisini dinlesin, sözünü kesmesin. Ama o kimseyi dinlemez, dinlese bile denilenlere aldırmazdı.&lt;br /&gt;Bütün bunlar yetmemiş gibi, geçenlerde karı koca banyo yapacak, yıkanacak oldu, hemen yüzünü buruşturdu; “Daha dün yıkanmadınız mı siz, insan bu kadar sık yıkanır durur mu? Bir şey değil, vücudunuz eskiyecek. Biraz nefsinize hâkim olun canım” diye laf çarpmıştı. Her ne kadar, karısı, “Anne, dün değil, üç gün önce yıkandık biz. Havalar sıcak olduğu için çabuk terliyor, kirleniyor insan” dese de, kaynanası söylenmeye devam etmişti:&lt;br /&gt;“Bizim zamanımızda insanlar haftada bir yıkanırlardı. Şimdikiler çekinmeseler her gün yıkanacaklar, suyun içinden çıkmayacaklar. Utanmak arlanmak kalmadı artık.”&lt;br /&gt;Veli beyle karısına böyle diyordu ama kendisi abdest alıyorum diye günde beş altı kere suları şakır şakır akıtıyor, çeşmeyi azıcık kısayım da israf olmasın, demiyordu...&lt;br /&gt;Kocası çoktan öldüğü için yanlarında kalıyordu kaynana. Televizyonda onun istediği programlar izlenirdi. Reklâmlarda kanal değiştirecek olsalar hemen, “Reklâmlar şimdi biter, çevirin gene aynı yere. Zaten televizyondan başka bir eğlencemiz yok, ona da turp sıkmayın” diye bağırmaya başlardı. Onu susturmak için dediğini yapmaktan başka bir çare yoktu. Geçenlerde milli maç vardı ama Veli Sarsılmaz kaynanasının yüzünden maçı seyredemedi, çünkü aynı saatte kaynanasının çok sevdiği bir dizi vardı...&lt;br /&gt;Veli bey bir arkadaşına dert yandı, kaynanasının eziyetlerinden söz etti, ondan nasıl kurtulacağını sordu, kendisinden yardım istedi. Arkadaşı biraz düşündükten sonra:&lt;br /&gt;“Tek çare kaynananı evlendirmek” dedi.&lt;br /&gt;“İyi ama nasıl olacak bu?”&lt;br /&gt;“Orası senin bileceğin iş dostum. Çevrende dul bir erkek yok mu?”&lt;br /&gt;“Komşu Ali Dayı da dul, hem de yaş olarak kaynanamın ayarında.”&lt;br /&gt;“Öyleyse daha ne duruyorsun? Hemen başgöz et onları.”&lt;br /&gt;“Bu kolay bir şey mi? Adama gidip de kaynanamı al mı diyeceğim yani?”&lt;br /&gt;“Bir oyun yap, Ali Dayıyı ikide birde eve yemeğe çağır, kaynananla konuşup anlaşmasını sağla. Gerisi kendiliğinden gelir.”&lt;br /&gt;Veli Sarsılmaz, bu işin altından yüzünün akıyla nasıl çıkacağını düşünerek evine geldi. Ya kaynanası, beni başınızdan atmak mı istiyorsunuz, sizden koca mı isteyen oldu, derse ne yapacaktı. Ali Dayı belki de kaynanasının huysuzluğunu duymuştur, onunla evlenmek istemez, yedirdiği yemekler boşa giderdi. Düşünceli bir tavırla gazetesini aldı, okumaya çalıştı ama başaramadı, aklı hep kaynanasıyla komşuyu nasıl evlendireceğindeydi. Gazetedeki müftü haberi kafasında şimşekler çaktırdı. “Buldum!” diye bağırarak dışarı çıktı, Ali Dayı evinde tek başına oturuyordu. Hemen onu yemeğe davet etti. Adamcağız hangi dağda kurt öldü der gibi Veli’nin yüzüne baktı. Veli Sarsılmaz, daha önce böyle bir şey düşünemediği için özür diledi. “Sen yalnızsın. Kaynanam da yalnızlıktan sıkılıyor. Yemekten sonra sohbet eder, yalnızlığınızı giderirsiniz” dedi. Ali Dayı daveti kabul etti. Veli, Ali Dayı’yı uyardı:&lt;br /&gt;“Kaynanam, elinin öpülmesinden çok hoşlanır, içeri girer girmez hemen elini öpmelisin.”&lt;br /&gt;“İyi ama bu işte bir terslik yok mu, benim bildiğim, çocuklar ya da küçükler büyüklerin elini öperler. Ben kaynanandan küçük değilim ki, büyüğüm. Asıl onun benim elimi öpmesi lazım.”&lt;br /&gt;“O senin dediğin eskidendi. Şimdi kibar erkekler kadınların elini öpüyorlar.”&lt;br /&gt;“Doğru galiba. Geçenlerde bir filmde gördüm.”&lt;br /&gt;“O filmi kaynanam da gördü, içini çekerek, ah ne olurdu, kibar bir erkek de benim elimi öpseydi, dedi.”&lt;br /&gt;Ali Dayı itiraz etmedi. Veli Sarsılmaz, hemen evlerine koştu, hatırlı bir misafir getireceğini, güzel yemekler yapmalarını söyledi.&lt;br /&gt;Bir süre sonra Ali Dayı evlerine geldi ve içeri girer girmez kaynananın elini öptü. Kaynana şaşırdı, “Bu ne demek oluyor böyle?” diye söylendi. Veli Sarsılmaz hemen gazetedeki haberi çıkardı, müftünün dediklerini okuyuverdi. “Demek ki Dayımız seni gözden geçiriyormuş. Elini öptüğüne göre, artık evlenmemiz gerekiyor” dedi. Ali Dayı yutkundu. Ne diyeceğini bilemedi.”Şey yani, yalnızlık Allaha mahsus, ne diyeyim?” diye kekeledi. Kaynana bir genç kız gibi kırıttı, “Koskoca müftü böyle dediğine göre, vardır bir hikmeti. Uyulmazsa günah olur. Ne yapalım? Şeriatın kestiği parmak acımaz” diye konuştu.&lt;br /&gt;Veli Sarsılmaz sevinçle ellerini yukarı kaldırdı, müftü efendiye dua etti. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147757895751326370" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3CCiD34WqI/AAAAAAAADkg/rquLgv4ufyE/s320/%C3%B6yk%C3%BC+V%C4%B0NYETLER%C4%B0-2a.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;İstenen olmuş, Kaynana, Ali Dayıyla evlenerek onun yanına taşınmıştı. Veli Sarsılmaz ağzı kulaklarında çarşıya çıktı. Onun bu halini gören arkadaşı, “Bu kadar sevinçli olduğuna göre, dediğimi yaptın, kaynananı evlendirdin galiba. Söyle, nasıl oldu bu iş?” diye sordu. Veli bey olup biteni arkadaşına anlattı. “O haberi veren gazete yanında mı?” diye sordu arkadaşı. “Evet, yanımda” dedi Veli. “Hayrola, ne yapacaksın?” diyerek gazeteyi verdi. Arkadaşı, “Sonra söylerim. İşim acele” diyerek eve koştu. Baktı, tahmin ettiği gibi, sevdiği kız annesiyle, evlerine misafir gelmişti. Hemen yanlarına koştu, kızın elini öptü. Annesiyle sevdiği kızın annesi gülerek, “Oğlum, şaşırdın galiba. Kızın değil annesinin elini öpmeliydin” dediler. Delikanlı, “Hayır, şaşırmadım. Ne yaptığımın farkındayım” diyerek gazeteyi önlerine attı, “Okuyun şu haberi bakalım” dedi. Okudular ve başlarını salladılar, “Şu işe bak, artık sevdiği kızla evlenmek isteyen erkeklere gün doğdu” diye konuştular.&lt;br /&gt;Müftüye dua edenler arasına o da katıldı.&lt;br /&gt;Kim bilir, daha bizim bilmediğimiz kimlere yaramıştır bu vaaz. Sağ olasın müftü efendi. Çok kişinin hayır duasını aldın. El öpenlerin çok olsun!&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;......................... &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-289747128002268978?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/289747128002268978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/289747128002268978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/12/erhan-tilidan-yeni-bir-yk.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R3CB9z34WpI/AAAAAAAADkY/fgj0V35sjHc/s72-c/%C3%B6yk%C3%BC+V%C4%B0NYETLER%C4%B0-1a.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-1793229625812288584</id><published>2007-12-16T02:39:00.002+02:00</published><updated>2010-11-21T03:39:59.638+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NEDEN.?'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2R58z34V8I/AAAAAAAADes/-iCi3YmyF_4/s1600-h/NEDEN.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="167" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144370759987648450" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2R58z34V8I/AAAAAAAADes/-iCi3YmyF_4/s200/NEDEN.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="154" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;NEDEN.?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #993399;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Neden&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; her gördüğümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; insanlar birbirlerine sarılınca sağa-sola sallanırlar?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; öğrenciler ilköğretimin beşinci sınıfına kadar öğretmene 'öğretmenim' diye seslenirken altıncı sınıfta bir anda 'hocam' diye seslenmeye başlarlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; sınavlarda '4 yanlış bir doğruyu götürür' şeklinde bir uygulama ile öğrenciler cezalandırılırlar da '4 doğru bil, bir doğru da bizden' şeklinde bir kampanya başlatılıp zekâya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Neden&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan midir yoksa ondan tırstığımız için midir? &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; dükkânını kapatıp giden esnaf, kapıya, '10 dakika sonra dönücem' yazar, ne zaman gittiğini nasıl anlarız?&lt;br /&gt;Televizyona çıkan insanlar&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt; neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; kendilerini Türkiye'deki bütün insanların izlediğini sanırlar? Örn: Şu anda 70 milyon bizi izliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; gözlerinden öperim denir? İnsan vücudunda öpülecek daha uygunsuz bir yer var mıdır? Kimse kimseyi gözünden öpmüş müdür?&lt;br /&gt;Düğünlerde &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;neden &lt;/span&gt;'Dom Dom Kurşunu'&lt;/strong&gt; türküsü ile göbek atılmaktadır.? &lt;strong&gt;'Bir avcı vurdu beni, bin avcı beni yedi' &lt;/strong&gt;gibi sözler eşliğinde kendinden geçen başka milletler var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bazı kızlarımız şirin bir hayvancağız gördüklerinde 'inanmıyorum!' derler?. inanılmayacak olan nedir?&lt;br /&gt;Cumartesi ve Pazartesi'nin &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;neden &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;kendi isimleri yoktur?&lt;br /&gt;Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde 'en kısa mesafe' &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; 'indi-bindi' olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mı binilir? Bunda bir terslik yok mudur?&lt;br /&gt;Bilgisayarda bir programı kurarken &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;'kabul ediyorum'&lt;/strong&gt; ya da &lt;strong&gt;'kabul etmiyorum'&lt;/strong&gt; seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp bir bilgisayar programı satın aldık&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2R5gD34V7I/AAAAAAAADek/ln1y5BwzEn8/s1600-h/develer.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144370266066409394" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2R5gD34V7I/AAAAAAAADek/ln1y5BwzEn8/s200/develer.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;tan sonra &lt;strong&gt;'kabul etmiyorum'&lt;/strong&gt; seçeneğini işaretleyen bir takım saf kişiler mevcut mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulmacalarda boru sesinin karşılığı &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; hep 'ti’dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç 'ti' diye ses çıkaran boru görmüşler midir?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;Neden...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; ,Ipana 7 reklamındaki kıza, &lt;strong&gt;'Ne zamandan beri Ipana 7 kullanıyorsun?'&lt;/strong&gt; diye soran Doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün olduğunu ve reklamdan sadece birkaç gün önce piyasaya çıktığını bilmemekte midir?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; futbol takımı olan Ajax 'Ayaks' diye okunur da; temizlik ürünü Ajax, 'Ajaks' diye okunur?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;Neden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; ilanlarda 'Doktordan temiz araba' diye yazılır? Hipokrat yemininde 'Arabamı temiz kullanacağım' şeklinde bir madde mi vardır?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gönderen:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color: #cc33cc; font-size: 130%;"&gt;&lt;strong&gt;Amelie Meli&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;14.Ara.2007 10:51&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-1793229625812288584?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1793229625812288584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1793229625812288584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/12/neden.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2R58z34V8I/AAAAAAAADes/-iCi3YmyF_4/s72-c/NEDEN.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4305529562355300411</id><published>2007-12-14T21:49:00.001+02:00</published><updated>2010-07-28T23:50:12.534+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sezen Aksu öyküsü &quot;İÇİMİZDEN BİRİ&quot;'/><title type='text'>*Sezen AKSU'dan bir mizah öyküsü*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2Lkgz34VtI/AAAAAAAADc0/bqs5a3I73lQ/s1600-h/sezen+aksu.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143924976742061778" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2Lkgz34VtI/AAAAAAAADc0/bqs5a3I73lQ/s400/sezen+aksu.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc33cc; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;, Courier, monospace; font-size: 180%;"&gt;İÇİMİZDEN BİRİ...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaşantım boyunca tanıdığım ve anlatmaya değer arkadaşlarımdan biri de sokakta her görd&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2LiCz34VqI/AAAAAAAADcc/dfonuXrQvZU/s1600-h/sezen+aksu-----.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143922262322730658" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2LiCz34VqI/AAAAAAAADcc/dfonuXrQvZU/s320/sezen+aksu-----.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;üğü genç için,&lt;br /&gt;"Şu ileride duran delikanlıyı gördün mü? Bana o biçim kesik atıyor diyen mahalle arkadaşım Dilber'dir.&lt;br /&gt;Genç kızlık devremin büyük bir bölümünü onunla geçirdim diyebilirim. Benden bir hayli büyük olmasına, kafa yapımızın da uyuşmamasına rağmen yine de iyi arkadaştık. Anlaşmamızın nedenini biraz da onun kişiliğindeki ilginçliğe bağlıyorum. Hiç şüphesiz beni çeken şey, onu daha iyi tanıma arzusuydu.&lt;br /&gt;En belirgin özelliği sokakta, çarşıda, okulda mutlaka kendisine bakacak birilerini bulup, sonra da bundan hiç hoşnut olmamış bir yüz ifadesi ile.&lt;br /&gt;-Gördün mü? Burada da beni buldular. Ayol bu bakışlardan ne zaman kurtulabileceğim diye vıdı vıdı yaparak gününü zehir etmesiydi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2LivD34VrI/AAAAAAAADck/eJLmgfLgxWw/s1600-h/sinemasalonu-2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143923022531942066" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2LivD34VrI/AAAAAAAADck/eJLmgfLgxWw/s200/sinemasalonu-2.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/a&gt;Hiç unutmam, bir gün birlikte sinemaya gitmeyi kararlaştırdık. Ben sözleştiğimiz saatte evine gittim. Kapıyı annesi açtı.&lt;br /&gt;-Aman kızım, iyi ki geldin. Bizimki odasına sabahtan kapandı. Hala daha da orada. Ben çıkaramadım. Belki sen çıkarabilirsin, dedi.&lt;br /&gt;Hakikaten geldiğimi duyan Dilber odasından bir çıkış çıktı ki, küçük dilimi yutabilirdim..&lt;br /&gt;Parıl parıl parlayan gece kıyafeti ve takıp takıştırdığı aksesuarları ile adeta baloya gider gibi giyinmişti.&lt;br /&gt;-Ayol, bu ne hal? Alt tarafı sinemaya gidiyoruz. Gören de partiye falan davetliyiz zannedecek, demek istediysem de diyemedim. Çünkü Dilber'ciğim görüntüsünü o kadar doğal karşılıyordu ki.&lt;br /&gt;Sokağa çıktığımızda ben geç kalma korkusu ile koşarcasına yürümeye başladım. Bir ara bizimkinin yanımda olmadığını farkettim. Kafamı geriye çevirince de Dilber'in sanki Fenerbahçe'de turlamaya çıkmış gibi sağa, sola bakınarak geldiğini gördüm. Biryandan da.&lt;br /&gt;-Yine bakmaya başladılar. Hâlbuki öylecene çıkıvermiştim. Demek biraz süslenmeye kalksaydım hapı yutacaktım diye de homur homur söyleniyordu.&lt;br /&gt;En sonunda sinemaya geldik. Tabii film çoktan başlamıştı. Ben tam içeriye dalıyordum ki, bizim hatun:&lt;br /&gt;-Dünyada olmaz. Çıldırdın mı sen? Bu karanlıkta kim bizi farkedecek? Antrakta girelim diye tutturmaya başladı.&lt;br /&gt;-Yapma, eyleme. Olur mu hiç? desem de mümkûnatı yok. Bizim kız Nuh diyor, peygamber demiyor. Baktım olacak gibi değil. Beklemeye karar verdim. Neyse filmin ilk yarısı bittikten sonra Dilber önde ben arkada tıngır mıngır içeriye girdik. Tabii bütün kafalar bizim hatunun üzerine çevrildi. Bunu farkeden Dilber'in bir yürümesi vardı ki, görülmeye değer doğrusu. Kırk yıllık mankenler podyumda bu kadar rahat bu kadar güzel yürüyemezler.&lt;br /&gt;Hele ara sıra yaptığı ani dönüşlerle de olaya daha bir renk kattıktan sonra yerine yerl&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2Lj1j34VsI/AAAAAAAADcs/DC5ulKVA544/s1600-h/sinema+salonu.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143924233712719554" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2Lj1j34VsI/AAAAAAAADcs/DC5ulKVA544/s200/sinema+salonu.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;eşti.&lt;br /&gt;Film başlar başlamaz bizimki de dırlanmaya başladı.&lt;br /&gt;-İlerideki genci gördün mü?&lt;br /&gt;-Nasıl da bakıyor?&lt;br /&gt;-Ne saygısız şey. Keşke gelmeseydik.&lt;br /&gt;-Kalksak mı?&lt;br /&gt;Dikkatimi toparlayıp, filmi seyretmemin imkânı yok. En sonunda da baktım olacak gibi değil.&lt;br /&gt;-Yeter be şekerim. Koskoca sinemada tek kız sen misin? Niye hep sana bakıyorlar? dedim.&lt;br /&gt;Bunun üzerine bizimki makineli tüfek gibi: Vay efendim sen beni kıskanıyorsun, zaten tahmin etmiştim. Ummadığın taş baş yarar dememişler, diye atışa başladı. Yaptığım hatanın büyüklüğünü anlayan bendeniz lafı evirip, çevirip':&lt;br /&gt;-Yok şekerim, aslında öyle demek istememiştim. Çok güzel olduğundan istemesen de dikkati çekiyorsun. Sen yanlış anladın, dedim. Fakat bu sefer de;&lt;br /&gt;-Ah canım. Üzülmene ne gerek var? Güzel olmadığını ben de biliyorum. Bu sende sakın kompleks falan yapmasın. Güzellik Allah vergisidir. Her kula nasip olmaz. Ö&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2LggT34VpI/AAAAAAAADcU/R3Xzmgdx1mM/s1600-h/sezen+aksu_imza.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143920570105616018" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2LggT34VpI/AAAAAAAADcU/R3Xzmgdx1mM/s200/sezen+aksu_imza.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;nemli olan ruh güzelliğidir, gibilerinden uzun bir müddet konuşup, durdu.&lt;br /&gt;Eve geldiğimizde, kulaklarımın içinde ziller çalıyordu. Kendimi yatağın üzerine bıraktım. Bir daha da onunla sinemaya gitmek şöyle dursun, kapı dışarıya çıkmamaya karar verdimse de, bu kararım pek uzun sürmedi&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;-------------------&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff6600; font-size: 130%;"&gt;BİTTİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #999999; font-size: 85%;"&gt;kaynak:LAKLAK-1983. sayı:98&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143919921565554306" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2Lf6j34VoI/AAAAAAAADcM/9yNEwkfghE8/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4305529562355300411?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4305529562355300411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4305529562355300411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/12/sezen-aksudan-bir-mizah-yks.html' title='*Sezen AKSU&apos;dan bir mizah öyküsü*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R2Lkgz34VtI/AAAAAAAADc0/bqs5a3I73lQ/s72-c/sezen+aksu.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-7582576115388233024</id><published>2007-11-30T23:30:00.005+02:00</published><updated>2010-11-21T02:15:58.272+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='G.Melisa Çelik_öyküsü: HAYRA İLE GÜL'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i259.photobucket.com/albums/hh301/sevdakarcelik/CAGINOYKUCULERi_1992_melimdenbiroyk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cccccc; font-size: 78%;"&gt;G.Melisa Çelik_&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #6600cc;"&gt;&lt;span style="font-size: 180%;"&gt;&lt;span style="font-family: courier new;"&gt;HAYRA İLE GÜL&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünyamızdan çok uzakta Sekzan Sistemi'ndeki URUMÇİ Gezegeni'nde HAYRA adında bir çocuk vardı.&lt;br /&gt;Hayra'nın yaşadığı Urumçi Gezegeni; yeşili, mavisi bol bir yerdi.. Kırlarında çocuklar koşturur, doyasıya oynar, gülerler, denizlerinde yüzme yarışı yaparlardı... Hayra, tüm bunlardan çok zevk alırdı. Bir de bilimle uğraşmayı severdi. Son zamanlarda bir &lt;strong&gt;"uzay gemisi"&lt;/strong&gt; yapıyordu. Bu nedenle, her sabah erken kalkıp laboratuvarına gider, uzay gemisi için gerekli aygıtları sağlamaya çalışırdı. Hayra'nın bu çalışmasına, Gezegen Başkanı büyük bir destek veriyordu. Uzay gemisi bittiğinde görkemli bir tören yapılacaktı.&lt;br /&gt;Uzun süren çalışmalar sonunda gemi hizmete hazır duruma geldi. Kalabalık bir kitle önünde çok zevkli bir tören yapıldı. Geminin içindeki Hayra, havalanacağı saati sabırsızlıkla bekliyordu. Derken, geriye sayma işlemi başladı:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"On., dokuz., sekiz., yedi., altı., beş., dört., üç., iki., bir., vee..."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayra, artık göklerdeydi. Uzayda dolaşmak O'nu heyecanlandırıyordu. İnmek istediği gezegeni saptamak için haritasına baktı. Gözüne ilk ilişen gezegen &lt;strong&gt;DÜNYA&lt;/strong&gt; idi. Yani, biz insanların yaşadığı yerdi. Buraya doğru süratle yol alıyordu. Gittikçe uzaklarda kalan &lt;strong&gt;URUMÇİ&lt;/strong&gt;, bir bilye kadar küçük gözüküyordu.&lt;br /&gt;Yaklaşık iki ay sonra Hayra, dünyamıza geldi. Tesadüf bu ya, inişini &lt;strong&gt;İZMİR'e&lt;/strong&gt; gerçekleştirmişti. Şaşkındı.. Çevrede pek ağaç yoktu. Çimenler yeşil olma özelliğini yitirmiş, gökyüzü grimsi bir tona bürünmüştü.&lt;br /&gt;Az ileride bir çocuğu gördü. Yanına gitti, tanıştılar..&lt;br /&gt;Çocuğun adı &lt;strong&gt;GÜL&lt;/strong&gt;'dü. &lt;strong&gt;Hayra&lt;/strong&gt;, Dünya'nın doğal yapısının neden böyle bozulduğunu sordu...&lt;br /&gt;Gül üzülerek;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;— Bazı insanlar, doğayı bilinçsizce kullandılar, çevrelerine zarar verdiler. Gelecekteki çocukların zarar göreceklerini, bu duruma üzüleceklerini bilemediler. Bu yüzden de doğamız, eski güzelliğini kaybetti!.&lt;/strong&gt; dedi.&lt;br /&gt;Urumçi'nin göz kamaştıran güzelliğini özleyen &lt;strong&gt;Hayra&lt;/strong&gt;, yardım edebileceğini söyledi. Çok da üzülmüştü. Biraz düşündükten sonra Gül'e dedi ki:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;— İlk önce insanlara doğayı korumayı öğretmeliyiz. Çünkü onlar doğayı korudukça, doğa da onları koruyacaktır. Bilimsel araştırmalanm sonucunda bulduğum "&lt;span style="color: #000099;"&gt;iyimserlik iksiri&lt;/span&gt;"ni kullanarak bu hedefimize ulaşabiliriz. Ama öncelikle gezegenimden iksiri alıp gelmeliyim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gül, büyük bir umutla Hayra'yı uğurladı.&lt;br /&gt;Dört aylık bir beklemeden sonra Hayra çıkageldi. Elinde bir şişe vardı. İyimserlik iksiri, bu şişenin içindeydi:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;— İnsanların doğa sevgisini geliştirebilmek için bunu herkese içirmeliyiz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i259.photobucket.com/albums/hh301/sevdakarcelik/melimidusunurken_nisan1998_sevdakar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül, hemen harekete geçip arkadaşlarını topladı Onların yardımı ile suların içine "iyimserlik iksiri"nden koydular.&lt;br /&gt;Ertesi gün her yerin ne kadar güzel olacağını düşünmeye başladılar. Görevini tamamlayan Hayra, artık kendi gezegenine dönme vaktinin geldiğini bildirdi. Ama Dünyalı dostları O'nu hemen bırakamazlardı. Yarını beklemesini istediler.&lt;br /&gt;Gül ve arkadaşları kadar, geceyi gemisinde uyuyarak geçiren Hayra da heyecanlanıyor, sabırsızlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüm insanlar o sabah sevinçle uyandılar. Mutlulukla koşuyor, gülüyorlardı. Her taraf yemyeşildi. Gökyüzü masmaviydi...&lt;/strong&gt;Hayra'ya çok teşekkür ettiler. Ancak çok candan dostlara böylesine teşekkür edilebilirdi. İnsanlara güzel bir çevre sunan Hayra, dosttan da öteydi. Bu­rada kendileriyle kalmasını istediler.&lt;br /&gt;Hayra, üzülerek ayrılmak zorunda kaldı ve Urumçi'ye geri döndü.&lt;br /&gt;Dünya, çevresel sorunlarından kurtulmuş, gerçek güzelliğine kavuşmuştu. Bu güzel dekor içinde in­sanlar eskisinden daha sevimli gözüküyordu.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Gül, yatağından, korkunç bir &lt;strong&gt;klakson&lt;/strong&gt; gürültüsüyle uyandı, şaşkındı... Gördüklerinin bir &lt;strong&gt;RÜYA&lt;/strong&gt; ol­duğunu fark edince çok üzüldü.... Mırıldanarak yata­ğından doğrulurken, kendi kendine şunları söylüyordu:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;— Ah, keşke bazı rüyalar gerçek olsaydı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #993399; font-size: 130%;"&gt;Gül Melisa ÇELİK&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" height="81" src="http://i259.photobucket.com/albums/hh301/sevdakarcelik/KALEM-pluma.gif" width="40" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;Yahya K. Beyatlı Ortaokulu 1 E&lt;br /&gt;Bornova/ÎZMİR&lt;br /&gt;12 yasında&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/YAZIyazanADAM_hareketli_GiF.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #009900; font-size: 130%;"&gt;NOT-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;1992 yılında düzenlenen ÇEVRE VE İNSAN konulu "Çağın Öykücüleri" yarışmasında, bu öykü, yayımlanacak başarıda bulunmuştur.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.myflirtyspace.com/userpics/dividers/i113832989_66044.gif" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img alt="Photobucket" border="0" src="http://i259.photobucket.com/albums/hh301/sevdakarcelik/CAGINOYKUCULERi_o3Haziran1992_GUNAY.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" height="10" src="http://www.myflirtyspace.com/userpics/dividers/d1.gif" width="680" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-7582576115388233024?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7582576115388233024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/7582576115388233024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/dizi-yaz-pavli-6-blm-son.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2554962453056680845</id><published>2007-11-27T17:55:00.001+02:00</published><updated>2008-09-01T06:57:43.009+03:00</updated><title type='text'>***</title><content type='html'>***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2554962453056680845?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2554962453056680845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2554962453056680845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/dizi-yazpavli-5-blmn-devam.html' title='***'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2456670198488109262</id><published>2007-11-24T22:57:00.000+02:00</published><updated>2007-11-24T23:19:32.078+02:00</updated><title type='text'>mizah yazarımız ERHAN TIĞLI'dan yeni bir öykü</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iUq7zQrjI/AAAAAAAADCk/zX3RCslYGCo/s1600-h/A7-+ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136518840344161842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iUq7zQrjI/AAAAAAAADCk/zX3RCslYGCo/s400/A7-+ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;ÖĞRETMENİN SESİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Orta yaşlı adam, koltuğundaki evrak dosyasıyla resmi daireden içeri girdi. Yorgun olduğu belli oluyordu. “Her gün bu daireye gide gele usandım be!” diye söylendi. “İşim bir türlü olmuyor, yokuşa sürülüyor. Ne yapmalı bilmem ki? Bugün ne olacak bakalım!”&lt;br /&gt;Orada gördüğü bir sandalyeye oturup biraz dinlenmek istedi. Tam sandalyeye oturmak üzereydi ki, hizmetli koşarak geldi:&lt;br /&gt;“Dur bakalım” diye bağırdı. “O sandalyeye oturman için sana kim izin verdi?”&lt;br /&gt;Adam hayretle, “Bu sandalyeye oturmak için izin almak mı gerekir?” diye sordu.&lt;br /&gt;“Tabi ya, dedi hizmetli. Belki o sandalye başkasınındır. Adam bir sorar be!”&lt;br /&gt;Öğretmen etrafına bakındı, “Kime sorulacak?” dedi. &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iRurzQriI/AAAAAAAADCc/APq-H-X8gOY/s1600-h/%C3%96YK%C3%9C_V%C4%B0NYET_1+SEVDAKAR+%C3%87EL%C4%B0K.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136515606233787938" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iRurzQriI/AAAAAAAADCc/APq-H-X8gOY/s200/%C3%96YK%C3%9C_V%C4%B0NYET_1+SEVDAKAR+%C3%87EL%C4%B0K.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hizmetli diklendi, “Kime olacak, bana!” diye bağırdı. “Biz burada eşekbaşı mıyız?”&lt;br /&gt;“Yahu git kardeşim başımdan” dedi adam. “Zaten yorgunum. Bir de seninle uğraşamam. Ekşiyip durma!”&lt;br /&gt;“Ben senin nereden kardeşin oluyorum, vazife başında memura hakaret ha! Gösteririm ben sana. Ekşimek senin gibilerinin işidir.”&lt;br /&gt;“İlle de bir şey göstermek istiyorsan müdür beyin odasını göster.”&lt;br /&gt;“Ne yapacaksın müdür beyi?”&lt;br /&gt;“Bu da sorulur mu? Turşusunu kuracak değilim her halde!”&lt;br /&gt;Hizmetli gene sinirlendi, tehditle parmağını salladı:&lt;br /&gt;“Ağzını bozma, fena yaparım sonra. Müdür beyin odası şurası ama giremezsin” diyerek bir yeri işaret etti.&lt;br /&gt;“Niye giremezmişim?”&lt;br /&gt;“Yasak. Müdür beyin işi var. İçeriye kimseyi almamamı söyledi.”&lt;br /&gt;“Şu sandalyeye oturup işi bitinceye kadar bekleyeyim bari.”&lt;br /&gt;“Hayır. Orada oturamazsın. Hizmetlilere aittir o sandalye.”&lt;br /&gt;Adam çaresizlik içinde ellerini iki yana açtı:&lt;br /&gt;“İçeri girmemi engelliyorsun, burada beklememe karışıyorsun. Sen insanı deli edersin vallahi. Bu kadarı da olmaz yani.”&lt;br /&gt;“Fazla konuşma, alırım ifadeni. Müdür beyin işinin ne zaman biteceği belli olmaz. En iyisi, sen bugün git, yarın gel!”&lt;br /&gt;“Gide gele yol ettim burasını. Yeter artık be! Azmettim, işimi bitirmeden bir yere gitmeyeceğim. Var mı bir diyeceğin?”&lt;br /&gt;Hizmetli bıyık altından güldü:&lt;br /&gt;“Dur bakalım. Sen bu kafayla daha çok gider gelirsin” diye konuştu.&lt;br /&gt;Öğretmen eliyle para işareti yaptı:&lt;br /&gt;“Elimi azıcık oynatsam işim hemen olurdu değil mi?”&lt;br /&gt;Hizmetli yumruklarını sıktı:&lt;br /&gt;“Bana bak, çok ileri gittin sen, diye bağırdı. Bizi rüşvetle mi suçluyorsun?”&lt;br /&gt;“Kimseyi suçlamıyorum, dedi adam. Bu işler çoğu zaman böyle oluyor.”&lt;br /&gt;Hizmetli, adamın üzerine yürüdü, dövecekmiş gibi elini kaldırdı:&lt;br /&gt;“Suçluyorsun,” diye bağırdı.&lt;br /&gt;Onlar orada birbirleriyle çekişirlerken müdür yanlarına geldi, öfkeyle:&lt;br /&gt;“Ne oluyor burada?” diye bağırdı. “Bu ne gürültü böyle?”&lt;br /&gt;“Hadise çıkarıyor efendim, dedi hizmetli. İsterseniz polise teslim edelim.”&lt;br /&gt;“Hayır efendim, dedi adam. Suç kendisinde, vatandaşa güçlük çıkarıyor.”&lt;br /&gt;Müdür adamın sesini duyunca kendi kendine:&lt;br /&gt;“Ben bu sesi bir yerden tanıyorum ama nerden?” diye söylendi. “Ünlü birinin sesine benziyor. Açık vermeye gelmez. (Böyle dedikten sonra adama döndü) Tamam efendim, sinirlenmeyin. Hallederiz işini” diyerek onu içeriye aldı.(Hizmetliye döndü) “Beyefendinin elindeki dosyayı al, gerekli yerlere ilet. Hadi durma, yürü!” diye bağırdı.&lt;br /&gt;Hizmetli şaşırdı, “İyi ama efendim...” diye kekeledi.&lt;br /&gt;Müdür yüzünü buruşturarak ona eliyle gitmesini işaret etti:&lt;br /&gt;“Hadi, ne söylüyorsam onu yap. Fazla konuşma. Çabuk git gel!” dedi.&lt;br /&gt;Hizmetli boynunu bükerek, “Baş üstüne efendim” diyerek dışarı çıktı.&lt;br /&gt;Müdür, odasındaki koltuğu işaret etti:&lt;br /&gt;“Şöyle buyurun efendim, dedi. İşiniz tamamlanıncaya kadar burada oturup istirahat edin. Merak etmeyin. Çok beklemeyeceksiniz.”&lt;br /&gt;Adam teşekkür ederek koltuğa oturdu. Kendi kendine, “Müdür bana niye bu kadar ilgi gösteriyor acaba, hangi dağda kurt öldü?” diye mırıldandı.&lt;br /&gt;Müdür, adama sigara tuttu.&lt;br /&gt;“Teşekkür ederim. Kullanmıyorum.”&lt;br /&gt;Müdür, özür dileyen bir tavırla:&lt;br /&gt;“Sormam bile hata, dedi. Sigara sesinize zarar verir diye içmiyorsunuz değil mi?”&lt;br /&gt;“Böyle bir kaygım yok, dedi adam. Sağlığa zararlı diye içmiyorum.”&lt;br /&gt;Müdür, sigara paketini cebine koyarak, “Ne mutlu size! Ben bir türlü bırakamıyorum bu mereti” diye içini çekti.&lt;br /&gt;“İnsanın alışkanlıklarından sıyrılması zor tabi ama azmederseniz bırakırsınız. Azmin elinden bir şey kurtulmaz” dedi adam.&lt;br /&gt;Müdür yapmacık bir tavırla:&lt;br /&gt;“Nasılsınız, işleriniz nasıl gidiyor, yeni projeleriniz var mı?” diye sordu.&lt;br /&gt;Adam güldü, “Teşekkür ederim. İyi diyelim de iyi olalım. Siz nasılsınız?”&lt;br /&gt;Müdür içini çekti, “Teşekkür ederim. İyiyim ama sizin kadar değil.”&lt;br /&gt;“Yok canım, daha neler...”&lt;br /&gt;“Siz iyi olmayacaksınız da biz mi iyi olacağız?”&lt;br /&gt;Adam acı bir gülüşle, “Doğru! Sadece oynamak için zillerimiz eksik” diye konuştu.&lt;br /&gt;Müdür onun alaycı sözlerini duymazlıktan geldi.&lt;br /&gt;“İşiniz zevkli, kazancınız yerinde. Sizin yerinizde olmak isterdim doğrusu.”&lt;br /&gt;“İşim zevkli ama kazancım yerinde değil.”&lt;br /&gt;“Boşuna itiraz etmeyin. Bir de bana bakın. Akşama kadar dört duvar arasında çile dolduruyorum. Rahat yüzü gördüğüm yok.”&lt;br /&gt;“Eğer çile doldurmak buysa” diye dudak büktü adam.&lt;br /&gt;Müdür, adamın kulağına eğildi:&lt;br /&gt;“Çok hayranınız vardır değil mi?” diye sordu.&lt;br /&gt;“Üç beş hayranım vardır belki ama onlar da işleri bitince arayıp sormazlar.”&lt;br /&gt;“Aman efendim, çok alçakgönüllüsünüz.”&lt;br /&gt;“Alçak olmaktansa alçakgönüllü olmak iyidir.”&lt;br /&gt;O sırada hizmetli içeri girdi, elindeki dosyayı müdüre verdi. Müdür imzalayıp adama uzattı, “Buyurun. İşiniz tamam” dedi.&lt;br /&gt;Adam dosyayı alırken şaşkın bir tavırla:&lt;br /&gt;“Sahi mi?” Diye sordu. “Beni günlerce niye beklettiler öyleyse?”&lt;br /&gt;“Kusura bakmayın. Sizi tanıyamamışlardır, dedi müdür. İşiniz bittiğine göre, buyurun, bir şeyler içelim birlikte.&lt;br /&gt;“İşim acele, dedi adam. Başka zaman içeriz.”&lt;br /&gt;Müdür ayağa kalkarak adamın elini sıktı:&lt;br /&gt;“Öyleyse güle güle size. Bunu saymam. Gene beklerim. Muhakkak gelin ama.”&lt;br /&gt;Adam kapıya doğru yürürken, “Olur. Gelmeye çalışırım” diye konuştu.&lt;br /&gt;Müdür onu durdurdu:&lt;br /&gt;“Kusura bakmayın, dedi. Sesiniz bana yabancı gelmedi. Ses sanatçısı mıydınız?”&lt;br /&gt;Adam alayla güldü:&lt;br /&gt;“Yok canım. Nerde bizde o şans?”&lt;br /&gt;“O zaman muhakkak bir tiyatroda, televizyon dizisinde oynuyorsunuz.”&lt;br /&gt;“Yaptığım iş tiyatroya benziyor ama değil!”&lt;br /&gt;“Anladım! Televizyonda, sinemada seslendirme yapıyorsunuz.”&lt;br /&gt;“Sınıfta yapıyorum ben o seslendirmeyi.”&lt;br /&gt;“Efendim? Anlayamadım. Sakın sunucu falan olmayasınız?”&lt;br /&gt;“Evet, sunucu sayılırım bir bakıma. Her gün bir şeyler sunuyorum öğrencilerime. Daha hâlâ anlayamadınız mı? Öğretmenim ben, öğretmen!” &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iRCrzQrhI/AAAAAAAADCU/4SQuzmLJztU/s1600-h/%C3%96YK%C3%9C-V%C4%B0NYET-2+SEVDAKAR+CEL%C4%B0K.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136514850319543826" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iRCrzQrhI/AAAAAAAADCU/4SQuzmLJztU/s200/%C3%96YK%C3%9C-V%C4%B0NYET-2+SEVDAKAR+CEL%C4%B0K.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Hay Allah!” diye elini alnına vurdu müdür. Başını salladı, “Tamam. Şimdi aklıma geldi. Bize Türkçe dersine gelmiştiniz. Kusura bakmayın hocam, çok değişmişsiniz.”&lt;br /&gt;Adam içini çekti, sitemle müdürün yüzüne baktı:&lt;br /&gt;“Değişen ben değilim oğlum. Siz değişmişsiniz. Değişmeseydiniz öğretmeninizi bu kadar çabuk unutuvermezdiniz.”&lt;br /&gt;Müdür utanarak önüne baktı:&lt;br /&gt;“Güle güle” diye elinin uzattı. “Yine beklerim.”&lt;br /&gt;“Hoşça kalın, dedi öğretmen. Ben de sizi, sizleri bize beklerim.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;...........................&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;-BİTTİ-&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136514438002683394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iQqrzQrgI/AAAAAAAADCM/lj5M2bsqLyQ/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2456670198488109262?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2456670198488109262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2456670198488109262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/mizah-yazarmz-erhan-tilidan-yeni-bir-yk.html' title='mizah yazarımız ERHAN TIĞLI&apos;dan yeni bir öykü'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/R0iUq7zQrjI/AAAAAAAADCk/zX3RCslYGCo/s72-c/A7-+ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6351283523142251696</id><published>2007-11-24T22:34:00.001+02:00</published><updated>2008-09-01T07:06:45.373+03:00</updated><title type='text'>***</title><content type='html'>***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6351283523142251696?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6351283523142251696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6351283523142251696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/vahit-akann-kalemindenpavli-blm-5.html' title='***'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-248419458708017676</id><published>2007-11-21T15:43:00.001+02:00</published><updated>2008-09-01T06:55:27.361+03:00</updated><title type='text'>***</title><content type='html'>***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-248419458708017676?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/248419458708017676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/248419458708017676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/pavliblm-4-zurnada-perev-olmaz.html' title='***'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-5357878837990405468</id><published>2007-11-17T23:53:00.000+02:00</published><updated>2007-11-18T00:13:41.027+02:00</updated><title type='text'>*mizah yazarımız BURHAN GÖRKEN'in yeni öyküsü*</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz9lRrzQqfI/AAAAAAAAC6I/1bjbCoNG0fo/s1600-h/BURHAN-bant----.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133933454715562482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz9lRrzQqfI/AAAAAAAAC6I/1bjbCoNG0fo/s400/BURHAN-bant----.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“KADININ ADI YOK” &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;KADINLARIN ADI ÇOK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, herkesin duyacağı yüksek bir sesle;&lt;br /&gt;"-Benim çoraplarım nerde? " dedi.&lt;br /&gt;Bu sesi duymamak mümkün değildi. Odada bulunan herkes duymuş, ama üzerine almamıştı. Bunu söylerken doğrudan birine hitap edilmemiş, ortaya söylenmişti.&lt;br /&gt;Kime söylendiğini bilmeyen söz, &lt;strong&gt;kendini duvardan duvara vurup,&lt;/strong&gt; orta yere düşmüştü. Düştüğü yerde de kalmıştı. Kimse üzerine almamıştı.&lt;br /&gt;Adam karısına bakarak;&lt;br /&gt;“- Hadi buyur, yine söylediğimiz ortada kaldı. “ diye söylendi.&lt;br /&gt;Kadın, yumuşak bir ses tonuyla karşılık verdi:&lt;br /&gt;“- Benim adım yok mu Vedat?”&lt;br /&gt;“- E, var!.”&lt;br /&gt;“-O halde niye adımı söylemiyorsun Vedat?”&lt;br /&gt;“-......”&lt;br /&gt;Adam önce, göz ucuyla; köşede oturup tesbih çeken yaşlı babasına, sonra da karısına baktı.&lt;br /&gt;Kadına &lt;strong&gt;hak verdi,&lt;/strong&gt; ama &lt;strong&gt;renk vermedi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Babasının yanında karısına adı ile hitap edemezdi.&lt;br /&gt;Büyüklerinden böyle görmüş, böyle yaşamıştı. Bunun aksini yaparsa yüzü kızarır, renkten&lt;br /&gt;renge girerdi.&lt;br /&gt;. . .&lt;br /&gt;“- Adımı söylemezsen söylediğin söz ortada kalır Vedat.!.”&lt;br /&gt;Kadın çorapları almak için arka odaya gitti.&lt;br /&gt;Söylenmeye devam ediyordu:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;“-Sen bir kez olsun SEVDA dedin mi bana Vedat? Hani SEVDA deme özürlü olsan anlardım. Başka Sevdalara Sevda diyorsun, ama kendi Sevda'na.?. Bana hiç Sevda dedin mi Vedat.?. Demedin Vedat!.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;. . . &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133933755363273218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz9ljLzQqgI/AAAAAAAAC6Q/VSZWsoF5mKw/s400/kad%C4%B1nlar%C4%B1m%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt;Kadın haklıydı.&lt;br /&gt;Ortalığı toplamak kadının göreviydi. Ama ortaya söylenen sözleri de toplayacak değildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadının adı yok , Kadınların adı çoktu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Kaşık düşmanı'ydı.&lt;/strong&gt; Ama kaşıklar en çok onu severdi. Hatta her kaşık, yanına bir de çatal&lt;br /&gt;alarak, her yemekten &lt;strong&gt;önce&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;sonra&lt;/strong&gt; kadının önüne gelirdi. Kirli de olsa, temiz de olsa kadının&lt;br /&gt;elinden geçerdi.&lt;br /&gt;Yani kaşıklara düşmanlığı yoktu.&lt;br /&gt;Kaşıkların da ona düşmanlığı yoktu.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Üstüne üstlük, bir de; &lt;strong&gt;'Bizim Köroğlu'&lt;/strong&gt; ydu...&lt;br /&gt;Aslında bunu anlamak hiç akıl kârı değildi. Kadın kadın olduğu halde, nasıl oluyor da 'Bizim Köroğlu' oluyordu.?.&lt;br /&gt;Kadından "Köroğlu" olurmuydu.?&lt;br /&gt;Neden “bizim körkızı” değil de 'Bizim Köroğlu' oluyordu.?&lt;br /&gt;'Ali'nin kızı, Veli'nin kızı', 'Selami'nin kızı’ydı. Kendi adı ile değil, babasının adı kullanılarak hitap edilirdi.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadının adı yok, Kadınların adı çoktu.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;................................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133932664441580002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz9kjrzQqeI/AAAAAAAAC6A/GqF5ymLZRy8/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONU+ANONSU.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-5357878837990405468?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/5357878837990405468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/5357878837990405468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/mizah-yazarmz-burhan-grkenin-yeni-yks.html' title='*mizah yazarımız BURHAN GÖRKEN&apos;in yeni öyküsü*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz9lRrzQqfI/AAAAAAAAC6I/1bjbCoNG0fo/s72-c/BURHAN-bant----.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-3231169405995704730</id><published>2007-11-17T00:17:00.003+02:00</published><updated>2009-04-10T21:08:54.947+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4Z-rzQqTI/AAAAAAAAC4o/iAs5lTKisVo/s1600-h/A7-+ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;erhan tığlı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;AŞKIN ÇARESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mahallemize yeni taşınmışlardı. 15 16 yaşlarında bir kızdı ama yürek yakmayı, erkeklerin kalplerini hoplatmayı iyi biliyordu. Aramızda onun yaşı kadar bir yaş farkı olduğu halde, gönlüme ferman dinletememiş, tutulmuştum bu komşu kızına. O da sanki bu tutkunluğumu anlamış da, beni kendisine daha tutkun etmek istercesine, kendisine çok yakışan renk renk giysiler giyiyor, güzelliğine güzellik katıyordu. Ona açılmak, aşkımı açıklamak istiyordum ama ya beni reddederse, maksadımı yanlış anlayıp babasına şikayet ederse ya da herkesin içinde azarlarsa diye düşünüyordum. Mahallede dürüst, namuslu bir genç olarak tanınıyordum. Bu durumda kimsenin yüzüne bakamaz, rezil olurum, yeri dibine girmem gerekir. Kendisine derdimi anlatamazsam da deli olurum. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakaldı yani...&lt;br /&gt;Cesaretimi kıran bir başka şey de, laf atan, peşine takılan birkaç genci azarlayıp yanından kovması, çekip gitmezlerse polis çağıracağını söylemesiydi. Düşlerimde polislerin arasında eli kelepçeli olarak görüyor, korkuyla uyanıyordum.&lt;br /&gt;Bir süre sonra artık dayanamadım. Ne olursa olsun deyip önüne geçtim, “Size bir şey söyleyebilir miyim?” diye sordum. Ya ne dediğimi anlayamadı ya da anladı da, işine gelmediği için, “Nee?” diye bağırdı. Böyle bir şey beklemediğim için şaşırdım, bocaladım, söylemek istediklerimin hiçbirini söyleyemedim. O,bir şey yokmuş gibi, kalbime basarcasına yürüdü gitti. Aylar ayları kovaladı, içimdeki duygular azalmadı, arttı yavruladı.&lt;br /&gt;Baktım bu böyle olmayacak, kendisine mektup yazmaya karar verdim. Verdim ama yaza boza, geceler boyu düşüne düşüne, orasını çizip burasını düzelte düzelte, bir sayfalık mektubu bir ayda zor bitirebildim. Bitirdim ama gel de ver şimdi. Ya almazsa, ya kızarsa ya alay edip gülerse derken bir ay daha geçti. Derken beklediğim an geldi. Merdivende karşılaştık. Hafifçe gülümsemesinden cesaret alarak mektubumu ceketinin cebine koyuverdim. Duygularımı belirttikten sonra şöyle bir şiir yazmıştım:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133568476984682786" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4ZVLzQqSI/AAAAAAAAC4g/5q6Jsq8L6fw/s320/A7-YARIMtonDESEN%2Btebe%C5%9FirFUZEN%C4%B0%2BG%C3%B6rselKalem-sevdakarcelik_16.11.2oo7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;“Irmak olup akıyorsun&lt;br /&gt;Gönlüme gül takıyorsun&lt;br /&gt;Gülümün dalında&lt;br /&gt;Bülbül gibi şakıyorsun&lt;br /&gt;Kırmızılar giyince&lt;br /&gt;Alev alev yakıyorsun&lt;br /&gt;Beyazlara bürününce&lt;br /&gt;Sanki melek oluyorsun&lt;br /&gt;Ne de güzel bakıyorsun&lt;br /&gt;Bakışlarınla mektup yazıyorsun&lt;br /&gt;Mektupta imza yerine&lt;br /&gt;Tatlı tatlı gülüyorsun”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;Bu şiirin altına da,&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;span style="color:#993399;"&gt;“Seni düşünüyorum gündüz gece/ Ne olur bul aşkıma çare/ Çözülsün bu bilmece”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; sözlerini ekledim.&lt;br /&gt;Aradan bir iki gün geçti. Balkonda oturuyor, merak ve heyecanla gelecek yanıtı bekliyordum. Birden önüme dörde katlanmış bir kağıt düştü. Baktım, ondan geliyor. İçimden dualar okuyarak kağıdı açtım, şu dizelerle karşılaştım: &lt;em&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;“Gel bir ateş yakalım/ Yanışına bakalım/ Düşünmekle baş olmaz/ Sarılalım yatalım.”   &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#c0c0c0;"&gt;....&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;Erhan Tığlı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133567944408738066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4Y2LzQqRI/AAAAAAAAC4Y/xgafSQh6lYw/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-3231169405995704730?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3231169405995704730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3231169405995704730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/erhan-tilidan-akli-mekli-ykler-1.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rz4ZVLzQqSI/AAAAAAAAC4g/5q6Jsq8L6fw/s72-c/A7-YARIMtonDESEN%2Btebe%C5%9FirFUZEN%C4%B0%2BG%C3%B6rselKalem-sevdakarcelik_16.11.2oo7.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-1974621803630997000</id><published>2007-11-11T03:31:00.001+02:00</published><updated>2008-09-01T06:53:25.357+03:00</updated><title type='text'>***</title><content type='html'>***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-1974621803630997000?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1974621803630997000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1974621803630997000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/blm-3-ve-ergene-fotoraflar-vahit-aka.html' title='***'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4667558848961429763</id><published>2007-11-04T04:30:00.002+02:00</published><updated>2008-09-01T06:52:21.628+03:00</updated><title type='text'>***</title><content type='html'>***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4667558848961429763?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4667558848961429763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4667558848961429763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/vahit-akann-kaleminden-pavli-blm-2.html' title='***'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4747741438738047140</id><published>2007-11-02T06:30:00.000+02:00</published><updated>2007-11-02T06:42:43.111+02:00</updated><title type='text'>*Vahit AKÇA yazıyor...*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqqoLvY_oI/AAAAAAAACkE/ne6DokzcjAc/s1600-h/A2-VAH%C4%B0T+AK%C3%87A-bant-.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128098733037780610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqqoLvY_oI/AAAAAAAACkE/ne6DokzcjAc/s320/A2-VAH%C4%B0T+AK%C3%87A-bant-.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BU IS YERINDE GREV VAR!”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;HAYDI DAYANISMAYA..!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqpL7vY_lI/AAAAAAAACjw/GDDomNBxoUs/s1600-h/vahit-grev2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128097148194848338" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqpL7vY_lI/AAAAAAAACjw/GDDomNBxoUs/s200/vahit-grev2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Novamed fabrikasında çalışan kadın işçilerin, işyerindeki çalışma koşullarının düzeltilmesi ve örgütlenme haklarının kabul edilmesi için 26 Eylül 2006'dan beri sürdürdükleri grev bir yılı aştı... Novamed isçileri ile patronun 30 Ekim'de masaya oturacağı su günlerde, özelleştirmenin, ücretlerin düşürülmesi, sendikal örgütlülüğü zayıflatma, sendikasızlaştırmaya ve sermaye kârına kâr katma uygulamalarına karşı yeni bir Grev dalgası yurdu sarıyor: Türktelekom Grevi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz PTT’yi, telgrafçı HAMDI BEY’lerin ruhundan teslim aldık....&lt;br /&gt;Biz bağımsızlık sevdalılarıyız, vatan topraklarımıza canımızı verecek kadar aşığız. Emperyalist güçlerin baskılarına boyun eğmez, sinsi oyunlarına düşmeyiz. Biz halkız.&lt;br /&gt;Bizler dağ ve direk tepelerinde donarak, yer altında lağım sularının içinde, gece ve gündüz demeden çalıştık. Bizler telefona müracaat eden vatandşsın telefon almaya ömrünün yetmeyeceği bekleme sürecini bir güne indirdik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle diyor grev gözcüsü Bayram.. Uğradıkları haksızlıklara ve hainlikle suçlamalara karşın, başı dik eylemlerinin haklılığını savunuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberleşme, hayatımızın bir parçası.. Telekom grevi, ağacın kökleri ve dallarıyla hayata bağlanması gibi tüm hayatı etkiliyor.. Cep telefonlundan, hastanelere, kredi kartlarından, alışveriş merkezlerine, bankalar, haber merkezleri, internet altyapısı, tüm devlet daireleri ve kurumlar, illerarası ve yurtdışı iletişimini de etkileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grev sırasında yaşanan olumsuzluklar da, haklı bir eylemi haksızlığa uğratma çabası içinde.. Greve destek sağlama izlenimi yaratan, internet bağlantılarını sağlayan kabloların kesilmesi, grevdeki insanları hainlik suçlamasıyla karşı karşıya bırakıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy’den bir grup Karikatürcüler Derneği üyesi karikatürcü (Canol Kocagöz, Mustafa Bilgin, Kamil Yavuz, Vahit Akça) olarak, destek ziyaretlerine gittiğimiz Telekom’un Acıbadem’deki merkezinde bir grev gözcüsü kabloların kesilmesi olayına; “Biz böyle bir şeyi nasıl yapabiliriz, kendi grevimizi sabote edebilir miyiz?” diye karşı çıkıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir başkası: “Turktelekom uzantılı mailler kesilmiş, bazı siteler kapatılmış, hastalanan arkadaşlarımıza hasta kağıdı imzalatılmıyor.. Bunlardan haberiniz var mı?” diye soruyor.. “Bizi hainlikle suçlayanlar, asıl bunların hainlik olduğunun farkında değiller mi? kişilerin haberleşme özgürlüğü, hastaneye gitme özgürlüğü var.. Bunların annesi, kardeşleri, akrabası çocukları var...! Ayıptır!” diyor..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqqZLvY_nI/AAAAAAAACj8/Bdekb-1Q8VM/s1600-h/vahit-grev1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128098475339742834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqqZLvY_nI/AAAAAAAACj8/Bdekb-1Q8VM/s200/vahit-grev1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir başkası:&lt;br /&gt;-“Emperyalist güçlerin parçala yönet parolası ile kurumumuzdaki personeli dörde bölerek yönetenler, 30.000 ile 80.000$ alırken, maaş artısına %4 önerilen bizler, bir taraftan da bazı sosyal haklarımızı kısarak, reelde %20’ye yakın maaşı geriye düşecek olan üyelerin de sonuna kadar yanında olmaya çalışıyoruz..” diyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arkadaş da, yaşadıkları bir detayı bize karikatürize ediyor:&lt;br /&gt;-“gelen arıza ihbarları karşısında ne yapıyorsunuz?”&lt;br /&gt;- “gelen arızaları not alıyoruz. arızalara bakmıyoruz ama kayda "arıza giderildi" diye giriyoruz...”&lt;br /&gt;-“bu, eylem bittiğinde size biraz fazla yük getirecek anlaşılan?! ”&lt;br /&gt;-“valla öyle.!. sonunda bu grev bittikten sonra, biriken bütün arızaların hepsine birden bakmak zorunda kalan da yine bizler olacağız..” diyerek gülümsüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Yapılan sabotajlar, yetmiyormuş gibi üstüne üstlük geçenlerde binanın bahçesinden rulo halindeki kablolar çalındı.!” Diyor bir diğeri...&lt;br /&gt;-“Çingeneler ..” diye devam ediyor.. “Bunun eylemi baltalama girişimleriyle bir ilgisi yok. satıp para kazanmak için...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifli sohbet sürüyor, çaylar gelip gidiyor, arada kahkahalar arasında onlar da biz de moral buluyoruz.. Ayrılmadan önce uzattıkları ziyaretçi defterine karikatür olarak düşüncelerimizi yazıyoruz.. Sergi umudumuzu iletip ayrılıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının kaleme alındığında üçüncü haftasına girecek olan Turktelekom grevi; sabotajlar, hainlik suçlamaları, mahrumiyetler altında, ama buna karşın yurt genelinde ve yurt dışındaki sendikalar ve çeşitli kuruluşlardan gelen güçlü desteklerle birlikte kademe kademe ama kararlı bir bicimde sürüyor..&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#339999;"&gt;Vahit AKÇA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4747741438738047140?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4747741438738047140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4747741438738047140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/11/vahit-aka-yazyor.html' title='*Vahit AKÇA yazıyor...*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RyqqoLvY_oI/AAAAAAAACkE/ne6DokzcjAc/s72-c/A2-VAH%C4%B0T+AK%C3%87A-bant-.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-9004240668655338989</id><published>2007-10-22T04:23:00.003+03:00</published><updated>2009-04-10T21:13:40.216+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;erhan tığlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rxv-H1QFb5I/AAAAAAAACXk/AMr_Bdvdgqs/s1600-h/ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;ŞEYTANIN OYUNU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123968926967230370" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="133" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rxv-l1QFb6I/AAAAAAAACXs/cQhNfYfl1YE/s200/KAHKAHA+atan+ADAM-600X72k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-1--+.Sevdakar+CeliK.jpg" width="110" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Köyümüzde &lt;strong&gt;Şeytan Aziz&lt;/strong&gt; diye anılan kurnaz bir kişi vardı. Kendisi için, &lt;strong&gt;“ Allah’ın cebinden peygamberini çalar, şeytanı sulu dereye götürür de susuz getirir”&lt;/strong&gt; derlerdi. Soyadı gibi melek olan Ali beye &lt;strong&gt;, “Sen melek değil keleksin”&lt;/strong&gt; diye takılır, onu kızdırır dururdu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günlerden bir gün &lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Melek Ali,&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; kahveye damladı. Ağzı beş karıştı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Bugün beni kimse kızdıramaz, diye konuştu. Çok mutluyum. Beklediğim para geldi. Herkes yalan sanıyordu ama bak doğru çıktı."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;“Yalan. Ağzımızı kapamak istiyorsun”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; diyenlere içi para dolu cüzdanını gösterdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konu yalandan açıldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Melek Ali, “&lt;strong&gt;Kim bana inandırıcı bir yalan söylerse, ona yüz lira vereceğim”&lt;/strong&gt; diye bağırdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkes bir şeyler söyledi ama inandıramadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Melek&lt;/strong&gt; gülerek bir köşede kara kara düşünen &lt;strong&gt;Şeytan Aziz’in&lt;/strong&gt; yanına yaklaştı, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Gene ne şeytanlıklar düşünüyorsun? Diye sordu. Bak, fırsat ayağına geldi. Sende yalan çoktur. Bana inandırıcı bir yalan söyle de para senin olsun, yabancıya gitmesin.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şeytan Aziz derin bir ah çekti: &lt;strong&gt;“Senin hiçbir şeyden haberin yok, gülüp oynuyorsun ama benim anam öldü, mezara gömecek param yok, onu düşünüyorum”&lt;/strong&gt; diye ağlamaklı bir sesle konuştu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Melek Ali üzüldü, &lt;span style="color:#000066;"&gt;“Kusura bakma, dedi. Başın sağ olsun! Ben yüz lirayı nasıl olsa gözden çıkarmıştım. Sana vereyim de annenin ölüsünü kaldır.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Şeytan Aziz&lt;/strong&gt; onun ellerine sarıldı, “Teşekkür ederim canım kardeşim, dedi. Seni zamanında çok kızdırdım. Özür dilerim. Ama sen üzerime düşmedin. Bilmem bu iyiliğini nasıl ödeyeceğim, bu büyüklüğünün altından nasıl kalkacağım?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Melek Ali,&lt;/strong&gt; “Bana borcun falan yok. Arkadaşlar arasında olur böyle şeyler” dedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şeytan Aziz gitti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kahvedekiler oyuna daldılar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Melek Ali gazetesini okudu. Bir süre sonra da arkadaşının ne durumda olduğunu öğrenmek, onu teselli etmek için Şeytan Aziz’in evine uğradı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapıyı &lt;strong&gt;Aziz’in annesi&lt;/strong&gt; açtı. Melek şaşırdı, “Siz ölmemiş &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123967638477041522" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="126" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rxv9a1QFb3I/AAAAAAAACXU/biY3qcfPyeE/s200/KAHKAHA+atan+ADAM-600X72k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-1--+.Sevdakar+CeliK.jpg" width="129" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;miydiniz?” Diye bağırdı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadın, &lt;span style="color:#660000;"&gt;“Ne ölmesi? Sapasağlam ayaktayım. Benim ölüye benzer halim var mı?”&lt;/span&gt; dedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Melek Ali ona Aziz’in nerede olduğunu sordu. &lt;span style="color:#000066;"&gt;“Kim bilir hangi meyhanededir? Enayinin birini kandırdığını, kazandığı parayı yemeye gittiğini söylüyordu”&lt;/span&gt; yanıtını alınca doğru onun her zaman içtiği meyhaneye gitti, yakasına yapıştı: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;“Ulan! Ölümle şaka olur mu kepaze herif!” diye&lt;/strong&gt; bağırdı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şeytan Aziz pişkin bir tavırla güldü:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Sen inandırıcı bir yalan söyleyene yüz lira vermeyecek miydin? Ben söyledim, inandırdım işte. Yalanı nasıl söyleyeceğim seni ilgilendirmez” deyip kadehini &lt;strong&gt;Kelek Ali’nin&lt;/strong&gt; şerefine kaldırdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.................................&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123967032886652770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rxv83lQFb2I/AAAAAAAACXM/LWnYIH5aqaU/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-9004240668655338989?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/9004240668655338989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/9004240668655338989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/10/erhan-tilidan-yeni-bir-yk.html' title=''/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rxv-l1QFb6I/AAAAAAAACXs/cQhNfYfl1YE/s72-c/KAHKAHA+atan+ADAM-600X72k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-1--+.Sevdakar+CeliK.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6722312796181579292</id><published>2007-10-15T02:20:00.001+03:00</published><updated>2011-12-23T02:18:26.600+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Timmory_öyküsü: Pouig Adlı Pire'/><title type='text'>*Timmory'den bir öykü *</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKlYFQFbII/AAAAAAAACRc/rKqUFubNMa0/s1600-h/Timmory-mizah%C3%96yk%C3%BCs%C3%BC-BANT..sevdakarCelik.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121337559418760322" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKlYFQFbII/AAAAAAAACRc/rKqUFubNMa0/s400/Timmory-mizah%C3%96yk%C3%BCs%C3%BC-BANT..sevdakarCelik.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;Pouig Adlı Pire&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pouig adını taşıyan bu pire kuzeyin kutsal bir plajında dünyaya geldi. Kısa bir zamanda yetişkin olunca, taşranın orta halli bir böceği olarak kalmamak ve başkentte parazit geçinmek gibi partak bir mesleğe atılmak niyetinde olduğunu açığa vurdu.&lt;br /&gt;Sıçramayı öğrenir öğrenmez aşırı bir özgürlüğe kavuşmak, pireler arasında gelenek olduğundan Pouig'in annesi babası, onu bu isteğinden alıkoymadılar, bundan başka, Pouig onların yedi yüz kırk dokuzuncu çocuğuydu. O olmasa da kendilerine diğer bir sürü çocukları kalıyordu. Hoş, bu kalanlar için de tasa etmiyor1ardr ya. .&lt;br /&gt;Aile duygusu, çocukların artan sayısıyla ters orantılıdır. Okuyucularımın, üzerinde derin düşünmelerini sağlamak üzere bu temel kuralı aa ara söz olarak burada sunuyorum.&lt;br /&gt;işte böylece Pouig, yola Çıktı. Pireler için turizm problemi insanlarınkinden daha kolaydır. Bunu da âcizane belirtiyoruz. Gerçekten pireler, yol parası vermek ya da izin vesikası almak zorunda kalmadan serbestçe yer değiştlrebilirler.&lt;br /&gt;En yakın bir istasyona ulaşmak üzere bir köpeğin sırtına binmek ve oradan da bir otel arabacısının üzerine sıçramak Pouig için yetti gitti. Bir şeftren de onu Paris'e götürmeyi kendisine görev bildi. Hatta onu yolculuk süresince beslemek hatırsayarlığına kadar işi ileri götürdü.&lt;br /&gt;İstasyona varır varmaz, başka bir katarla kendisini yine geldiği yere götürür korkusuyla Pouig, elini çabuk tuttu ve garda gazete satan ak saçlı bir ihtiyarın üzerine yerteşti. Bu ağırbaşlı gazetecinin üstünde daha önce yerlemiş birçok arkadaşı bulunduğundan Pouig'in mutluluğu çok arttı.&lt;br /&gt;Adamcağız, yeni pansiyonerinin geldiğini fark eder gibi oldu:&lt;br /&gt;-"Sanıyorum ki..." dedi meslektaşlanndan birine, "pirelerim bir tane daha fazlalaştı."&lt;br /&gt;Ve gazetelerini satmak üzere kısık sesiyle bağırmasına devam etti.&lt;br /&gt;Pouig, ihtiyarın sertleşmiş derisini delmek için az çok zahmet çekti; karnı doyunca öteki pirelerle içten arkadaşlık bağları kurdu, onları, -biraz bayağı olmakla beraber- sevimli buldu; şu var ki daha zarif, daha şık arkadaşları olmasını istiyordu.&lt;br /&gt;Düşüncesine göre, onun yüksek sosyete çevresine girmesini sağlayacak kişi, üzerinde kalmakta olduğu bu zavallı adam değildi. Bu ihtiyarın devam ettiği yerler Croissant sokağı ile kaldırımlar ve birkaç koltuk meyhanesinden başka birşey değildi. Pouig bundan ayrılsa belki de daha az besleyici niteliği olan öteki gazetecilere gidecekti. Müşterilerin üzerine sıçraması ise mümkün olmuyordu, çünkü bunlar gazetelerini alırken ihtiyara fazla sokulmamaya dikkat ediyorlardı.&lt;br /&gt;Bir gün öğleden sonra, ihtiyar gazeteci çatı arasında dinlendiği sırada odanın havası birdenbire mis gibi bir koku ile doldu: İçeriye GENÇ BİR KADIN girmişti.&lt;br /&gt;İhtiyann ensesinde uyuklamakta olan Pouig, bu kadını daha iyi görmek üzere onun ak saçlarının çalılıkları arasına daldı. &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKkvVQFbGI/AAAAAAAACRM/7GA7ulFlcEY/s1600-h/%C3%B6yk%C3%BCler+i%C3%A7in+V%C4%B0NYET.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121336859339091042" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKkvVQFbGI/AAAAAAAACRM/7GA7ulFlcEY/s320/%C3%B6yk%C3%BCler+i%C3%A7in+V%C4%B0NYET.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Kimdir bu kadın? diye sordu arkadaşlarına.&lt;br /&gt;- Diane'dır, bizim ihtiyarın kızı...&lt;br /&gt;- Ne iş yapar?&lt;br /&gt;- Birçok serüvenden sonra zengin bir Brezilyalı ile evlendi. Şimdi onunla birlikte yüksek bir hayat yaşıyor.&lt;br /&gt;Gözleri kamaşan Pouig, bu güzel kadını seyre daldı.&lt;br /&gt;- işte ben bununla birlikte yaşayacağım! diye haykırdı.&lt;br /&gt;Yaşlı bir pire kendisini uyarmak istedi:&lt;br /&gt;- Sakın ha, dedi, bizim ihtiyar gazeteci emniyetli bir kişidir. Diane ise bilmediğimiz, tanımadığmız bir kadındır.&lt;br /&gt;Kendini tehlikeye sokarsın. Hem bu yosmanın, bizim için korkunç sayılacak kötü bir huyu vardır.&lt;br /&gt;- Nedir o kötü huyu?&lt;br /&gt;- Sık sık yıkanır.&lt;br /&gt;Fakat Pouig, Paris kasırgasının içine girmeye can atıyordu. Bu hevesine karrşı duramadı: Diane'nin babasına yaptığı ziyaret bitince, onu kucakladığı andan faydalanarak korsajının oyuntularından biri arasına giriverdi.&lt;br /&gt;Diane, büyük bir lokantada kocasını bulmak üzere giderken o da zevkle bulunduğu yere iyice yerteşti.&lt;br /&gt;Ve Pouig hayatında ilk defa olarak müzikli bir akşam yemeği yedi.&lt;br /&gt;Yemekten sonra Diane, piresi ve Brezilyalı ile birtikte eve döndü.&lt;br /&gt;Pouig, Brezilyalının da etinden tatmak istemişti, ama yabancı etinin meşin gibi olacağına hükmetti. Artık titiz olmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;Pouig o gece yorgunluktan bitkin bir halde uyuduğu zaman hiçbir pireye kısmet olmayan en güzel rüyaları gördü.&lt;br /&gt;Diane, piresinin can yakıcı okşamalarına katlanmıştı. Kaşınmaya cesaret edemiyordu, çünkü, bu bayağı hareketin kocasının hoşuna gitmeyeceğinden korkuyordu. Sabahleyin kocası evden çıktıktan sonra Diane, hemen zile basarak oda hizmetçisini çağırdı ve ona banyoyu hazırlamasını söyledi.&lt;br /&gt;Pouig hiç aldırış etmiyordu. Fakat birden su baskınına uğradı. iki saniye sonra da cesedi su üzerinde yüzüyordu...&lt;br /&gt;Onu gören zalim kadın:&lt;br /&gt;- Pis hayvan, işte, boğuldu! diye haykırdı.&lt;br /&gt;Pirenin ölüsü başında çekilen nutuk da bundan ibaret oldu.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Pouig, böylece vaktinden önce göçtü, gitti.&lt;br /&gt;İşte ihtiras ve lüks eğilimi pireleri olduğu gibi insanları da yokeder.&lt;br /&gt;...Bu öyküden alınacak ahlak dersi bu olacaktır:&lt;br /&gt;Eğer bu ders hoşunuza gitmediyse başka bir ders çıkarmak üzere size izin veriyorum.&lt;br /&gt;Ben öyküme, size tilozofça düşüncelere dalma imkânını verecek şekilde yön verdim; herhalde beni, çıkardığım sonucu değiştirmek ve fazla bir çaba harcamak zorunda bırakmak istemezsiniz. Bugün yeteri kadar çalışmış bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;..................&lt;/span&gt; &lt;b&gt;&lt;span style="color: #6633ff; font-size: 130%;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: silver;"&gt;çeviri: Nuri Can&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKlDlQFbHI/AAAAAAAACRU/LxDfJuLR9nU/s1600-h/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121337207231442034" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKlDlQFbHI/AAAAAAAACRU/LxDfJuLR9nU/s400/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu+600x72.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6722312796181579292?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6722312796181579292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6722312796181579292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/10/timmoryden-bir-yk.html' title='*Timmory&apos;den bir öykü *'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKlYFQFbII/AAAAAAAACRc/rKqUFubNMa0/s72-c/Timmory-mizah%C3%96yk%C3%BCs%C3%BC-BANT..sevdakarCelik.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6579948449641478064</id><published>2007-10-15T02:10:00.000+03:00</published><updated>2007-10-15T02:20:01.335+03:00</updated><title type='text'>*yazarımız Ali KOÇ'un kaleminden...*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKjy1QFbFI/AAAAAAAACRE/KDWwZk1BAZA/s1600-h/1b-Ali+KO%C3%87--bant-.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121335819957005394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKjy1QFbFI/AAAAAAAACRE/KDWwZk1BAZA/s320/1b-Ali+KO%C3%87--bant-.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;TOPRAK BAŞINA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Köyün birinde Musa, hanımı Yeto bir de kızları Fade varmış. Bunlar mutlu bir şekilde geçinip gidiyorlarmış.&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman; derken, aradan yıllar geçmiş.&lt;br /&gt;Musa ve Yeto’nun kızları Fade yetişkin çağına gelmiş. Heyhat ki, ailenin huzurlu ve güzel günleri birden bozulmaya başlamış.&lt;br /&gt;Fade evin artık yetişkin kızı olunca, evin her işini görür, baba ve anasına hizmette kusur etmezmiş.&lt;br /&gt;Her ne olduysa, kızcağız ergenlik çağına gelince olmuş.&lt;br /&gt;Fade evlerinin önündeki köy çeşmesine su almaya gidince birden bir kuş çeşmenin başına gelip konuyormuş. Fade su doldururken kuş dile geliyormuş; &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKjYVQFbEI/AAAAAAAACQ8/EUaM4pIiHic/s1600-h/%C3%B6yk%C3%BCl-+V%C4%B0NYET-k%C3%B6yl%C3%BC+k%C4%B1z%C4%B1-+SEVDAKAR-1998.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121335364690472002" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKjYVQFbEI/AAAAAAAACQ8/EUaM4pIiHic/s320/%C3%B6yk%C3%BCl-+V%C4%B0NYET-k%C3%B6yl%C3%BC+k%C4%B1z%C4%B1-+SEVDAKAR-1998.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“-Toprak başına, toprak başına; herkes kocaya gitti, sen ne zaman kocaya gidecen?” deyip uçup gidiyormuş.&lt;br /&gt;Kızcağız bu sözlere üzülüp ağlıyormuş, günden güne eriyip bitiyormuş. Babası ve anası da kızlarının bu haline çok üzülüyorlarmış;&lt;br /&gt;“-Acaba bizim kızın ne derdi var ki böyle günden güne eriyip bitiyor?” diye kara kara düşünmeden edemiyorlarmış.&lt;br /&gt;Günlerden bir gün Fade yine su almak için köyün çeşmesine gidince, peşisıra bir komşu kadın da su almaya gitmiş.&lt;br /&gt;Tam o sırada kuş yine gelmiş, çeşmenin başına konmuş. Her zamanki gibi;&lt;br /&gt;“-Toprak başına, toprak başına!..” deyip, uçup gitmiş.&lt;br /&gt;Komşu kadın kuşun kıza söylediklerini duymuş. Kadın koşarak gelmiş, kızın anası Yeto’nun karşısına dikilmiş. Demiş ki;&lt;br /&gt;“-A, anam; sen demiyor musun bizim kız her geçen gün biraz daha kötülüyor?”&lt;br /&gt;Yeto da çaresizce karşılık vermiş;&lt;br /&gt;“-Ne bilem aney ne bilem, ne derdi varsa bize bir şey söylemiyor.!.”&lt;br /&gt;Kadın, olanı biteni anlatmaya çalışmış;:&lt;br /&gt;“-Ben Fadenin ardı sıra suya gidiyordum. Fade suyu doldururken bir kuş geldi çeşmenin başına kondu. Fade’ye, ‘Toprak başına toprak başına, herkes kocaya gitti sen ne zaman gidecen?’ diyip uçtu gitti. Sizin kız da ağlayarak, boynunu bükerek çeşmeden ayrıldı.”&lt;br /&gt;Bu olayı duyan babayla anne uzun süre düşünmüşler ve tek bir çare gelmiş akıllarına ... Köyü terk edip başka uzak yerlere gitmeye karar vermişler.&lt;br /&gt;Bir iki gün içinde hazırlıklarını görmüşler...&lt;br /&gt;Baba Musa, anne Yeto ve Fade köyde komşularıyla helalleşip, köyden ayrılıyorlar...&lt;br /&gt;Bir iki gün konup göçüyorlar, ta ki köyden epeyce uzaklaştıklarına kanaat getirdikten sonra, uygun buldukları bir yere yerleşmeyi düşünüyorlar.&lt;br /&gt;Aşırı yorgunluktan, konakladıkları ilk yerde uykuya dalıyorlar.&lt;br /&gt;Fade uykusunda bir rüya görmüş, rüyasında aksakallı dede kendisine;&lt;br /&gt;“-Kızım senin nasibin biraz ilerde göreceğiniz bir kulübede yatıyor.” demiş ve demesiyle kaybolmuş..&lt;br /&gt;Fade Kız o an irkip uyanıyor. Kendi kendine ağlıyor. Annesine, babasına olanlar anlatıyor. Bunu duyan anne baba yola devam ediyorlar...&lt;br /&gt;Az ilerde, aksakallı dedenin tarif ettiği kulübe görünüyor.&lt;br /&gt;Kulübenin önüne gelince bir nefes alıyorlar.&lt;br /&gt;Baba Musa kulübenin etrafına bir göz atıyor, kulubenin kapısını zorlayarak açmaya çalışıyor ama açılmıyor; hanımı Yeto deniyor o da açamıyor.&lt;br /&gt;Fade; “-Anne bu benim kaderim, bir de ben deneyeyim.” deyip, kapıyı kolayca açıyor.&lt;br /&gt;İyi de, Fade adımını içeri atmış, kapı tekrar kitlenmiş.&lt;br /&gt;Anneyle baba dışarıda, Fade kız içeride kalmış. Fade içerde, annesiyle babası dışarıda ağlamaya başlamışlar..&lt;br /&gt;Sonra anası sormuş, “-K,ızım içeride ne var ne yok bize söyle!”&lt;br /&gt;Kızcağız içerden seslenmiş; “-Ana bir kuru mezardan başka bişey yok!.”diye...&lt;br /&gt;Annesi kızına; “-Senin kısmetin o mezarda, onun başını bekle!” deyip, köylerine geri dönmeye karar veriyorlar..&lt;br /&gt;Kız ağlarken gördüğü rüya aklına geliyor ve, “-Ben bu mezarın başında bekleyecem!” deyip mezarın başında bekliyor.&lt;br /&gt;Bir gün on gün derken zaman akıp gidiyor.&lt;br /&gt;Otuz dokuz gün dolunca kulağına bir sesler gelmiş, durup can kulağıyla dinlemiş. Bu sesler, o sıra yoldan geçen bezirgânlara aitmiş. Durumu anlayınca can havliyle avazı çıktığı kadar bağırmış;&lt;br /&gt;“-Bezirgân başı bezirgân başı, yok mu bana bir can yoldaşı!..’.&lt;br /&gt;Bunu duyan Bezirgânbaşı adamlarına emir veriyor. Kervanın en arkasında yürüyen kara kuru, cılız kızı can yoldaşı olarak Fade’ye gönderiyor.&lt;br /&gt;Kara kız kulübenin önüne gelince kapı açılmış ve içeri girmiş. Hal hatır sorulduktan sonra Fade, gelen konuğu GULİŞ’e demiş ki;&lt;br /&gt;“-Kız anam otuz dokuz gündür bekledim. Bu gün de sen bekle, ben de biraz olsun uyuyayım.”&lt;br /&gt;Fade uykuya dalmış.Guliş beklerken mezar ortadan ikiye ayrılmış. İçinden babayiğit, yakışıklı bir genç çıkmış. Mezarın başında bekleyen kıza; “-Senin adın ne?” demiş.&lt;br /&gt;Kız da; “-Benim adım GULİŞ.!” demiş.&lt;br /&gt;Adam Guliş’e, “-Sen benim helalliğimsin!” demiş. Uyana Fade’ye de, “-Sen benim anam, bacımsın!” demiş.&lt;br /&gt;Guliş sevinmiş, Fade de üzülmüş. Çünkü; “-Ben otuz dokuz gün bekledim, Guliş bir gün bekledi kısmet ona çıktı.”diye düşünmüş.&lt;br /&gt;Delikanlı;&lt;br /&gt;“-Çarşıya gidiyorum, size neler alayım?” deyince, Guliş şöyle demiş:&lt;br /&gt;“-Kutnu kumaş, ayna, tarak.” demiş ve aklına ne gelirse istemiş.&lt;br /&gt;Fade de; “-Bana bir sabır taşı bir de kalem tıraşı getirirsen yeter!.” demiş.&lt;br /&gt;“-Olur mu bacım, Guliş her şeyi istiyor; sen de ne istersen alayım!” diye diretmiş delikanlı.&lt;br /&gt;Fakat Fade başka bir şey istemiyor.&lt;br /&gt;Delikanlı çarşıdan, Guliş’in ve Fade’nin dediklerini de alıp dönüyor.&lt;br /&gt;Fade sabır taşını ve kalem tıraşını alıp, köşeye çekiliyor.Başlıyor sabır taşına, “-Sen mi sabır ben mi sabır?!.” diyor, kalem tıraşını kendine saplayacağı zaman delikanlı elinden tutuyor;&lt;br /&gt;“-Derdin ne Fade, niye böyle yapıyorsun?” diye soruyor..&lt;br /&gt;Fade sitemle diyor ki;&lt;br /&gt;“-Niye yapmayayım, ben otuz dokuz gün gözümü kırpmadan senin mezarını bekledim. Guliş seni bir gece bekledi. Sen mezardan kalktın onu helallığına aldın, beni de anan bacın ettin. Ben ölmeyeyim de kim ölsün?.“&lt;br /&gt;Fade kız durumu anlatınca delikanlı;&lt;br /&gt;“-Madem öyle, o zaman Fade sen benim helallığım ol, Guliş de anambacım olsun!” der.&lt;br /&gt;Kırk gün kırk gece davul zurna çalınmış, düğün kurulmuş ve gençler muradına ermişler.&lt;br /&gt;Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;–BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121335038272957490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKjFVQFbDI/AAAAAAAACQ0/NRZo8sFhnx0/s320/Ali+KO%C3%87-%C3%B6yk%C3%BC+i%C3%A7in+FOTO-.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6579948449641478064?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6579948449641478064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6579948449641478064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/10/yazarmz-ali-koun-kaleminden.html' title='*yazarımız Ali KOÇ&apos;un kaleminden...*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RxKjy1QFbFI/AAAAAAAACRE/KDWwZk1BAZA/s72-c/1b-Ali+KO%C3%87--bant-.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2166906808918833748</id><published>2007-09-24T01:42:00.000+03:00</published><updated>2007-09-28T09:37:30.002+03:00</updated><title type='text'>*mizah yazarımız BURHAN GÖRKEN'den bir ÖYKÜ*</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113537802995655794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvbvigUWZHI/AAAAAAAAB_4/aLoKVAy_yf4/s400/BuRhAn+G%C3%B6RkEn-mizah+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC-BANT.jpg" border="0" /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Ünsüz Düşünür Bekir &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ve Ünlü DİVA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her haftasonu olduğu gibi yine kahvehaneye gitmişti.&lt;br /&gt;Kapıyı açıp içeri girdiğinde; &lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;“Dumanlı dumanlı oy bizim eller, yine geldim sana!.”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;diye içinden geçirdi.&lt;br /&gt;Diğer haftasonlarında olduğu gibi içerisi yine tıklım tıklım doluydu. Kahvehane ahalisi &lt;span style="color:#6600cc;"&gt;'toz duman içindeydi'&lt;/span&gt; demiyorum, &lt;span style="color:#660000;"&gt;tozsuz 'duman'&lt;/span&gt; içindeydi.&lt;br /&gt;Boş bir sandalye bulup, televizyonu görebilecek bir yere ilişti.&lt;br /&gt;Magazin haberlerini hiç sevmezdi. Televizyonda yine magazin haberleri vardı.&lt;br /&gt;Ünlü "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Diva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;"dan bahsediyordu televizyon kanalları. Canı sıkıldı. "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Diva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; "lı haberlere iyiden iyiye bozuluyordu.&lt;br /&gt;Yan masada boş duran bir gazeteyi alıp okumak istedi. Orada da "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Diva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;"lı haberleri görünce elindeki gazeteyi bırakıp bir başkasını aldı. O da diğerinden farksızdı. Sözleşmişlerdi sanki, deli etmek istiyorlardı Bekir'i.&lt;br /&gt;Ünsüz Düşünür Bekir, düşünüyordu... "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Cıva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" gibi kadınlar varken neden gazeteler, televizyonlar, hatta FM kanallı radyolar "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Diva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;"dan bahsediyordu.?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;. . .&lt;br /&gt;Kültablasını önüne çekip bir sigara yaktı. Derin düşüncelere dalmıştı. &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;"Diva" ne demekti.?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Türkçe&lt;/strong&gt; olmadığına göre, hangi dildendi.?..&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Arapça&lt;/strong&gt; olabilir miydi,?.&lt;br /&gt;Belki de &lt;strong&gt;İngilizce&lt;/strong&gt;...&lt;br /&gt;Ya da &lt;strong&gt;Fransızca&lt;/strong&gt;...&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Eskiden radyoda İbranice haberler verilirdi. “Belki de İbranice’dir.” diye düşündü. İbranice olabilir miydi?&lt;br /&gt;Üzülüyordu. Hem de çok üzülüyordu.. Son yıllarda Türkçe’nin iyiden iyiye bozulduğunu düşünüyordu... "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Maganda&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;", "&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;&lt;strong&gt;Maço&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;", "&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;Miço&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;" derken, bir de "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Diva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" çıktı şimdi, diye geçiriyordu içinden.&lt;br /&gt;Uzaktan bakanlar eğer Ünsüz Düşünür Bekir’i tanımasalar; “&lt;span style="color:#330099;"&gt;Kredi kartlarının borcunu ödeyememiştir, bizimki yine onu düşünüyor.”&lt;/span&gt; sanırlardı ya da &lt;span style="color:#663366;"&gt;“Aldığı emekli maaşı, daha eve ulaşamadan tükenmiş; kahvehaneye verecek parası kalmadığı için düşündüğünü”&lt;/span&gt; sanırlardı.&lt;br /&gt;. . .&lt;br /&gt;Kahvehane ahalisi Bekir’i iyi tanırdı. O en son kendini düşünürdü. Her şeyi düşünür; ama en son kendini düşünürdü.&lt;br /&gt;Yan masada oturan Selami, Ünsüz Düşünür’ün önündeki kültablasına kayıtsızca bakıp,&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvbxWgUWZII/AAAAAAAACAA/ZNfQwNteAHg/s1600-h/BURHAN-%C3%B6yk%C3%BC-1x-Sevdakar%C3%87EL%C4%B0K.23.o9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113539795860481154" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="285" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvbxWgUWZII/AAAAAAAACAA/ZNfQwNteAHg/s320/BURHAN-%C3%B6yk%C3%BC-1x-Sevdakar%C3%87EL%C4%B0K.23.o9.jpg" width="253" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;derin düşüncelere daldığını görmüştü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sandalyesini alıp Bekir'in yanına gitti.&lt;br /&gt;Selami Karadenizliydi. Kahvehanenin renkli simasıydı.&lt;br /&gt;-Beçir abi hayurdur.? Derin duşuncelere dalmişsun...&lt;br /&gt;-Yok, öylesine düşünüyordum.&lt;br /&gt;-Duşunecek ne vardur da?..&lt;br /&gt;-Selami, merak ettim; bu "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Diva&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" ne demek?&lt;br /&gt;-Ha o mi?. Ben de merak etmiştum... Bizum uşaklara sordim, söyledular ba’a!.&lt;br /&gt;-Eee, nedir peki?&lt;br /&gt;-Söz temsilu, atin &lt;span style="color:#339999;"&gt;KİSRAK&lt;/span&gt; olani vardur; bir de &lt;span style="color:#999900;"&gt;KATANA &lt;/span&gt;olani... İşte bu "&lt;strong&gt;Diva&lt;/strong&gt;", &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;KATANA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; olanidur. Duşunmeye değmez, boş ver bunlari... Altili oynadum... Bakalum bizum atlar nedecek?. Tolunaya oynadum bucün.&lt;br /&gt;Bekir ile Selami'nin konuşmasına kulak misafiri olan Nuri söze girdi:&lt;br /&gt;-Diva, 1950’li yılların ünlü bir şarkıcısıymış Bekir abi; değmez bunları düşünmeye. Yarış başlıyor, bakalım bizim atlar ne yapacak?..&lt;br /&gt;. . .&lt;br /&gt;Selami ile Nuri atları düşünürken, &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Ünsüz Düşünür Bekir'&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;in kafasında hâlâ;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"maganda",&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"maço" ,&lt;br /&gt;"miço",&lt;br /&gt;"diva"&lt;/strong&gt; vardı......&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;...........................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#cc9933;"&gt;–BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113534568885281874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvbsmQUWZFI/AAAAAAAAB_o/Ypcj-dFmx2I/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-2166906808918833748?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2166906808918833748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/2166906808918833748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/09/mizah-yazarmz-burhan-grkenden-bir-yk.html' title='*mizah yazarımız BURHAN GÖRKEN&apos;den bir ÖYKÜ*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvbvigUWZHI/AAAAAAAAB_4/aLoKVAy_yf4/s72-c/BuRhAn+G%C3%B6RkEn-mizah+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC-BANT.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-1705417913487764116</id><published>2007-09-23T08:19:00.003+03:00</published><updated>2009-04-10T21:16:36.024+03:00</updated><title type='text'>e.tığlı</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvX6PAUWZEI/AAAAAAAAB_g/V0t9nLQD5Zw/s1600-h/ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Photobucket" src="http://i273.photobucket.com/albums/jj214/sevdakar2/ETIGLImizahyk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;erhan tığlı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;TURİSTİK AŞK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Didim’e hem tatile gelmiş hem de yaralı gönlümün acısını dindirmek istemiştim. “Çivi çiviyi söker” diye düşünerek güzel kızlara takılmaya, onlarla oyalanmaya çalıştım ama hangi Türk kızına arkadaşlık teklif ettimse terslendim. Sanki yüz bulunca astar isteyecekmişim, kendilerine tecavüze yeltenecekmişim gibi öfkeyle, “Hadi başka kapıya!” der gibi baktılar. Biraz ısrar edince ne terbiyesizliğimi bıraktılar ne manyaklığımı.&lt;br /&gt;Tatilim zehir olmuş, umduğum dağlara kar yağmıştı. Bir kahveye oturup ne yapacağımı düşünmeye başladım. En iyisi buradan çekip gitmekti. Otobüs kaçta kalkıyordu acaba? Ben böyle kara düşüncelere dalmışken yan masaya sarı saçlı, yeşil gözlü güzel bir kız oturdu. Mutlaka turist olmalıydı. Kendi kendime, “Ne güzel kız be! Bu turist kızlar da çok güzel oluyor” diye söylendim, kızın gözlerine gözlerimi diktim. Bakışlarımdan rahatsız olup somurtmadı, aksine gülümsedi. &lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113267447689274418" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvX5pwUWZDI/AAAAAAAAB_Y/eB0Zy1_E6Fc/s200/Erhan+TI%C4%9ELI-%C3%B6yk%C3%BCne....-.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Kız dediğin böyle anlayışlı olacak” diye mırıldandım. “Keşke okulda İngilizce dersine çok çalışsaydım. Şimdi ne güzel konuşurdum kendisiyle.”&lt;br /&gt;Böyle dedikten sonra başımla selam verdim. O da karşılık vermesin mi! “Şu bendeki şansa bak. İdealimdeki kızı buldum ama kendisiyle konuşup anlaşamıyorum.”&lt;br /&gt;Bu sözlerimi kıza bakarak söylediğim için ona seslendiğimi sandı, yüzüme tatlı bir gülüşle baktı, “Vat?” dedi. Sanki dediğimi anlayacakmış gibi, “size söylemiyorum. Kendi kendime konuşuyorum. Güzelliğiniz beni büyüledi ama ne yazık ki bunu size aktaramıyorum” diye bir of çektim. Bir kahkaha attı, “Güzel?” dedi. “Senin o güzel diyen dillerini yesinler!” diye bağırdım. Elimle onu işaret ederek, “Sen güzel, hem de çok güzel” dedim. Elini göğsüne götürdü, “Ay em güzel?” diye sordu. Yahu İngilizce güzel ne demekti? Bir türlü bulamayınca “Hello! Hay!” diye bağırdım filmlerdeki gibi. İşe yaradı. O da bana, “Hello! Hay!” dedi. Sevindim ama gerisini getiremedim. Güzel gözlerine bir daha baktım. “Gözlerin bir içim su, içim yandı doğrusu” diye bir şarkı mırıldandım. Soran gözlerle “su?” dedi. Elimdeki su şişesiyle gözlerini işaret ettim. Bir kahkaha attı, gözlerini göstererek “su” dedi. “Sen de bir içim susun ama kalbimi yakıyorsun” diye içimi çektim. “Su…ateş?” diye dudak büktü.&lt;br /&gt;“Evet. Hem su hem ateşsin. Ya sen Türkçe öğren ya ben İngilizce konuşabileyim de sana olan aşkımı dile getirebileyim, ömür boyu ellerimiz birleşsin” diye ellerimi uzattım, ellerini işaret ettim. Gülerek ellerine baktı, “Vat?” dedi. Aklıma Orhan Veli’nin bir şiiri geldi: “Bilmem ki nasıl anlatsan sana derdimi/Ekmek parası desem değil/Gönül yarası desem değil/ Bir dert ki dayanılır şey değil” dedim. Gözlerini gözlerime dikmiş, ilgiyle, hatta sevgiyle beni dinliyordu. Ne dediğimi anlayamıyordu ama sesimin tonundan, duygusal konuşmalarımdan kendisine iltifat etimi, sevgimi belirttiğimi seziyor, seviniyor, buna memnun oluyordu. &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvX5PAUWZCI/AAAAAAAAB_Q/-Yl8K5lF2nA/s1600-h/DEN%C4%B0Z+ve+HAYALSevdakar+%C3%87EL%C4%B0K.23.o8.2oo2mn.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113266988127773730" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvX5PAUWZCI/AAAAAAAAB_Q/-Yl8K5lF2nA/s200/DEN%C4%B0Z+ve+HAYALSevdakar+%C3%87EL%C4%B0K.23.o8.2oo2mn.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Senin yerinde bir Türk kızı olsaydı beni böyle candan dinlemez, sözümü keserdi. Üstelik, “Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlarda değilim” diye azarlar, kendisine sarkıntılık ettiğimi iddia ederdi. Oysa ben bu sözleri içimden gelerek söylüyorum. Anlıyor musun? Ah bir anlayabilsen de aşkımın yüceliğini kavrayabilsen” deyip ellerimi birbirine vurdum.&lt;br /&gt;Saatine baktı, telaşla ayağa kalktı, gideceğini işaret etti. Üzüntüyle başımı salladım. “Biraz daha kalsaydın ya” dedim. Saatini gösterdi, “Tenk yu! Bay bay!” dedi. “Asıl ben sana teşekkür ederim. Beni sabırla dinledin. İçime su serptin” diyerek bilinçsizce arkasından yürüdüm. Otobüs yazıhanesine geldi, İzmir otobüsüne bindi. Ben de arkasında arabaya binmek, o nereye gidiyorsa oraya gitmek, kendisinden hiç ayrılmamak istedim ama hem cebimde yeterli para yoktu hem de yanlarında kaldığım dayımgillere haber vermeden bir yere gidemezdim. Kızı daha fazla rahatsız etmemeliydim. Belik de ailesinin yanına, memleketine gidecekti. Öyle olmasa bile nasıl anlaşacaktık, kuş diliyle mi yoksa tarzancayla mı?&lt;br /&gt;Sürücü arabayı sürmeye hazırlandı. “Güle güle aşk çiçeğim!” diye bağırdım. “Hoşça kal!” dedi. Hayretle, “Sen Türkçe biliyor muydun?” diye sordum. “Ben bir Türk kızıyım” dedi. “İyi ama nasıl olur?” diye dudak büktüm. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Otobüs giderken el salladı: “Bir daha dikkat edin. Görünüşe aldanmayın. Bu kadar peşin hükümlü olmayın!” diye bağırdı.&lt;br /&gt;Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Dilim tutuldu, konuşamadım. Giden hayallerimin arkasından bakakaldım.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;............................. &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;-BİTTİ-&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113266507091436562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvX4zAUWZBI/AAAAAAAAB_I/Ued6CE2-T7I/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-1705417913487764116?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1705417913487764116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/1705417913487764116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/09/erhan-tili-ustadan-yeni-bir-yk.html' title='e.tığlı'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvX5pwUWZDI/AAAAAAAAB_Y/eB0Zy1_E6Fc/s72-c/Erhan+TI%C4%9ELI-%C3%B6yk%C3%BCne....-.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-8509696143011249969</id><published>2007-09-21T12:55:00.000+03:00</published><updated>2007-09-21T13:41:07.646+03:00</updated><title type='text'>*mizah yazarımız Sadık SONGUR'dan yeni bir öykü*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOXVwUWYvI/AAAAAAAAB84/FVvJjTINRL0/s1600-h/SADIK+SONGUR-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT--.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112596401998947058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOXVwUWYvI/AAAAAAAAB84/FVvJjTINRL0/s400/SADIK+SONGUR-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT--.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ARPAÇAYLI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hasan Dayı Karslıdır. Kendisi tutumluluğun üstünde tutumlu bir insandır. Birkaç yıl önce tanıdım onu. Dükkâna girdiğinde saçı sakalı birbirine karışmış, üstünde işçi kıyafeti vardı. Boya, çimento ve kireçten gerçek rengini kaybeden elbisesi, kamuflaj gibi duruyordu üstünde. Zaman akşamüstüydü, işten geldiği belliydi.&lt;br /&gt;Oturdu, bir sigara istedi. Verdim. Ateş istedi. Çakmağı çaktım. Sigarasını yakmadı -biraz da zorla-çakmağı elimden aldı. Bana hürmeti varmış, saygısızlık olurmuş. Ardından çay ikram ettim. Çaydan koca bir yudum aldı, sigaradan derin bir nefes... Peş peşe ara vermeden içti, çayı ve sigarayı bitirdi.&lt;br /&gt;- Hele bir çay daha doldur bakalım.&lt;br /&gt;Demlikte çay çoktu, doldurdum, çayın ardından bir sigara daha uzattım. Teşekküre gerek görmeden aldı.&lt;br /&gt;Arandı, güç bela cüzdanını buldu. Daha zorlu bir aramadan sonra cüzdanından eskiden çekilmiş, oldukça yeni duran bir resim çıkardı.&lt;br /&gt;Bu gibi durumlarda uzmanızdır. Anlaşıldığı kadarıyla vesikalık fotoğraf çektirmek... Pardon! Yani çoğalttırmak istiyordu.&lt;br /&gt;- Bak bakalım nasıl bir fotoğraf? &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOWygUWYtI/AAAAAAAAB8o/PQ-SXoN8ky8/s1600-h/sad%C4%B1k+songur-1--ARPA%C3%87AY-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC..sevdakar+%C3%A7elik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112595796408558290" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="249" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOWygUWYtI/AAAAAAAAB8o/PQ-SXoN8ky8/s320/sad%C4%B1k+songur-1--ARPA%C3%87AY-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC..sevdakar+%C3%A7elik.jpg" width="220" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Güzel! !..&lt;br /&gt;- Güzel de laf mı? Çok güzel. Şu saçlara bak! Bukle bukle... Yirmi iki önce İstanbul’da çektirmiştim.&lt;br /&gt;Ne yapayım dercesine yüzüne baktım.&lt;br /&gt;- Paranın para olduğu zamanda. . .&lt;br /&gt;-...&lt;br /&gt;- Bak hem de rötuşlu...&lt;br /&gt;-...&lt;br /&gt;- Adam bir haftada anca bitirdi.&lt;br /&gt;-...&lt;br /&gt;- İyi ustaymış ama... Şimdikiler usta mı be. Ver makineye. . .&lt;br /&gt;— Tamam ağabey. Bu resmi ne yapalım?&lt;br /&gt;— Aynısından çıkart. Beğenmezsem para vermem.&lt;br /&gt;Niyetini anlıyordum; ama laf olsun torba dolsun misali gene de sordum.&lt;br /&gt;- Ne yapacaksın bu resmi?&lt;br /&gt;- Kimlik çıkartacağım.&lt;br /&gt;- Ama bu siyah beyaz bir resim?&lt;br /&gt;- Varsın olsun. Güzel ama...&lt;br /&gt;- Siyah beyaz resim kimlikte olmaz.&lt;br /&gt;- Neden olmasın? Benim resmim değil mi?&lt;br /&gt;- Sana hiç benzemiyor. . .&lt;br /&gt;- Ne dedin sen? Ne yani, başkasının resmini mi verdim sana?&lt;br /&gt;Telaşlandı, inanmaz gözlerle gözlerime baktı; elimden resmi aldı, evirdi çevirdi:&lt;br /&gt;- Bu benim ya!..&lt;br /&gt;- Tamam, sensin de. . .&lt;br /&gt;Hadi bakalım, aynaya küs duran bu adama yaşlandığını kim anlatacak?&lt;br /&gt;- Bu eski bir resim. Nüfusta yeni resim istiyorlar.&lt;br /&gt;- Sen de bana yenisini ver.&lt;br /&gt;- Ayrıca renkli olacak. Gel senin yeni bir resmini çekelim.&lt;br /&gt;- Bu saç sakalla, bu kıyafetle mi?&lt;br /&gt;- Yanda berber var!&lt;br /&gt;- İyi be, sen fotoğraf parası al; o da tıraş...&lt;br /&gt;-...&lt;br /&gt;- Biz sanki parayı kumdan topluyoruz. Olursa bu fotoğraftan olsun.&lt;br /&gt;-Olmaz!...&lt;br /&gt;-. Olmazsa ben de kimlik değiştirmem.&lt;br /&gt;- Sen bilirsin!&lt;br /&gt;Kapıdan çıkarken döndü;&lt;br /&gt;- Ben kimin torunuyum biliyor musun?&lt;br /&gt;Bilmiyorum anlamında kafa salladım.&lt;br /&gt;- Benim dedeme eldivenci Reşat derler. . .&lt;br /&gt;-Neden ki?&lt;br /&gt;- Dedem vakti zamanında kendine bir palto diktirmiş...&lt;br /&gt;... ?&lt;br /&gt;- Paltoyu beş yıl giymiş...&lt;br /&gt;... ?&lt;br /&gt;- Kolu yakası eskiyince terziye götürmüş...&lt;br /&gt;... ? '&lt;br /&gt;- Terzi ona bir ceket çıkarmış. . .&lt;br /&gt;... ?&lt;br /&gt;- Onu da üç yıl giymiş...&lt;br /&gt;... ? &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOWgwUWYsI/AAAAAAAAB8g/hC6KeG-20Gs/s1600-h/sad%C4%B1k+songur-2--ARPA%C3%87AY-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC..sevdakar+%C3%A7elik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112595491465880258" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="187" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOWgwUWYsI/AAAAAAAAB8g/hC6KeG-20Gs/s320/sad%C4%B1k+songur-2--ARPA%C3%87AY-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC..sevdakar+%C3%A7elik.jpg" width="251" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- O da eskimiş...&lt;br /&gt;... ?&lt;br /&gt;- Terzi bir yelek yapmış...&lt;br /&gt;-Eeee?&lt;br /&gt;- Onu da epey zaman giymiş...&lt;br /&gt;- O da eskimiş...&lt;br /&gt;-He ya!&lt;br /&gt;- Artık atmıştır bir kenara!&lt;br /&gt;- Atar mı hiç!? Terzi çok marifetliymiş. Artanından kasket yapmış...&lt;br /&gt;- Bravo terziye! Bu devirde öyle terziler yok artık.&lt;br /&gt;- Hay ceddine rahmet! Gerçekten de öyle!&lt;br /&gt;- Sonra ne olmuş?&lt;br /&gt;- Dedem onu uzun süre kafasına takmış, O da bayağı eskimiş. O gün susamasaymış...&lt;br /&gt;- Susamış mı?&lt;br /&gt;- Ya!.. Arpaçay'a eğilmiş su içmeye... Kasket düşmüş nehre. Su götürür dedem koşar.&lt;br /&gt;Eeee yaşlılık... İki saat takip etmiş ama yakalayamamış...&lt;br /&gt;- Yazık, yakalasa ne yapacakmış?&lt;br /&gt;- Ne yapacak? Saban tutan eline eldiven yapacakmış. Birkaç sene daha kullanırdı ne kötü!&lt;br /&gt;- Gerçekten çok yazık olmuş.&lt;br /&gt;Sohbeti dinleyen Iğdırlı berber söze karıştı:&lt;br /&gt;- Gel hadi gel, tıraşın benden olsun,&lt;br /&gt;- Öyleyse olur...&lt;br /&gt;Bana döndü:&lt;br /&gt;- Fotoğrafı kaça çekeceksin?&lt;br /&gt;- Sana iki milyon!&lt;br /&gt;-Kaç tane?&lt;br /&gt;- Sekiz...&lt;br /&gt;- Olmaz, sekiz tane çoktur!.. Fiyatı da pahalı..! Bana iki tane lazım. Fazlasını ne yapayım?&lt;br /&gt;- Yarın bir gün gene lazım olur.&lt;br /&gt;- Yeter, iki tane çok bile... Ben on resmi yirmi iki yıl yetirdim. Şimdi kimliği çıkarsam garanti beş yıl gider. Bakalım Allah daha fazlasına ömür verecek mi?&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;19.O9.2OO7&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;-BİTTİ-&lt;/span&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112594920235229858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOV_gUWYqI/AAAAAAAAB8Q/17mW_3Sc07I/s200/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-8509696143011249969?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8509696143011249969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/8509696143011249969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/09/mizah-yazarmz-sadk-songurdan-yeni-bir.html' title='*mizah yazarımız Sadık SONGUR&apos;dan yeni bir öykü*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RvOXVwUWYvI/AAAAAAAAB84/FVvJjTINRL0/s72-c/SADIK+SONGUR-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT--.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-3298859904908948792</id><published>2007-09-13T21:51:00.000+03:00</published><updated>2007-09-14T14:25:54.547+03:00</updated><title type='text'>*Ali KOÇ'tan yeni bir ÖYKÜ...*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJ4uP9wqI/AAAAAAAABiE/evg2Zmj11Rs/s1600-h/Ali+KO%C3%87--bant-.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109766859809211042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJ4uP9wqI/AAAAAAAABiE/evg2Zmj11Rs/s320/Ali+KO%C3%87--bant-.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SEN ONU ŞURDAKİ KÜÇÜK KÖYLÜLERE SOR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Bey’in büyük oğlu Murtaza, her zamanki gibi atına biner, düğündeki at yarışı oyunlarına katılmak üzere yola çıkar.&lt;br /&gt;Gide gide, varacağı yere varır.&lt;br /&gt;Gel gelelim ki, Murtaza haddinden fazla gösteriş meraklısıdır. Bu merakı yüzünden başına gelmedik iş kalmasa da, bu huyundan da bir türlü vazgeçmez.&lt;br /&gt;Gittiği köyde de, “aynı tas, aynı hamam” misali hareket eder. Atı, köy meydanında bir yukarı bir aşağı koşturur, caka satmaya çalışır; fakat at bu kez huysuzlanıp Murtaza’yı yere düşürür. &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJUuP9woI/AAAAAAAABh0/75lqz7FFoVI/s1600-h/at-+ali+ko%C3%A7+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109766241333920386" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJUuP9woI/AAAAAAAABh0/75lqz7FFoVI/s320/at-+ali+ko%C3%A7+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eee, bizim gösteriş meraklısının halini düşünün gayrı. Attan düştüğü yetmiyormuş gibi, etraftan kıs kıs gülenler de cinlerini tepesine çıkarır. Murtaza bu, çok öfkelenir. Tekrar atına biner. Can cıkmadan huy mu çıkar;&lt;br /&gt;-“Ulan hayvan oğlu hayvan, bana yaptığını sana soracağım şimdi. Akşama kadar sırtından yere inmeyeceğim. Ciğerini yerinden sökmezsem namerdim. Bana yamuk yapmak neymiş, şimdi göstereceğim sana. Köyün içinde kredimi beş paralık ettin ulan katır oğlu katır!” diye yemin şart koşar, kendi kendine.&lt;br /&gt;Atı sürekli koşturarak, dik yamaçlara sürerek intikamını almaya çalışır kendince.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Fakat öfkesi geçip yorulunca attan inmek ister bu sefer. İyi de, yaptığı yemin ve şart aklına gelince de, gururuna yedirip bir türlü inemez attan.&lt;br /&gt;Canından bezmiş bir şekilde dolaşırken, kendisine doğru gelen yaşlı amcaya akıl danışır..&lt;br /&gt;Huysuzluk eden atın kendisini düşürdüğünü, buna çok kızdığını, attan akşama kadar yere inmeyeceğine dair yemin şart koştuğunu, şimdi ise pişman olduğunu ve attan inmek istediğini söyler.&lt;br /&gt;Yaşlı amca;&lt;br /&gt;-“Oğlum, sen onu şuradaki küçük köylülere sor, onlar sana bir yolunu bulurlar, seni bu yemininden kurtarırlar.” deyip, yoluna gider.&lt;br /&gt;Murtaza atını küçük köye doğru sürer.&lt;br /&gt;Köyün girişinde yaşlı bir amcaya başından geçenleri bir bir anlatır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJluP9wpI/AAAAAAAABh8/jNAb6gGJPWg/s1600-h/at-+ali+ko%C3%A7+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109766533391696530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJluP9wpI/AAAAAAAABh8/jNAb6gGJPWg/s320/at-+ali+ko%C3%A7+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaşlı adam can kulağıyla dinledikten sonra, Murtaza’ya;&lt;br /&gt;-“Oğlum o işin kolayı var,canını sıktığın şeye bak!.. Sen, ‘attan yere inmeyeceğim’ diye yemin şart ettin; olsun, zararı yok! Şimdi atını çek şu eğri ağacın yanına... Çektin mi, çektin! Sonra da attan ağacın üstüne in... İndin mi, indin!.. Ağaçtan da yere inersen; böylece hem attan inip kurtululursun, hem de yemin ve şartını bozmamış olursun!..” diyerek, Murtaza’ya gerekli aklı verir ve yanından gülerek ayrılır.&lt;br /&gt;Murtaza da derin bir oh çeker...&lt;br /&gt;-“Yeminim yemin olsun!” der kendi kendine, “Bundan sonra bir daha öfkeyle yemin ve şart koşmak, büyük konuşmak haramdır bana.... Bin kerre tövbekarım..”&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Bu kıssanın hissesini şöyle buyurmuş atalar:&lt;br /&gt;“Büyük lokma ye, büyük konuşma!.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;-BİTTİ- &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109765906326471282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJBOP9wnI/AAAAAAAABhs/pCjEXsK5nxI/s320/at-4a.....jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109764115325108818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumHY-P9wlI/AAAAAAAABhc/ZtsRdc89LCM/s320/%C3%B6yk%C3%BC+SONu+anonsu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;"&lt;strong&gt;MİZAH VE ŞİİR&lt;/strong&gt;"e aşağıdaki linkten erişebilirsiniz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ffcc33;"&gt;www.mizahvesiir.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-3298859904908948792?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3298859904908948792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/3298859904908948792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/09/ali-kotan-yeni-bir-ykm.html' title='*Ali KOÇ&apos;tan yeni bir ÖYKÜ...*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RumJ4uP9wqI/AAAAAAAABiE/evg2Zmj11Rs/s72-c/Ali+KO%C3%87--bant-.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6373945790381580878</id><published>2007-09-06T09:41:00.002+03:00</published><updated>2010-11-21T02:47:17.990+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Giovanni GUARESCHİ öyküsü:JOZEFIN TEYZEM'/><title type='text'>*Giovanni GUARESCHİ'den bir MİZAH öyküsü*</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-hePP_LPI/AAAAAAAABQg/XCSWxJVDvNA/s1600-h/GG.-M%C4%B0ZAH+%C3%96YK%C3%9CS%C3%9C-+bant-o5.o9.2oo7.-s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106978043323165938" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-hePP_LPI/AAAAAAAABQg/XCSWxJVDvNA/s320/GG.-M%C4%B0ZAH+%C3%96YK%C3%9CS%C3%9C-+bant-o5.o9.2oo7.-s.%C3%A7..jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #993399; font-size: 180%;"&gt;&lt;span style="color: #cc33cc;"&gt;"JOZEFIN TEYZEM"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Jozefin teyzem bugün habersiz çıkageldi. Kendisini dört seneden beri görmemiştim. Kapıyı tesadüfen karım açtı. Jozefin teyzem her zamanki gibi fikrini söylemekten çekinmedi :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Üçtür çalıyorum, dedi. Sizin gibi hizmetçiyi ben evimde bir gün tutmam, hemen deflerim. Siz ne biçim hizmetçisiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Karım şaşkın:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Hizmetçi değilim, diye kekeledi. Yeğeninizin karısı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Jozefin teyzem lafını kesti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Öyle mi? Peki!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yürüdü, karşısına çıkan ilk kapıya saldırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Karım telaşlanarak:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Affedersiniz efendim, dedi, orası banyo...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Jozefin teyze açıp baktığı için sert bir sesle:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Gördük, diye cevap verdi. Rabıtalı bir evde böyle şeyler olmaz. Ayakyolu daima solda bulunur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Jozefin teyze başka bir kapı açtı. Bu sefer karşısına bir süpürge, bez ve fırça ordusu çıktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sabrı tükenen teyzem Giovanni' nin nerede olduğunu sordu. (Giovanni! yani bendeniz!)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sesi hiç de tatlı değil. . .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Solukları çalıştığım yere kadar geliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Dışarıya atılıp teyzemi saygıyla karşıladım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;- Teyzeciğim, karımı daha tanımıyorsun, dedim, görüşmeyeli dört yıl oldu, ama karım. . .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Teyzem lafımı kesti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Bunu daha sonra konuşuruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Önce, seni konuşalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Olur, teyzeciğim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Doktoradan vaz mı geçtin?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Teyzeciğim. . . diye kekeledim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Çok fena etmişsin, diye homurdandı. Çok kötü bir yola sapmışsın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;On iki seneden beri meslek sahibi olduğumu, on seneden beri muntazam bir işe kavuştuğumu, üç seneden beri de aile reisliği ettiğimi kendisine anlatmaya çalıştım. Artık bundan sonra doktora yapmaya kalkmak delilik değil de neydi? Zaten doktora için hangi fakültenin, hangi branşına heveslendiğimi bile artık hatırlayamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Teyzem bütün bu laflara karşılık gene: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-iH_P_LQI/AAAAAAAABQo/aSkttKyRnAo/s1600-h/B-1-+g.g.-1----......gif"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106978760582704386" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-iH_P_LQI/AAAAAAAABQo/aSkttKyRnAo/s320/B-1-+g.g.-1----......gif" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Çok kötü bir yol, diye dayattı. Eminim, hâlâ sokağa şapkasız çıkıyorsundur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kızararak başımı önüme eğdim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Jozefin teyze derin derin içini çektikten sonra karıma ilk defa bakmaya lütfen tenezzül etti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Saplı gözlüğünün arkasından kadıncağızı uzun uzun didikledi, odanın içinde yürüttü, döndürdü, eğiltti,kaldırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonra kafasını sallıyarak "Höm.!. . " demekle yetindi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Konuyu değiştirmek için teyzeme bir erkek evladımız olduğunu müjdeledim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Neee? Bir çocuk mu? İkinizden öyle mi? İmkanı yok.!.. diye bağırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bizim hatun gitti oğlanı getirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Teyzem oğlumuzu uzun boylu gözden geçirdikten sonra tekrar kafasını salladı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Mesele soyu sürdürmek idiyse erkek doğurmak neyin nesi? Kızlar bu işe bin kere daha yatkındırlar. .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Oğlumun anası kekeliyerek:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ama teyzeciğim, elden ne gelir, nasıl yapılır... demeye kalkıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Jozefin teyze göğsüne vurdu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Böyle yapılır işte, dedi. Ben erkek miyim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Teyzemi yumuşatmak için:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Ah teyzeciğim, nerede sizin zamanlarınız! . . . diyecek oldum. . .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Artık cevap bile vermedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Teyzem bir az daha oturdu... Yani; apartmanımızın fazla yüksekte olduğunu, radyodan nefret ettiğini, içkinin insana dokunduğunu anlatacak kadar oturdu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonra böylece her şeyi konuştuğuna emin olunca ayağa kalktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Onu kapıya kadar götürdüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Eşikte bir an durdu, kafasını sallaya sallaya bir vakit baktı; sonra çantasından; zayıf, siyahlar giymiş bir kadının resmini çıkarttı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Tam sana göre bir kadın bulmuştum halbuysa... dedi. Kibar, genç bir kız. Babası üniversitede profesördü. Doktoranı kolaylıkla yapabilecektin. Şimdiden güzel bir kızı da var...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Merdivenden inmeye başlarken de:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Neyse,. dedi, yine aklında olsun.. .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;-Olur teyzeciğim, dedim, aklımda olsun yaaa!...&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-ja_P_LTI/AAAAAAAABRA/2neCdx9Cu7I/s1600-h/gg-imzas%C4%B1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106980186511846706" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-ja_P_LTI/AAAAAAAABRA/2neCdx9Cu7I/s320/gg-imzas%C4%B1.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #339999; font-size: 130%;"&gt;Giovanni GUARESCHI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #339999; font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;......&lt;span style="font-size: 180%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #073763; font-size: small;"&gt;oOo&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106979782784920866" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-jDfP_LSI/AAAAAAAABQ4/utMuGg5f1HQ/s320/A-2-+LELE+CROGNALE%27den-portre-G.Guareschi.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106981204419095874" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-kWPP_LUI/AAAAAAAABRI/vPPoKFy7LaE/s320/%C3%96YK%C3%9C+SONLARI+ANONSU+i%C3%A7in+.1.Sevdak%C3%A2r+%C3%87EL%C4%B0K+-%C4%B0LK+D%C3%BCzenleme-o5.o8.2oo7mnmn,.jpg" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;MİZAH VE ŞİİR'e yeniden dönmek için &lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;"&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;TIK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" layınız!..&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6373945790381580878?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6373945790381580878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6373945790381580878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/09/giovanni-guareschiden-bir-mizah-yks.html' title='*Giovanni GUARESCHİ&apos;den bir MİZAH öyküsü*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rt-hePP_LPI/AAAAAAAABQg/XCSWxJVDvNA/s72-c/GG.-M%C4%B0ZAH+%C3%96YK%C3%9CS%C3%9C-+bant-o5.o9.2oo7.-s.%C3%A7..jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-6548093712875198238</id><published>2007-09-04T02:28:00.000+03:00</published><updated>2007-09-04T02:44:29.373+03:00</updated><title type='text'>*Burhan GÖRKEN'den bir MİZAH öyküsü...*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtybC_P_JnI/AAAAAAAABDk/dNKKB4INDhs/s1600-h/BuRhAn+G%C3%B6RkEn-mizah+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC-BANT.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106126553171830386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtybC_P_JnI/AAAAAAAABDk/dNKKB4INDhs/s320/BuRhAn+G%C3%B6RkEn-mizah+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC-BANT.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TEPEMİZDEKİ IRKÇILIK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sıcaktan kavrulduğumuz bir yaz gününde, uzamış saçlarım beni iyice rahatsız etmeye başladı..&lt;br /&gt;Çayır çimende kendine yol bulup akan sular sellerden beter şekilde; gün boyu –hatta geceler boyu- saçlarımın arasından yol bulup akan terlere yardımcı olmak istedim. Berbere gitmeye karar verdim. &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyapPP_JmI/AAAAAAAABDc/r62rFc-8_ec/s1600-h/berber.2.....jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106126110790198882" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="109" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyapPP_JmI/AAAAAAAABDc/r62rFc-8_ec/s320/berber.2.....jpg" width="107" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sıcaktan iyice bunalmıştım.&lt;br /&gt;Berberde sıra beklemek; soğuk kış günlerinde bile çekilmezken; yaz günü sıra beklemeye katlanamazdım.&lt;br /&gt;En tenha berberi bulup, beni terk eden terlere yardımcı olmam lazımdı. Hiç sevmemiştim; “Yolu açık olsun, bir an önce çekip başımdan gitsin” istiyordum. Çünkü bu kavurucu yaz sıcaklarında hiç mi hiç çekilmiyordu.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyaUvP_JlI/AAAAAAAABDU/b47ehlNvEsw/s1600-h/berber..3....jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106125758602880594" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 105px; CURSOR: hand; HEIGHT: 104px" height="197" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyaUvP_JlI/AAAAAAAABDU/b47ehlNvEsw/s320/berber..3....jpg" width="178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her zaman gittiğim berberde sıra vardı, girmedim.&lt;br /&gt;Dedim ya bu sıcakta sıra beklemeye katlanamam diye.&lt;br /&gt;Biraz ileride bir başka berber dükkânı vardı. Bir de oraya bakayım dedim.&lt;br /&gt;Sonunda aradığım yeri bulmuştum.&lt;br /&gt;Dükkân boş, koltuklar bomboştu.&lt;br /&gt;Bomboş koltuklardan birine oturdum.&lt;br /&gt;Tıraş başladı.&lt;br /&gt;Tıraş ile birlikte berberin “Türkiye ve Dünya gündemi ile ilgili yorumları” da başlamıştı&lt;br /&gt;Ben tam karşımdaki aynaya bakarken dalıp gitmiştim. Hem de ne dalış...&lt;br /&gt;Arada bir berberin; “Haksız mıyım abi, öyle değil mi abi?” dediğini duyar gibi olduğumdan; onun dediklerini;‘He!.’, ‘Hı hı!.’,’Evet yani!.’,’Yaaa, ya!.’ diyerek onaylamaya çalışıyordum.&lt;br /&gt;Berber, onu onaylamamdan aldığı cesaretle sık sık da babalanıyor;&lt;br /&gt;“Bana yetki versinler, bütün pürüzleri üç günde düzeltmezsem namerdim abi”diyordu.&lt;br /&gt;Onun bu cengaver edasının etkisiyle dalgınlığımdan sıyrılır gibi olduğumdan;&lt;br /&gt;“Haklısın abi, sen yaparsın abi!.” biçiminde derli toplu karşılıklar verebiliyordum.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Oysa benim “GÜNDEM”im, “BERBERİN GÜNDEMİ”nden başka, hatta bambaşkaydı...&lt;br /&gt;Irkçılığı düşünüyordum.&lt;br /&gt;Şimdi gündemimde ırkçılık vardı.&lt;br /&gt;Beyazın siyaha karşı olan ırkçılığı...&lt;br /&gt;“Irkçılık da nereden çıktı?.. Şimdi gündemde ne ırkçılık, ne Güney Afrika ne de Mandela var.” diyebilirsiniz...&lt;br /&gt;Benim gündemim öyle değil işte...&lt;br /&gt;Şimdilerde benim gündemimde hep ırkçılık var.&lt;br /&gt;Benim durumumda, benim konumumda olup; bir de bu berber koltuğunda oturmuşsanız, beni anlamakla kalmayıp, bana hak da vereceksiniz...&lt;br /&gt;*Deminden beri anlattığım gibi; berber koltuğundayım ve aynaya bakmaktayım...&lt;br /&gt;Sabır gösterin lütfen.!.. Anlatıyorum:&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Siyahlar ya asimile olup kalıyorlar; ya da terk edip gidiyorlar, sadece beyazlar kalıyor. Tepedeki bu mücadeleyi beyazlar kazanıyor.&lt;br /&gt;Beyazlar en tepede kalabiliyor. Siyahlara tepede yer yok. Onlar terke zorlanmışlar. Uzun yıllar direnebilmişler; ama sonunda, tepeden başlayarak ‘terk-i diyar’ etmişler.&lt;br /&gt;‘İşte tepemizdeki ırkçılık!..’ diyorum..&lt;br /&gt;Siyah saçlar birer birer –belki de onar onar- dökülüp gidiyorlar. Kalan saçlar ise beyazlamış. İşte benim aynaya bakarken dalıp gitmeme neden olan “TEPEMİZDEKİ IRKÇILIK” bu... Siyahlar ya dökülüp gidiyor ya da beyazlayıp kalıyorlar.&lt;br /&gt;Benim gündemimde bunlar varken ve ben bunları düşünürken; ensemde kuvvetli bir hava akımı hissediyorum.. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106125307631314498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyZ6fP_JkI/AAAAAAAABDM/rSiuRIGpn_s/s320/Burhan+G%C3%96RKEN-Tepemizdeki+Irk%C3%A7%C4%B1l%C4%B1k+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in..Sevdakar-o2.o9.2oo7.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ensemden gelen bu kuvvetli hava akımı ile birlikte önümde aklı karalı saçlar uçuşmaya başlıyor.&lt;br /&gt;Berber enseme yapışan saçları temizlemek için bütün kuvveti ile üflüyor.&lt;br /&gt;Hem de öyle bir üflüyor ki –nefesi de çok kuvvetli- ensemde sanki küçük çaplı bir kasırga patlamış gibi.&lt;br /&gt;Bundan rahatsız oluyorum ve o an, bu dükkânın neden böyle tenha olduğunu da anlamış oluyorum. Ama belli etmemeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;Bu rahatsızlık karşısında bir yandan da kendimi avutmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;“Bu kadar kuvvetle üflediğine göre, nasıl olsa ciğerleri sağlamdır ve herhangi bir bulaşıcı hastalığı yoktur” diyorum içimden... “Bu sıcakta sıcak nefes de olsa, bir hava akımı oluşuyor ve&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyZifP_JjI/AAAAAAAABDE/RHTZyrUmvgw/s1600-h/berber.1.....jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106124895314454066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 90px; CURSOR: hand; HEIGHT: 118px" height="225" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyZifP_JjI/AAAAAAAABDE/RHTZyrUmvgw/s320/berber.1.....jpg" width="110" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; buna katlanılabilir” diyorum.&lt;br /&gt;Kendimi teselliye; “Bir kerelik üflemeden bi şey olmaz!” diyerek devam ediyorum.&lt;br /&gt;Gelin görün ki, üflemelerin ardı arkası kesilmiyor bi türlü.&lt;br /&gt;Tıraş bitene dek, enseden üflemeler devam ediyor.&lt;br /&gt;Ve nihayet tıraş bitiyor. &lt;br /&gt;İşini iyi yaptığına inananlara özgü bir yüz ifadesiyle;&lt;br /&gt;”Sıhhatler olsun abi!”diyor berber.&lt;br /&gt;“Olsun” diyorum ben de... “Olsun!”&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;“Tepedeki ırkçılık, ensede kasırgalar” derken, AKLI KARALI SAÇLARIMI berberde bırakıp, çıkıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....................&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Burhan GÖRKEN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;........................ &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;26.o8.2oo7&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5106124281134130722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtyY-vP_JiI/AAAAAAAABC8/w1H5Wt4ceW4/s320/%C3%96YK%C3%9C+SONLARI+ANONSU+i%C3%A7in+.1.Sevdak%C3%A2r+%C3%87EL%C4%B0K+-%C4%B0LK+D%C3%BCzenleme-o5.o8.2oo7mnmn,.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MİZAH VE ŞİİR&lt;/strong&gt; 'e dönmek için&lt;/div&gt;&lt;div&gt;lütfen "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;TIK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;"layınız!..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;http://mizahvesiir.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-6548093712875198238?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6548093712875198238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/6548093712875198238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/09/burhan-grkenden-bir-mizah-yks.html' title='*Burhan GÖRKEN&apos;den bir MİZAH öyküsü...*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtybC_P_JnI/AAAAAAAABDk/dNKKB4INDhs/s72-c/BuRhAn+G%C3%B6RkEn-mizah+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC-BANT.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4765599513733276506</id><published>2007-09-01T07:00:00.000+03:00</published><updated>2007-09-01T07:31:59.879+03:00</updated><title type='text'>*Erhan TIĞLI'dan bir MİZAH öyküsü...*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjnU_P_JRI/AAAAAAAABA0/ErgOjMdUEz0/s1600-h/ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105084525386343698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="82" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjnU_P_JRI/AAAAAAAABA0/ErgOjMdUEz0/s320/ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg" width="371" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rtjm7_P_JPI/AAAAAAAABAk/QpIhUgnG7p8/s1600-h/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105084095889614066" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rtjm7_P_JPI/AAAAAAAABAk/QpIhUgnG7p8/s320/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjnGvP_JQI/AAAAAAAABAs/9ueD71EXfAg/s1600-h/kahkaha-1b-+WEB+i%C3%A7in.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105084280573207810" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="94" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjnGvP_JQI/AAAAAAAABAs/9ueD71EXfAg/s320/kahkaha-1b-+WEB+i%C3%A7in.jpg" width="99" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;YARGICIN ÖFKESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; O gün hava çok güzeldi. Yargıç keyifle işe başladı ama daha ilk davada keyfi kaçtı, suratı asıldı. Böyle giderse akşama kadar çekeceğimiz var, diye söylendi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Adamın biri sarhoşken rezalet çıkarmış, kendisine engel olmak isteyenleri dövmüştü.&lt;br /&gt;Yargıç bu suçu niye işlediğini sordu. Sanık boynun bükerek; “Alikol efendim, dedi. Alikol yüzünden oldu hep!” Başka bir şey söylemedi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Yargıç sormaya devam etti: “Kimse sana sataşmadığı halde meyhanenin altını üstüne getirmişsin. Bunun nedenini söyle bakalım bana.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Dedim ya, alikol efendim!”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Peki seni meyhaneden güzellikle çıkarmaya çalışan arkadaşlarına niye saldırdın?” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.......... &lt;/span&gt;“Alikolden efendim.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt;Yargıç baktı ki adam başka bir şey söylemiyor, aynı sözü tekrarlayıp duruyor, “Yaz kızım, dedi. Sanığı suça teşvik eden Ali Kol’ün aranmasına, sanığın tutukluluğunun devamına…”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;...........&lt;/span&gt; ***&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt;İkinci sanığın evinde bir pompalı tüfek, komando bıçağı, tabanca bulunmuştu. Yargıç, evde bunların ne aradığını sordu. Sanık şöyle konuştu: “Pompalı tüfek karımındır efendim.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt;Yargıç şaşırdı, “Karın pompalı tüfeği ne yapacak, onunla sinek mi öldürecek?”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Orası onun bileceği iş efendim. Ne isterse yapar. Ben karışmam.” &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjlovP_JMI/AAAAAAAABAM/l754SAIa3CE/s1600-h/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105082665665504450" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjlovP_JMI/AAAAAAAABAM/l754SAIa3CE/s320/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Herkes karısına tek taş yüzük alır. Sen niye pompalı tüfek alıverdin?”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Ben evde yokken kendisini korusun diye.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Kendisini koskoca tüfekle mi koruyacak?”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Ben karışamam. Orası onun bileceği iş.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Kızar da tüfeği sana doğrultursa ne yapacaksın?”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Orası onun bileceği iş. Ne yapayım? Kaçarım herhalde.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Tabancayla komando bıçağı ne arıyor, senin evin silah deposu mu?”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Komando bıçağını oğlum askerden getirdi. Karım onunla et falan kesiyor. Tabancayı da komşum emanet bıraktı.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjmiPP_JOI/AAAAAAAABAc/_Jfnu2zb2SY/s1600-h/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105083653507982562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjmiPP_JOI/AAAAAAAABAc/_Jfnu2zb2SY/s320/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;..........&lt;/span&gt; “Senin evin silah deposu, sen de emanetçilik yapıyorsun galiba.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Sanık sustu, yargıca orası benim bileceğim iş der gibi baktı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Yargıç adamı tutuklattı. Sanık itiraz edince, “Burası da benim bileceğim iş” dedi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.............&lt;/span&gt; ***&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Yargıcın karşısına bu sefer yaşlı bir adamı getirmişlerdi. Bir kıza tecavüz ettiği ileri sürülüyordu. Adamın genç ve güzel kadın avukatı, müvekkilinin orasına burasına dokunarak, “Bakın efendim. Kendisinin böyle bir işe kalkışacak gücü, dermanı var mı?” diye soruyordu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Dokunma, yoklama uzun sürünce adam huylandı, daha fazla dayanamadı, avukatının kulağına eğilerek, “Kızım, elini üstümden bir an önce çekmezsen davayı kaybedeceğiz” dedi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Soruşturma sonunda iş anlaşıldı. Kızın ailesi adamdan para koparmak için kendisine iftira atmışlardı…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rtjl-_P_JNI/AAAAAAAABAU/QBFc8Rf2sUA/s1600-h/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105083047917593810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="103" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rtjl-_P_JNI/AAAAAAAABAU/QBFc8Rf2sUA/s320/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-2.jpg" width="85" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Kız kendi isteğiyle kaçmıştı ama ailesi oğlandan para almak için kızlarına baskı yapmış, delikanlının onu zorla kaçırdığını söyletmişlerdi. Genç, kız kendisine beni kaçır diye haber yolladığı halde sonradan zorla kaçırıldım demesine bir türlü inanamıyor, ne yapacağını bilemiyordu. Yargıç işin içyüzünü anlamıştı ama elinden bir şey gelmiyordu. Gence acıyan avukatı bir kurnazlık düşündü, “Biz de kızdan davacıyız” dedi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Niye olduğu sorulunca şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Kız kaçırılırken öyle bağırmış, öyle feryat etmiş ki, müvekkilimin kulağı sağır olmuştur. Bunun cezasını çekmelidir.”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Kız hemen “Hiç bağırmadım” diye atıldı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Madem bağırmadın, öyleyse kendi isteğinle kaçtın. Öyle değil mi?”&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Kız gözyaşları içinde gerçeği söyledi, sevgilisinden özür diledi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Yargıç kızın ailesini azarlayıp dışarı attı:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; “Bu iki sevgilinin evlenmesine izin vermezseniz sizi iftiradan mahkum ederim” dedi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjlO_P_JLI/AAAAAAAABAE/DpYBcofzziw/s1600-h/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105082223283872946" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="85" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjlO_P_JLI/AAAAAAAABAE/DpYBcofzziw/s320/erhan+t%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1+%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC+i%C3%A7in-7.jpg" width="91" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;.&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;......... &lt;/span&gt;“Ne ana babalar var yahu! Para için kızlarının mutluluğuna engel oluyorlar, sevenleri ayırıyorlar. İnsanın aklını kaçırması işten bile değil” diye söylendi.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;..........&lt;/span&gt; Böyle birkaç davadan sonra yargıç iyice bunalmıştı. Mesai saati sona erince derin bir ah çekti. “Bülbülün çilesi yanmakmış güle/ Ömürler geçiyor ağlaya güle” diye söylenerek evinin yolunu tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;........................&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#6600cc;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Erhan Tığlı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;................................ &lt;/span&gt;30.Ağu.2007 12:25&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105081145247081634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjkQPP_JKI/AAAAAAAAA_8/479NGvbhvck/s320/%C3%96YK%C3%9C+SONLARI+ANONSU+i%C3%A7in+MELiSA%27m.1.Sevdak%C3%A2r+%C3%87EL%C4%B0K+-%C4%B0LK+D%C3%BCzenleme-o5.o8.2oo7mnmn,.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;*&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;MİZAH&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;strong&gt;V&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;E&lt;/span&gt; ŞİİR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; 'e dönmek istiyorsanız, lütfen "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;TIK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" layın!..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://mizahvesiir.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc33cc;"&gt;http://mizahvesiir.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4765599513733276506?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4765599513733276506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4765599513733276506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/08/erhan-tilidan-bir-mizah-yks.html' title='*Erhan TIĞLI&apos;dan bir MİZAH öyküsü...*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RtjnU_P_JRI/AAAAAAAABA0/ErgOjMdUEz0/s72-c/ERHAN+TI%C4%9ELI-mizah+%C3%B6yk%C3%BC-+BANT..31.o8.2oo7.s.%C3%A7..jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-4672614316677139212</id><published>2007-08-23T11:06:00.001+03:00</published><updated>2009-04-14T00:59:50.221+03:00</updated><title type='text'>Suavi SÜALP'ten bir ÖYKÜ...*</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1BT_P_GZI/AAAAAAAAAp0/8R1GZf_ap8c/s1600-h/SUAV%C4%B0+S%C3%BCALP--bant--.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5101805764532443538" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1BT_P_GZI/AAAAAAAAAp0/8R1GZf_ap8c/s320/SUAV%C4%B0+S%C3%BCALP--bant--.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1BEfP_GYI/AAAAAAAAAps/ZmVhIZRNEXg/s1600-h/KAHKAHA+atan+ADAM-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-+.Sevdakar+CeliK.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5101805498244471170" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="177" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1BEfP_GYI/AAAAAAAAAps/ZmVhIZRNEXg/s320/KAHKAHA+atan+ADAM-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+boy-+.Sevdakar+CeliK.jpg" width="154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....&lt;/span&gt; SÜMBÜL Tozar Taşkasaplı olup, babası ve anasının bütün ısrarlarına rağmen meşhur&lt;br /&gt;olmayı kafasına koymuş, daha on iki yaşında Çifte Saraylar bahçesinde Kör Muhittin'in himayesinde ilk şarkısını söyleyerek istikbalde iyi bir şarkıcı olacağını isbat etmiştir...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.....&lt;/span&gt; Sümbül daha tozmaya on yaşında başlamış, üst kattakilerin oğluyla Yıldız parkında tozarken, fazla toz kaldırdığı gerekçesiyle karakolu boylamıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....&lt;/span&gt; Sümbül (&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;asıl adı Makbule&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;) serbest hayata atılacağını babasına haykırarak söylemiş;&lt;br /&gt;babasının nüzül, anasının felç olmasını takmayarak, arkadaşı bir şoförün taksisine atladığı gibi, soluğu Taksim'de almıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....&lt;/span&gt; Çiçeği burnunda bir kız olan Sümbül'ü &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;"Radyonun Sesi"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; muhabirierinden Sadrettin Kaşık; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;"Seni tanınmış şarkıcı yapacağım!."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; numarasıyla yemiye kalkmış, fakat Sümbül onu uyutarak mecmuada poz poz resimlerinin çıkmasını becermiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Harbi bir kız olan Sümbül, "&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;hayat mektebi"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;nde okuduğundan, &lt;strong&gt;hususi&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;tahsiIli&lt;/strong&gt; olduğunu herkese söylemekten çekinmemiş o rtanın ikisinden tasdikname alıp kendini müzik piyasasının kollarına atmıştır..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Fakat piyasanın kurtları bu ufak tefek yumurta gibi kızı araklamaya kalkmışlar, Sümbül bu kurtların üstüne D.D.T. dökerek onlardan kurtulmasını bilmiştir... Kendi deyimiyle &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;çok çakal bir kız&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; olan Sümbül, klarnetçi Hüsnü Şenüfler'le bir zaman kırıştırmış, fakat şöhret olunca Hüsnü'yü klarnetiyle başbaşa bırakıp tüymüştür..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;......&lt;/span&gt; Arka arkaya bir çok erkeğin canını yakan Sümbül'ün adı fındıkçıya çıkmıştır. Fakat&lt;br /&gt;Sümbül, bir basın toplantısı yaparak hiç fındık sevmediğini ağlayarak gazetecilere&lt;br /&gt;anlatmıştır...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Bu arada sık sık kalbi dolup boşalan Sümbül, birçok erkekle neşesini bulmuş, ama kimi&lt;br /&gt;sevdiğini bir türlü çıkaramamıştır...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;......&lt;/span&gt; Sahnede şöhretini sağlamlaştıran Sümbül, filim piyasasına atılmış ve &lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"taş bebek"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; numarasıyla isim yaparak türlü filimlerde, romantik kız, cazip kadın rollerine çıkmış, fakat bunlardan da bıkmış, bu arada bir çok erkeğin yuvasını şakır şakır yıkmıştır...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Sümbül tozmaktan erkeklerin kalbine girememiş, girdiği kalptede en fazla üç ay kalarak&lt;br /&gt;başka yere taşınmıştır..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;...... &lt;/span&gt;Bir zaman sonra Sümbül, sosyetenin bile adını ettiği fanfatal bir kadın olmuş, sosyete&lt;br /&gt;aşklarıyla ün yapmaya başlamıştır...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5101805283496106354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1A3_P_GXI/AAAAAAAAApk/eRmSYbbMIDk/s320/SUAV%C4%B0+S%C3%9CALP-s%C3%BCmb%C3%BCl+tozar-BANT-.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.......&lt;/span&gt; Yalnız Sümbül; erkleri, çantasındaki pudriyer gibi gördüğünden, hiç bir erkeğin&lt;br /&gt;patentine girmemiş ve firmasını yürütmesini bilmiştir. Bu arada Bebek'te denize nazır bir de&lt;br /&gt;kat alan Sümbül, gazino, film, gece hayatı, çılgın yaşama yüzünden; üç kere sürmenaj, beş&lt;br /&gt;kere kamuflaj olmuş, bir kere kendini balkondan atarken hizmetçisi Ziynet tarafından&lt;br /&gt;belinden yakalanarak yukarı çekiImiştir... Aradığı erkeği hâlâ bulamayan Sümbül, o erkeği&lt;br /&gt;bulmak için İstanbul'un altını üstüne getirmiş, hatta gazetelerdeki kayıp ilânlarına bile&lt;br /&gt;vermiştir...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Sümbül bir zaman sonra, belki aradığım erkeği bulurum düşüncesiyle turnelere çıkmış;&lt;br /&gt;Adana, Ankara, İzmir'in altını üstüne getirdiği halde herifi bir türlü saklandığı yerden&lt;br /&gt;çıkaramamıştır... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Sümbül, artık; tipini aramaktan vazgeçmiş olup, kendini sonsuz ve çılgın maceralara&lt;br /&gt;vermiştir... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Şimdiki prensibi gönlünce yaşamaktır... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Bal gibi de yaşar...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Sümbül hususiyet bakımından öbür kadınlardan pek ayrılmaz. Fakat muhabbette&lt;br /&gt;üstüne yoktur. Bozulduğu zaman &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;eski mahalle Iisanını &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;kullanmasını bilir... Erkek kızdır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Dostluğa çok kıymet verir... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Para onun için şimendifer, kendisi istasyondur... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;....... &lt;/span&gt;Söz verdi mi, ölse gelir... Palavradan hoşlanmaz... Hayat kızıdır... Kapak kızı değil....&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;................................ .....&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;BİTTİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5101804922718853474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1Ai_P_GWI/AAAAAAAAApc/FGQ8_hwrJmo/s320/%C3%96YK%C3%9C+SONLARI+ANONSU+i%C3%A7in.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;form name="webCI"&gt;&lt;/form&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5269486950525987027-4672614316677139212?l=lahmacunmizah.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4672614316677139212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5269486950525987027/posts/default/4672614316677139212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lahmacunmizah.blogspot.com/2007/08/suavi-salpten-bir-yk.html' title='Suavi SÜALP&apos;ten bir ÖYKÜ...*'/><author><name>*mizah ve şiir* --&gt;</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/Rs1BT_P_GZI/AAAAAAAAAp0/8R1GZf_ap8c/s72-c/SUAV%C4%B0+S%C3%BCALP--bant--.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5269486950525987027.post-2173654409909031632</id><published>2007-08-16T04:35:00.001+03:00</published><updated>2010-11-21T03:41:39.869+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Burhan GÖRKEN_öyküsü: PRAYING HANDS'/><title type='text'>*Burhan GÖRKEN'den bir öykü*</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099108198653038114" src="http://bp3.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RsOr4_P_DiI/AAAAAAAAAQ4/FvhqbK-YUi0/s320/Burhan+G%C3%96RKEN-bant-.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000; font-size: 180%;"&gt;PRAYING HANDS&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;(DUA EDEN ELLER)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MSN çıktı, mertlik bozuldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık yüz yüze muhabbetlerin yerini MSN muhabbetleri aldı. Biz de; ister istemez; bu muhabbete uyduk.&lt;br /&gt;Benden &lt;strong&gt;15 yaş küçük&lt;/strong&gt; olan &lt;strong&gt;yeğenim&lt;/strong&gt; ile muhabbet ediyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Küçük dediysem küçük çocuk ile uğraşıyorum diye hemen bozulmayın. Bahsettiğim &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;zat&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (farkındasınızdır, artık “&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #993399;"&gt;çocuk&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;” demiyorum) 32 yaşında...&lt;br /&gt;Bizim yeğen MSN'de bana, &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #3366ff;"&gt;çizdiği&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; resimleri anlatıyor.&lt;br /&gt;“&lt;strong&gt;Hocam&lt;/strong&gt;" diyerek söze başlıyor..( Amcasıyım ama &lt;strong&gt;hocam&lt;/strong&gt; diye hitap ediyor.)&lt;br /&gt;."&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Hocam sana çizdiğim resimlerden bir tane göndereyim bak!."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; diyor.&lt;br /&gt;Birkaç saniye içinde resim -bilgisayarımın ekranında -karşımda bana bakıp duruyor. "UZAY YOLU" tabiri ile söylersek, resimler resmen “&lt;strong&gt;ışınlanmış&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;oluyor&lt;/strong&gt;”.&lt;br /&gt;Tam karşımda bana bakıp duran aslında &lt;strong&gt;tek bir el resmi .&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bir elin nesi var?"&lt;/strong&gt; diyorum içimden. &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RsOrmvP_DhI/AAAAAAAAAQw/KJ91JHyLvvY/s1600-h/EL...15.O8.2OO7+Burhan+G%C3%96RKEN%27den...jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="262" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099107885120425490" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RsOrmvP_DhI/AAAAAAAAAQw/KJ91JHyLvvY/s320/EL...15.O8.2OO7+Burhan+G%C3%96RKEN%27den...jpg" style="cursor: hand; float: right; height: 224px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 131px;" width="170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonra MSN’den şu cümleyi yazıyorum bizim yeğene:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #009900;"&gt;"Bunun yanına bir el daha çizseydin ya... Hiç olmazsa dua eden eller olurdu"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;( Burada sanattan anlamadığım da belli oluyor...)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“ iki el yan yana dua ederdi hiç olmazsa..”&lt;/strong&gt; biçimindeki önerime, yeğenden cevap ulaşıyor anında:.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Hocam dua eden eller dedin de bak aklıma ne geldi. Ama biraz bekle geliyorum. Sana gerçek bir hikâye anlatacağım."&lt;/strong&gt; diyor.&lt;br /&gt;Anlatmıyor . Ne anlatması..? Sadece MSN üzerinden, aşağıdaki yazıyı bölüm bölüm gönderiyor. Üstelik benden de hiç bir tepki göremiyor. Çünkü ben, önüme "&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff9900;"&gt;ışınlanan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;" yazıyı sessizce okumakla meşgulüm.&lt;br /&gt;O da arada bir;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Dinliyor musun Hocam?&lt;/strong&gt; "diye soruyor..&lt;br /&gt;"Yok yok merak etme, dinlemiyorum".&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Neden dinlemiyorsun yav HOCAM?"&lt;/strong&gt; diyor, biraz kızgınca.. .&lt;br /&gt;"Sen yazıyorsun ben de okuyorum. Sen yazılan bir yazının dinlenildiğini nerde gördün?" diye karşılık veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Anlaşıldı Hocam, yani dinliyosun.!”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-Eh, siz olsanız ne cevap verirsiniz bizim yeğene?. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;“Tamam Hocam tamam, dinliyorum seni.”.&lt;/strong&gt; karşılığını veriyorum mecburen..&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Az önce bizimkisi;&lt;br /&gt;."Hocam sana &lt;strong&gt;çizdiğim&lt;/strong&gt; resimlerden bir tane göndereyim bak!." demişti ya...&lt;br /&gt;Bu sözüne dayalı olarak, “&lt;strong&gt;Çizdiğim&lt;/strong&gt;” dediği resimlerden biri &lt;strong&gt;ışınlanarak&lt;/strong&gt; önüme düştü..&lt;br /&gt;Şimdi bakın şu işe...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #339999;"&gt;Albretch Dürer'&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;in “Dua Eden Eller “ (praying hands) adlı tablosunun resmiydi bana gönderilen.&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RsOqjvP_DfI/AAAAAAAAAQg/OIzR2cOop7A/s1600-h/Albrecth+D%C3%BCrer+-Hands(Eller)-15.O8.2OO7+Burhan+G%C3%96RKEN%27den...jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="289" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099106734069190130" src="http://bp2.blogger.com/_Wg2fwcgAR3o/RsOqjvP_DfI/AAAAAAAAAQg/OIzR2cOop7A/s320/Albrecth+D%C3%BCrer+-Hands(Eller)-15.O8.2OO7+Burhan+G%C3%96RKEN%27den...jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 241px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 128px;" width="178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu kez karşımda parmak uçları birleşmiş içiçe bakan iki el resmini görüyorum.&lt;br /&gt;Amcaya "&lt;strong&gt;Hocam&lt;/strong&gt;” demesine bozulsam da; laf aramızda, ben de ona "&lt;strong&gt;Hocam&lt;/strong&gt;" diyorum.&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #339999;"&gt;Hocam, ben resimden anlamam ama bu ressam da resmi yanlış çizmiş. İki el çizmiş ama elleri yukarı doğru açık çizseydi daha iyi olurdu. Hiç olmazsa dua eden eller olurdu".&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu kez MSN'de –&lt;strong&gt;karşımda&lt;/strong&gt;- gülen, kahkaha atan suratlar... Hatta yan yatıp, ayaklarıyla yeri döverek gülen suratlar görüyorum...&lt;br /&gt;Eee dedik ya, &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;“MSN çıktı mertlik bozuldu.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Kendisi karşımda olsa belki bu kadar gülmezdi. Bıyıkaltı gülüp geçerdi. Şimdi MSN'den,
